Arsenal'in Kıymetlisi

Yine her yer, herkes Mesut Özil'i yazıyor, konuşuyor. Nitekim dün akşam Napoli kalesine attığı ilk goldeki vuruşu ancak en iyiler yapabilirdi. Gelişine, ayak içi, kaleciden uzaklaşan dışa falso, köşeye ve kararında sert. Kusursuz... Sonra bir de asist yaptı, en iyi yaptığı iş ön direk koşuları olan solak golcü Giroud'ya beş kişinin arasında ince pası atıverdi. Her ne kadar iki golde de Giroud - Albiol eşleşmesinde İspanyol savunmacı ağır şekilde mantarlamış olsa da oynadığı son 20 resmi maçın 17'sini kazanan ve yalnızca 1 kez kaybeden Arsenal'in ilk 15 dakikadaki futboluna direnmek neredeyse mümkün değildi.

Ramsey vs. Swansea
Bu futbolun bir diğer önemli parçası ise Aaron Ramsey, belki de Mesut'la eşdeğerde. Galli oyuncu halihazırda çıktığı 12 maçta 9 gol attı. Ligde 4 golle krallık yarışını kovalıyor ve tüm bunları yaparken ekseriyetle orta sahadaki iki merkez oyuncusundan biriydi. Napoli karşısında oynadığı sağ açık mevkii geçen yıllarda sağ iç pozisyon ile birlikte onu sıklıkla izlediğimiz yerdi, ama bu sezon başında yeni bir şey fark edildi. Arka alanda pozisyon almasıyla bildiğimiz Jack Wilshere, uzun süredir kaybettikleri tek maç olan Aston Villa karşılaşmasında çok fazla pas hatası yapmıştı. Bu maçla onaylandı ki onun arka alandaki varlığı, pas trafiğinde aksıyordu.

Mathieu Flamini'nin takıma katılmasıyla kadro yeniden şekillendi. Daha önceleri Wilshere'a göre her daim kaleye daha yakın oynatılan Ramsey, bir süredir geride oynatılmaya başlandı. Flamini'nin partneri oldu, çünkü top istobu ve pas seçeneklerini doğru değerlendirme başarısı Wilshere'dan daha yüksek. İngiliz oyuncu sıklıkla ince işi, nispeten zor olanı denerken Galli Ramsey daha garantiyi oynamayı beceriyor. Mevcut formdaki Arsenal'de de zaten arka tarafın oyuncuları yeterli top kullanma becerisine sahip.
Wilshere vs. Swansea

İlginç olan, pozisyon değişimi Ramsey'nin istatistiklerinin gidişatını değiştirmedi. Yine gol yakın, yine sol iç bölgesinden ceza sahasına sızarak gerekeni yapıyor. Tıpkı geçtiğimiz hafta sonu Swansea deplasmanında olduğu gibi. Napoli'ye karşı ise ilk golde Mesut'a yaptığı nefis asist öncesinde kendisine gereken doğru pas açısını, topa ilk dokunduğu anda yaratmıştı bile.

Dinamik, sert ve çok zeki. Üstelik tüm bunları ayak bileği koptuktan sonra yapıyor ve henüz 23 yaşında. Onca sakatına rağmen kazanmaya devam eden Arsenal'in Mesut'la birlikte en kıymetlisi. Bu çıkışın sürmesindeki en büyük pay ise kuşkusuz takıma kattığı sertlik ve alan hakimiyeti artısı ile Flamini'ye ait.

İyi Arsenal + Mesut ile Walcott

Swansea 1-2 Arsenal

Arsenal 2-0 Napoli 
Noat Samisa

02.10.2013

Man Utd'da Savunma Kanseri

Kova kaleciler ve kötü stoperler de sürekli söyler: 'Savunma yalnızca savunmacıların işi değil, takımca yapılır' ve 'günümüz futbolunda....' diye devam eder. Üst düzey futbolcudan bunları duydun mu kaçacaksın. Set oyununda yetmiş metreden gelen topu sektirecek, geniş alanda rakibi kenara sürüklemek yerine ona refaket edecek, ön direğe koşan santrforun yüzünü kaleye döndüreceksin, kalene gelen topların yarısını kurtarmamış olacaksın ama esas suçlusu sen değil, takım olacak. Formsuzsun ya da yetersiz, yahut hocanın oyun kurgusu sorunlu ama takım savunması bu tür durumlar içi kılıf değil.

