<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992</id><updated>2012-01-28T15:37:17.581+02:00</updated><category term='Anime'/><category term='Futbolun Kutsalı'/><category term='BİY United'/><category term='Formula 1'/><category term='Dünya&apos;nın Futbolu'/><category term='Ligue 1'/><category term='Ada Futbolu'/><category term='Asya Sineması'/><category term='Beşiktaş'/><category term='Ulusal Futbol'/><category term='Harry Potter'/><category term='Teknik Futbol'/><category term='FD'/><category term='Sinema'/><category term='Türkiye&apos;nin Futbolu'/><category term='Basketbol'/><title type='text'>Noat Samisa</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>1941</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-1253652405661414276</id><published>2012-01-11T02:05:00.007+02:00</published><updated>2012-01-11T03:43:28.572+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ada Futbolu'/><title type='text'>Bir Dizi Yeni Dolmabahçe Görüşmesi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-wRSgUD42M7w/TwxxoGDZS5I/AAAAAAAACN4/z3IpaRUlr2g/s1600/mustafakumbarfbstadiy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 268px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-wRSgUD42M7w/TwxxoGDZS5I/AAAAAAAACN4/z3IpaRUlr2g/s400/mustafakumbarfbstadiy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5696052562350394258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Geçen günlerde gazetelerde yine aynı havadis yer aldı. Artık ezbere bildığımız üzere Beşiktaş'a müjde veriliyor, günah keçisi Anıtlar Kurulu'nun nihayet yola geldiği duyuruluyordu. Haberin son cümlesini tahmin etmek de zor değildi, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Yeni stad için ilk kazma sezon sonunda vurulacak!"&lt;/span&gt; yazıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu altın kazma, takriben beş yıldır her Ocak ayında gündeme geliyor. Fakat aynı kazma Mayıs ayı geldiğinde ancak dam üstündeki saksağanın beline vuruluyor. Bugün gelinen noktada ise suçlular ve sorumlular çoğalmış, birbirine karışmış durumda. Hatta bazı sözler tartışmanın zeminini de değiştirdi, fakat stadın arz ettiği tehlike değişmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serdar Bilgili yönetiminin 2001 yılında &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.sabah.com.tr/SabahSpor/Futbol/2011/12/14/inonu-stadi-curuk"&gt;İTÜ &lt;span style="  line-height: 150%;font-family:Verdana;font-size:14px;color:#000000;"   &gt; &lt;/span&gt;Öğretim Üyesi Gülten Gülay'a hazırlattığı raporda&lt;/a&gt; eskime, yıpranma, korozyon, kalitesiz ve kesitleri standartlardan düşük beton... gibi ibarelerle acil güçlendirme yapılması sonucuna varılmıştı. Fakat iddiaya göre, maliyetin 40 milyon lirayı bulması sebebiyle Beşiktaş yönetimi bu uyarıyı görmezden geldi. Ardından mevcut yapı üzerinde herhangi bir çalışma yapılmadan zemin aşağı indirildi ve 2003 yazında stada ilave yapılarak tribünler yeniden düzenlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizse bu süreçte duvarlarda aynı yıpranmışlığı gördük. Çatlaklar her yıl biraz daha büyüdü, makyajlanmadı bile. Dolayısıyla acilen bir şeyler yapılmalıydı, ya da en azından bugün yapılmalı. Çünkü bir facia ihtimali, her geçen gün artmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Provakatif bir soru, belki endişeyi daha net anlatabilir: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bir gün maç esnasında bir deprem olsa ve bu stadyum çökse, bunun hesabını kim verecek?