Doğrudan topla birlikte kaleye?
Nitekim bu sezon Manchester United'ın takım savunması, aynı şekilde hücum gücü gibi bir ölçüde zayıflamış olabilir ama krizin aslı arka taraftan çıktı. Önce Manchester City'den 4 yediler, geçtiğimiz hafta sonu da West Bromwich Albion'a kendi evlerinde 1-2 mağlup oldular. Derbide rakipleri skor ölçeğinde bakınca çok da iyi değildi, zira onlar da bu hafta Aston Villa'ya karşı kaybettiler. Kötü olan United'dı, özellikle de savunmacılar çok kötüydü. WBA karşısında da kadro değişmişti ama hatalar aynı kaldı. Morgan Amalfitano'nun golünde Carrick, Evans ve Ferdinand adeta hayalet oldular, topu 60 metre taşıyan Fransız oyuncu tek başına ağları buldu. Maç boyu geniş alanda dağıldılar.

Ligde alınan üst üste iki yenilgi, onları 0 averaj ve 7 puanla 12. sıraya çaktı. Bunun anlamı, son 24 sezonun en kötü lig başlangıcı imiş. Neticede hesap aşağı yukarı Alex Ferguson'un işbaşı yaptığı günlere denk düşüyor ve hiç de şaşırtıcı olmayan şekilde 'Ferguson geri mi dönecek?' soruları manşetlere düşmeye başladı. Emekli efsane söylentileri kesin bir dille reddetse de seri galibiyetler haricinde spekülasyonları durdurmak mümkün olmayacaktır.

Pek tabii 26 yılın kurulu düzeninin başına geçmek, bu isim yıllardır kendini buna hazırlayan David Moyes olsa da kolay değil. Uzun süren evliliğin üzerine yeni gelen cici anneye çocukların ilk günden sarılmasını bekleyemezsiniz. Üstelik şampiyonluk yarışında hoca değiştiren herkes sorun yaşıyor ve bu sezon ligin üst tarafı, hiç olmadığı kadar rekabetçi.

Bu akşam United'la karşılacak Shakhtar'ın hocası Mircea Lucescu'nun tespiti ise Moyes'in fazla rotasyon yaptığı. Doğru bileşimi henüz bulabilmiş değil, sonuçta elindeki kadro ancak Alex Ferguson'ın optimum verim alacağı bir yapıda. Öyle ki, patronlar da David Moyes'a sezon ortasında £50 milyonluk yeni bir transfer bütçesi vermeye hazırlanıyorlar. Öncelik sol beke Leighton Baines gibi görünürken zaman içerisinde stoper takviyesi listenin ilk sırasına yerleşebilir. Tabii Moyes'in de bu sert geçiş döneminde ipleri biraz daha sıkılaştırması gerekebilir.

Man Utd 1-2 WBA
Shakhtar - Man Utd
Noat Samisa

02.10.2013

"Elvis'i sattık, yerine Beatles aldık"

Tottenham her sezon olduğu gibi bu sezona da Arsenal'i geçme hedefiyle başlarken her şey eskisi gibi görünüyordu. Ama lig karıştı, yakın zamanda hiç olmadığı kadar üst tarafta piramit tersine döndü. Ligi domine eden Manchesterlılar sezon başı itibariyle aşağılarda kalırken ligin tepesinde Londra ve Liverpool'un borusu ötüyor. Hoca değiştirenler sancılı. Arsenal bir süper yıldız alıp güçlenirken, ezeli rakibi Tottenham süper yıldızını satarak güçlendi.

'Elvis'i sattık, yerine Beatles'ı aldık' diyen eski Tottenham kalecisi Erik Thorstvedt'in sözü, şu sıralar İngiltere'de revaçta. Sattığı kadarını harcayan takım orta saha ve hücum hattındaki kaliteyi Bale'ın tek başına kattığından çok daha fazlasıyla artırdı. Paulinho ve Roberto Soldado sezon başından itibaren çok iyi katkı verirken, son haftalarda Christian Eriksen ile uçuşa geçtiler. Şimdilik Nacer Chadli, Erik Lamela ve Etienne Capoue sırasını bekliyor, ön tarafta Gylfi Sigurdsson'un varlığı Tottenham hücum hattınının etkinliğini tamamlıyor. Ayrıca kiradan dönen genç oyunculardan sağ açık Andros Townsend ve sol bek Danny Rose da yeni birer transfer sayılır.