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soru, her ne kadar insan hayatını arka planı atıyor olsa da maalesef elimizde daha iyisi yok. Zira ortada çapraşık bir durum var. Yapı anıt statüsünde ama insanların aktif kullanımına açık. Yapı açıkça köhne, ama korunması gereken bir kent varlığı olarak görülüyor. Zaman içerisinde ek kat ve çatı yapılarak zaten bütünlüğü bozulmuş bir 'sanat' ürünü ve eğer yazının başındaki fotografta görülen şu muhteşem vadide bir yapı estetiği bozuyorsa, bunun hangisi olduğu sanırım -esasen şüpheye yer bırakmayacak kadar net- açık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette, yanlışı yanlışla çözerek yanlışa devam etme taraftarı olmamak gerekir. Üstelik elimizde yanlışa meyletmeye gerek bırakmayacak kadar güçlü savlar mevcut iken. Pekiyi, silüet ve tarih mirası korunsun. Fakat bu yapı, açıkça, çökmek üzere ve bir şeyler yapması gereken iki kurum belli. Biri pek tabii ki Beşiktaş, diğeri ise yapıya sahip çıkan devlet. Lakin yıllardan beri Beşiktaş sorumluluk alacak olsa devlet karşı çıkıyor; öte yandan eğer devlet insiyatif alacak olsa, Galatasaray'a yapılan Beşiktaş'a da öneriliyor: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Buradan çıkın, size dağ başında stad yapalım."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu öneri, tabii ki kabul edilebilir değil. Yalnızca yaşanmışlık, hatıralar, Beşiktaş semti... gibi kıymetliler değil, reddin esaslı gerekçelerinden biri de devletin Beşiktaş'ı buradan çıkardıktan sonra bu yapıyı ve araziyi ne yapacağı. Akla gelenlerden en basiti söylersek, yapıyı yenileyerek 'butik stad'a dönüştürüp İBBSpor'a maç oynatacak değiller herhalde. Olsa olsa şu sıralar Mecidiyeköy'de görülen kamyonlar, aynı şekilde Dolmabahçe'nin toprağını kaldırırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/kadak/2012/01/09/haberler-asilsiz-bjk-dolmabahceye-avm-yapamayacak"&gt;Ertuğrul Günay'ın bazı sözleri&lt;/a&gt;, konuyu bambaşka bir noktaya çekmeye muktedir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Çok daha ileri giderlerse, burası kentsel sit alanıdır o zaman eski haline döndürülmelidir. (...) Lütfi Kırdar, 1939-45 arası Dolmabahçe Sarayı'na kasten burayı yaptı  diyorum. Osmanlı'nın gücünü küçük göstermek için, mimari bir zorlama  burası! Düşünün 1939'da İstanbul'da her yer boş. Siz getirmişsiniz  sarayın arkasına, Osmanlı mirasına karşı bu stadyumu buraya dikmişsiniz.  Bunu yapmaya hakları yok."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz meselenin ekonomik boyutu üzerine kafa patlatırken, Ertuğrul Günay'ın bu sözleriyle bu tartışmanın reel politikadan nasiplendiğini görerek şaşırıyoruz. Yahut şaşırmıyor, tıpkı her mesele gibi bu mesele de siyasidir, diyoruz; daha doğrusu demeye zorlanıyoruz. Arka planda yine bir hesaplaşma fikri seziliyor, tamamen doğru-yanlıştan bağımsız. Keza bir hesaplaşmadan ve Maçka vadisinden söz edeceksek, sahil yolu başta olmak üzere bölgede yapılaşmanın Adnan Menderes döneminde palazlandığını Ertuğrul Günay'ın da biliyor olması gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toparlarsak, yanlışın yanlışla telafi edilmemesine kabul. Yeni stadyumun hassasiyetler gözetilerek yapılması gerek, buna da eyvallah. Yüksekliği mevcudu aşmamalı, hatta biraz daha aşağı çekilmeli gibi talepler de kabul edilebilir. Fakat kabul edilemez bir öneri varsa, o da Beşiktaş'ın Dolmabahçe'yi terketmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırmızı çizgiler bunlar iken ve Türkiye'nin dinamiklerini de az-çok okuyabiliyorken, meselenin sulh yoluyla çözümü bir ihtimal şu şekilde olabilirdi: Devlet, kendi kabul ettiği ölçütlere göre bu stadı yeniden yapardı, maliyet de paylaşılırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de bir halka eksik. O da şu ki, Beşiktaş'ın mevcut mali durumuyla "butik stadyum" fikrini kabul etmesi ahmaklık olur. Halihazırda en pahalı (en ucuz bileti en pahalı olan) bileti satmasına karşın stadyum gelirleri Galatasaray ve Fenerbahçe'nin arkasında olan Beşiktaş, Fulya fiyaskosundan sonra mutlaka gelirlerini artırma yolunu bulmak zorundadır. Stada bütünleşik otel, alışveriş merkezi, büyük otopark vs. projelerinin ısrarla üzerinde durulmasının sebebi bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat stad meselesinde bundan daha da önemlisi, Beşiktaş'ın içerisinde bulunduğu borç batağıdır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-0HaSb33IGcg/TwxxoYLPBZI/AAAAAAAACOE/sGovkNxGQAE/s1600/bor%25C3%25A7.png"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-0HaSb33IGcg/TwxxoYLPBZI/AAAAAAAACOE/sGovkNxGQAE/s400/bor%25C3%25A7.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5696052567215113618" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:85%;" &gt;Bedel: X Milyon Türk Lirası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veriler: oncesiktas.com&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Üç yıl önce ilk kez üç hanelere çıkan borç, geçen üç yılda kendini üçle çarptı. Bu durum neresinden bakarsak bakalım akıl alır bir şey değildir. Borç yükü bu denli artan ve herhangi bir ekonomik ve sportif bir açılım yapabilecek gibi görünmeyen Beşiktaş'ın bırakın yeni stad yapmayı ya da yapımına ortaklık etmeyi, yeni bir transfer yapacak durumu yok. Geçen haftalarda açıklanan &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://sihirlikrampon.blogspot.com/2011/12/sapkadan-ckan-tavsan.html"&gt;tasarruf tedbirleri&lt;/a&gt; de yalnızca komediyi ortaya koyması açısından önemliydi, fazlası değil. Maslahata lüzum yok, &lt;a href="http://sihirlikrampon.blogspot.com/2011/09/decoder-besiktas-kurtaramaz-muhasebe.html"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;rezalet ayan beyan ortada.&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertuğrul Günay da eminim ki Beşiktaş'ın bu durumunu biliyordur. Fikrimce, önceliği Beşiktaş'ı buradan göndermek. Tabii bu bir tez, aklını okuyor değilim. Olmazsa, meseleyi sürüncemede bırakıp söz konusu fikrini kabul ettirecek ortamı oluşturmak. Ama sorumluluğu da üstünden atmış durumda. Eğer insiyatif kendisine verilse, Beşiktaş şehrin bambaşka bir yerinde içi modern, dışı ucube bir stada sahip olacak. Ama eğer kontrolü Beşiktaş devralacaksa, o halde butik stadyum fikri uygulanacak ki, bu da katiyen Beşiktaş'ın işine gelmiyor. Halihazırda işi yokuşa süren de Beşiktaş olarak göründüğünden, yukarıda sorduğumuz provakatif sorunun cevabı verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, Ertuğrul Günay 'iş'ini yapmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş YK'sı ve Demirörenizm ise her Ocak'ta olduğu gibi yine servis haberlerle 'ibra' dileniyor. Onların amacı, devleti yola getirdiklerini iddia ederek Beşiktaş'a umut verebilecek yegane projeyi kongreye sunmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabul etmek gerekir ki, mutenalaşan ve etrafında çeşitli üniteler olan bir stadyum, kesinlikle çok cazip bir gelir kapısı olacaktır. Demirören'in fütursuz ve izansız yönetim anlayışı değil, standart bir yönetim de olsa değişen koşullar nedeniyle Beşiktaş'ın böyle bir gelir artışına ihtiyacı var, bu da zamanın ruhuna uygun bir gerçek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahip olunan tüm değerleri çarçur eden Demirören, artık orada umut da bırakmadı. Ne yazık ki borç arttıkça, o stadyumda bir gün facia yaşanması riski de Beşiktaş'ın Dolmabahçe'den kovulma riski de artıyor. Tıpkı daha önce Çırağan'ın yanından, &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://img36.imageshack.us/img36/7384/seref.png"&gt;eski Şeref Stadı'ndan kovulduğu gibi&lt;/a&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11.01.2012&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-1253652405661414276?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/1253652405661414276/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=1253652405661414276&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/1253652405661414276'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/1253652405661414276'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2012/01/bir-dizi-yeni-dolmabahce-gorusmesi.html' title='Bir Dizi Yeni Dolmabahçe Görüşmesi'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-wRSgUD42M7w/TwxxoGDZS5I/AAAAAAAACN4/z3IpaRUlr2g/s72-c/mustafakumbarfbstadiy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-3884133633114000575</id><published>2012-01-02T22:55:00.002+02:00</published><updated>2012-01-03T00:50:31.349+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Kimlik Oluşumunda Manisa Dersi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-5qP7M56Fta0/TwIV6v1lYgI/AAAAAAAACNs/lmKfyPtSf-g/s1600/quaresma%2Botob%25C3%25BCs.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 332px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-5qP7M56Fta0/TwIV6v1lYgI/AAAAAAAACNs/lmKfyPtSf-g/s400/quaresma%2Botob%25C3%25BCs.