Takımın en önemli parçalarında biri de kaleci Hugo Lloris. Sezonun geri kalan bölümünde açık ara ligin en iyisi olan Fransız kaleci, Milli Takım'a gittiğinde hatalı goller yese bile Tottenham'da oynadığı her maçta kalitesini tekrar tekrar gösteriyor. Kaleci tekniği çok iyi ve arka tarafın lideri. Andre Villas-Boas'ın takımının bu sezon oynadığı 10 resmi maçta yalnızca 2 gol yemesindeki büyük paylardan biri ona ait.

Chelsea günlerinde, bilhassa sezon başı dönemde oyunu fazlaca önde oynama çabası kaynaklı sorunlar yaşayan Villas-Boas, kadrosunu büyük ölçüde yenileyen Tottenham'da yeni sezonun ilk etabını başarıyla geçti. Önceliği topa sahip olmaya ve defansif organizasyona verdi, az risk alarak oynadı ve takım düşük skorlu maçlar kazanarak yükseldi. Şüphesiz, bundan sonrası daha kolay. Gareth Bale'ın adını anan yok, bundan sonra daha atak bir takıma dönüşebilirler. Jose Mourinho'nun da dediği gibi, artık Tottenham'ın da şampiyonluk şansı var.

Tottenham (4-2-3-1): Lloris; Walker, Dawson, Vertonghen, Rose; Paulinho, Dembele; Townsend, Eriksen, Sigurdsson; Soldado.

Noat Samisa

02.10.2013

Torres Geri Dönemedi

Fernando Torres dün ilk 11'de çıktığı Bükreş deplasmanında sakatlandı. Henüz maçın başında sol dizini zorladı ve oyundan çıkmak zorunda kaldı. Oysa geçtiğimiz Cumartesi günü Tottenham deplasmanında müthiş bir ikinci yarı oynamıştı. Adeta 4 yıl öncesi El Nino'ydu, bir sağa bir sola deplase olarak top taşıyor ve yıkılmıyordu. Durağan ve verimsiz oynayan takımı ayaklandıran adam olmuştu. Başka bir şeyler olduğu ve geçmişe ilk kez bu kadar yaklaştığı kesindi, ancak şimdi en az 15 gün, muhtemelen uzun süre sahalardan uzak kalacak. Talihsizlik.

İspanyol golcüde şu sıralar birtakım gariplikler olduğu Tottenham maçında sergilediği futbol dışı davranışlardan da belliydi. Basit bir tartışma yaşadığı Vertonghen'in suratını tırmaladığında kırmızı kart görmediği için şanslıydı. Maç boyu saldırgandı, nihayetinde Vertonghen'le çıktığı bir hava topunda oyundan atıldı. FA de görüntüler üzerinden üç maç ceza verebilirken yaptırımı pas geçti, lakin onun bu çıkışını sol diz medial bağı durdurdu.

Chelsea üç senedir onu bekliyor. £50 milyonluk golcü, bu sezona dek ligde anca 15 gol atabilmişti. Zira Liverpool kariyerinin son demlerinde yaşadığı sakatlıklar, 2008-10 arası vücuduna binen ağır fikstür yükü ile önce fiziksel, sonra ruhen iflas etmiş biri. Çaptan düştüğü aşikar, fakat Liverpool'daki iyi günleri ve Tottenham maçındaki Fernando Torres'in dünyanın en iyilerinden biri olduğu tartışmaya kapalı.

Tabii ki meselenin Jose Mourinho ve Chelsea'ye yansıyan tarafı da önemli. UEFA Super Kupa'da penaltı kaçırdıktan sonra Everton'a kiralık gönderilen Romelu Lukaku uçarken Chelsea yokluk çekiyor. Eldeki verimsizlerden Samuel Eto'o'nun zamana ihtiyacı var, şu haliyle Chelsea'nin taleplerini karşılaması mümkün değil. Demba Ba ise Newcastle günlerini geride bıraktı, toparlanmaya çalışıyor. Rakip kale önünde istikrarla iş yapacak biri yok, buna en yakın duran Torres de sakat.

Çoğunluğu genç hücumculardan doğru bileşimi yapmaya çalışan ve birincil olarak defansif organizasyon üzerinde duran Mourinho'nun işi hala zor. Gerçi yakın dönemin en değerli oyuncularından Juan Mata'yla barışması herkesin hayrına oldu. Dün de Steaua'yı deplasmanda 0-4 yenerek Şampiyonlar Ligi'ndeki mini krizi çözdüler.

Noat Samisa

02.10.2013