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5693136977967538690" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span id="contextual"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Bir oyuncunun dinlenmesi için, yüzde yüz değil, olabildiğince kendine gelmesi için, dört güne ihtiyaç var. Bu ara asla iki gün olamaz."&lt;/span&gt; diyor Carvalhal, ortaçağdan kalma 'vücut 48 saatte eski haline döner'&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;ezberine karşı çıkarak. &lt;/span&gt;Bu tespiti yaparken puan kayıplarına mazeret üretiyor değil, aksine Portekiz Futbol Federasyonu'nun antrenörlük kursundaki bitirme tezini rejenerasyon üzerine yapmış biri olarak konuya ilişkin söyledikleri önemli ve dikkate değer.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;Kayda değer kaynaklardan Science and Football IV kitabında da benzer bir saptama yer almakta:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span id="contextual"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"...Kas sakatlıkları riskinin artmaması için iki  üst düzey futbol maçının arasında 72 saatten fazla dinleme/toparlanma  zamanın gerektiği sonucuna varılmıştır."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş bu hafta içinde 11 günde 4 maçlık bir yeni periyoda girecek, tıpkı diğer takımlar gibi. Dördüncü kez gerçekleşecek bu seri, -ne yazık ki- en zoru değil. Beşiktaş bir kez 10 günde 4 maçlık bir seri yaşadı ki, 17 günde 6 maçlık serinin devamında gelmişti. Sonucu 0-2'den 4-2 kaybedilen Gençlerbirliği maçı oldu. Fiziki tükenmişlik, bu maçta takımın her bir aksiyonunda kendini belli ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktadan hareketle, bugün Beşiktaş'ın takımından umutlu olmasının sebebleri var. Artık aralarında görünmez bağlar oluşturmuş bir oyuncu grubu var ve artık onlara 'takım' denebiliyor. Gece gezmelerini abartanların icabında evine yollandığı da görülünce, öte yandan aklını yeniden futbola kanalize edenlerin de damgalanmadan affedildiği anlaşılınca kimseden formayı çıkarıp çıplak oynaması istenmiyor. Sezon başına göre (milat Trabzonspor maçının öncesi) bir dizi gelişme var ve bunlar hem tabelaya, hem de beklentilere yansımış durumda. Takım, fizik olarak sağlam ise sahaya muhakkak disiplinli bir mücadele koyuyor. Sonrası, kazanma yolunu bulmakta...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Manisa Dersi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe maçı, öze ilişkin sorunlarını belli ölçüde aşmış haldeki Beşiktaş'ın ciddi şekilde yapısal bir problem ile muhatap olduğu karşılaşma olması hasebiyle önemli. Dönemin lig lideri Fenerbahçe, Dolmabahçe'deki tüm stratejisini Quaresma üzerine kurmuştu ve böylece bölüm bölüm çok etkili futbol oynadılar. Sağ kenarındaki sorun nedeniyle kompakt bir takım olamayan Beşiktaş, rakip kale önündeki düşük başarı yüzdesini artıramayınca 2-2'ye razı olmuştu. Galatasaray maçı da benzer bir senaryoya sahipti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat Aralık ayı başında 1-4 kazanılan Manisaspor maçı, Beşiktaş'ın mutabık kazanma yoluna dair en güçlü ışığın yayıldığı maç oldu. Zira hem Egemen, İsmail, Sivok, Ernst ve Hilbert'ten oluşan (bu beşli, aynı zamanda takımın en çok süre alan oyuncuları) savaşçı, atlet ve dinamik grup kazanan takımın içerisinde, hem de başına buyruk Portekiz çetesi, elebaşıyla birlikte 'takıma' dahil, özel rolüyle birlikteydi:&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-itN_yxp8vmw/TwIMsPjyPKI/AAAAAAAACNg/vZZpcS2XX_E/s1600/Manisa%2B1-4%2BBJK.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 217px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-itN_yxp8vmw/TwIMsPjyPKI/AAAAAAAACNg/vZZpcS2XX_E/s400/Manisa%2B1-4%2BBJK.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5693126833180130466" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;O&lt;/span&gt; - İçi boş yuvarlaklar, rakip sahada topa sahipken alınan ortalama pozisyonları gösteriyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Sorun, başından beri çift taraflıydı. Quaresma ve Simao'nun savunmaya yardımlarının tartışılması ile eşdeğerde, hatta ondan daha önemli olmak üzere 'topsuz oyun' eksikliği, Beşiktaş'ın muamması. Top Beşiktaş'tayken fazla statik kalan bu oyuncular, takımın rakip kale önünde çoğalamamasının, set hücumları yapamayıp reaksiyona bağımlı kalmasının temel nedenidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat Beşiktaş bu sezon ligde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Quaresma - Simao birlikteyken: &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;8 maçta 12 gol&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Quaresma - Simao ayrıyken:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; 4 maçta 4 gol,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Her ikisi de sahada yokken: &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;6 maçta 9 gol&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;attı. Bu tablo, bana göre kör kavgaya yer bırakmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş, katiyen Quaresma ve Simao'ya bağımlı değil. Ama aynı şekilde ve kesinlikle, her ikisi de çok değerli oyuncular. Problemi yaratan, onların takıma katkı vermediklerinde zarar getirmelerinin görmezden gelinmesiydi. Gerçeği sakatlıklar açığa çıkardı, bu süreçte Beşiktaş takımı kendini keşfetme imkanı buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simao son olarak Galatasaray'a karşı oynadı, Quaresma ise söz konusu Manisaspor maçının ilk yarısının sonunda sakatlanarak devreyi kapatmıştı. Sahneyi Fernandes devraldı ki, Ferman lakaplı Portekizli, bir süredir Almanya-Brezilya gen seçkisini barındıran bir Afrikalı gibi oynuyor. Bu sebepten onun cevval atletler grubuna mı, yoksa çeteye mi dahil olduğu belirsiz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manisaspor galibiyeti, Beşiktaş'ın bu sezon elde ettiği en 'temiz' galibiyetti. Sahada dört orta saha oyuncusu sıfatlı adam yer alıyordu: Ernst, Necip, Veli ve Fernandes. Şaşırtıcı şekilde Necip sağ öne konulmuştu, Veli ise sağ iç görünüyordu. Fakat kısa zaman sonra Necip kendini Ernst ile hizalamaya, Fernandes ise sola kaymaya başladı ve 4-4-2'vari bir yapı kuruldu; özellikle de rakibi karşılama yerleşiminde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oluşan çift dörtlü hattın önünde görünen Quaresma ise rakip sol beki sürekli gezdirdi, topla çok etkili olmasa bile Ferhat'ın berbat bir maç oynamasını sağladı. Geri dönmesi gerekmiyordu ve onun ürettiği tehdit, Manisa'yı soldan oynamaya zorluyordu. Ama Beşiktaş sağında Necip, Veli ve Hilbert bir aradaydı, yani kapı duvardı. Bu plan çok iyi işledi, Mustafa'nın da desteğiyle o günlerin flaş takımı Manisaspor, farklı mağlup edildi. Devre biterken 0-2 olan maçın kalan bölümüne Quaresma ya da Simao değil, Holosko lazımdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fabian Ernst, çan eğrisi uzmanı. Veli Kavlak, artık takımın as eleman, Fernandes ise üst düzey oyunuyla takımın oyun merkezi. Necip de bir süredir yeni yeni görev tanımlarıyla sahaya çıkıyor. Onlar, takımı taşıyor; enerjileriyle arızaları tolere ediyorlar. Onlar sayesinde Beşiktaş yoğun trafikten az hırpanalarak ve gelişerek çıktı. Quaresma ise hala sakat. Önümüzdeki günlerde takıma girdiğinde, sanıyorum ki Manisa'da bıraktığı yerden devam edeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.hayatimfutbol.com/index.php/2011/11/derbi-takimi-derbi-fakirine-karsi/"&gt;Hayatım Futbol Dergisi: Trabzonspor - Beşiktaş ön bakış (22.11.2011)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;02.01.2012&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-3884133633114000575?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/3884133633114000575/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=3884133633114000575&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/3884133633114000575'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/3884133633114000575'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/01/kimlik-olusumunda-manisa-dersi.html' title='Kimlik Oluşumunda Manisa Dersi'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-5qP7M56Fta0/TwIV6v1lYgI/AAAAAAAACNs/lmKfyPtSf-g/s72-c/quaresma%2Botob%25C3%25BCs.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-5293296962330209369</id><published>2011-12-13T22:19:00.002+02:00</published><updated>2011-12-13T22:30:38.310+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ada Futbolu'/><title type='text'>Stoke City'nin Yeni Numarası</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-qQR-pE34b6M/TuevwIusasI/AAAAAAAACNQ/alImK94eN90/s1600/1.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 230px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-qQR-pE34b6M/TuevwIusasI/AAAAAAAACNQ/alImK94eN90/s400/1.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5685706296090454722" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-Z1VYT4RJgPk/Tuevv6nLW-I/AAAAAAAACNE/zkUkRUfhbLk/s1600/2.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 230px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-Z1VYT4RJgPk/Tuevv6nLW-I/AAAAAAAACNE/zkUkRUfhbLk/s400/2.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5685706292300831714" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-zZPuYuG5Kq8/Tuevu8zv6II/AAAAAAAACM8/76eLA-UEPtU/s1600/3.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 230px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-zZPuYuG5Kq8/Tuevu8zv6II/AAAAAAAACM8/76eLA-UEPtU/s400/3.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5685706275710560386" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-Havf_CDvsbY/TuevuX5s7NI/AAAAAAAACMs/gMSD19558h4/s1600/4.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 230px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-Havf_CDvsbY/TuevuX5s7NI/AAAAAAAACMs/gMSD19558h4/s400/4.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5685706265803418834" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-TVKTGNBz-WE/TuevuNwjBXI/AAAAAAAACMg/wsfM2KxdfUI/s1600/5.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 230px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-TVKTGNBz-WE/TuevuNwjBXI/AAAAAAAACMg/wsfM2KxdfUI/s400/5.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5685706263080666482" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Arka kapıdan, olmadı bacadan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;QPR hocası Neil Warnock, üç hafta evvel Stoke deplasmanında geldiğinde yapılmamışı yaptı. Tıpkı Delap gibi, taç atmaya giden her QPR oyuncusu top toplayıcılardan havlu istedi. Oyuncular bıkmadan bu ritüeli tekrarladılar, sırf muhalefet olsun diye. Sonuçta kavga çıktı, Stoke fizyoterapisti kulübeden atıldı ve ilk yarı 1-2 QPR'ın üstünlüğüyle bitince, ikinci devre saha kenarındaki havlular kaldırıldı. Bu sefer de karşı hamle geldi. Neil Warnock, soyunma odasından kendi havlusuyla çıktı, QPR oyuncuları denk gelirse havlu kullanmaya devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani bir süredir Britannia Stadium'da top toplayıcıların elinde havlu yok. Ama Stoke City bu, hemen yeni formülü buldular. Üstelik deplasmanlarda dahi işe yarayabilir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görsellerde görüleceği üzere &lt;span style="font-style: italic;"&gt;'Küçük Delap'&lt;/span&gt; lakaplı Ryan Shotton, formasının altına bir havlu gizlemiş. Geçtiğimiz pazar günü Tottenham karşısında taç atmadan evvel havlu lazım olduğunda işini bu yeni aparat vasıtasıyla gördü, çok da işe yaramış olacak ki Stoke takımı galibiyeti getiren iki golü de taç atışlarıyla oluşan karambollerin devamında buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bu net bir kural ihlali. Kural kitabında tanımlanan giysiler dışındakiler için FA ve her iki takımın onayı gerekiyor, nitekim Tottenham havlu kullanmadı. Sonuçta FA olaya el koydu, geçmişe dönük ceza da dahil yaptırım gündemde. Yasaklanacaktır. Yarınki maçın hakemi de umarım buna dikkat eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stoke City ligde 4 maç üst üste kaybettikten sonra son iki lig maçında Everton ve Tottenham'ı mağlup etti. Haftada üç maç onlara ağır gelinde bir ay epey sallandılar, evlerinde dahi ağır mağlubiyetler aldılar fakat yine Beşiktaş'la oynanan ilk maçtaki seviyede görünüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arşivden: &lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/03/quaresma-ile-rugby-oynuyoruz.html"&gt;Quaresma ile Rugby Oynuyoruz&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center; font-weight: bold;"&gt;14.12.2011 - 20:00&lt;br /&gt;Beşiktaş - Stoke City&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13.12.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-5293296962330209369?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/5293296962330209369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=5293296962330209369&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/5293296962330209369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/5293296962330209369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/12/stoke-citynin-yeni-numaras.html' title='Stoke City&apos;nin Yeni Numarası'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-qQR-pE34b6M/TuevwIusasI/AAAAAAAACNQ/alImK94eN90/s72-c/1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-30817672232910198</id><published>2011-12-05T17:01:00.002+02:00</published><updated>2011-12-05T17:10:01.079+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ada Futbolu'/><title type='text'>Yakubu 4 X 2</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-fIyUw3OAC6Q/TtzdFDF0eiI/AAAAAAAACMI/4cUQ0SwqiYo/s1600/Blackburn-v-Swansea-Ayegbeni-Yakubu-second-go_2686396.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 212px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-fIyUw3OAC6Q/TtzdFDF0eiI/AAAAAAAACMI/4cUQ0SwqiYo/s400/Blackburn-v-Swansea-Ayegbeni-Yakubu-second-go_2686396.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5682659908633524770" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yakubu bizim Tuncay Şanlı'nın Middlesbrough'dan takım arkadaşıydı. Sonra Everton'a gitti ve bu yaz lig başladıktan sonra Blackburn'e katıldı. Çıktığı ilk maçta Arsenal'e 2 gol birden attı, 4-3 kazanıp bu sezonki ilk galibiyetlerini aldılar. Sonrası galibiyetsizlik, ligin dibini gören Blackburn, taraftar protestoları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meğer Blackburn kazanmak için Yakubu'nun kendisini aşmasını bekliyormuş! Nihayet bu hafta sonu Yakubu abarttı, aynı maçta 4 gol birden attı ve Swansea'yi mağlup ettiler. İyi bir koşu sonrası yere düşerken çıkardığı müthiş bir şut, iki kafa golü ve bir penaltı serisi yapan Yakubu, haftanın kahramanı oldu. Blackburn'ü bitkisel hayattan çıkardı, Steve Kean'ın en azından bir gece rahat uyumasını sağladı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha da önemlisi, Yakubu daha da önce bir maçta 4 gol atmıştı. Portsmouth formasıyla da bunu başardığı için Premier League tarihine geçti. Dimitar Berbatov'dan sonra iki farklı takımda ve aynı maçta 4 gol atan ikinci oyuncu oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Blackburn &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4-2&lt;/span&gt; Swansea&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;05.12.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-30817672232910198?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/30817672232910198/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=30817672232910198&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/30817672232910198'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/30817672232910198'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/12/yakubu-4-x-2.html' title='Yakubu 4 X 2'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-fIyUw3OAC6Q/TtzdFDF0eiI/AAAAAAAACMI/4cUQ0SwqiYo/s72-c/Blackburn-v-Swansea-Ayegbeni-Yakubu-second-go_2686396.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-5058098418981491568</id><published>2011-12-05T16:57:00.000+02:00</published><updated>2011-12-05T16:58:39.112+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ligue 1'/><title type='text'>Olivier Giroud - Nolan Roux</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-ccn6PJ4oy_w/TtzMTm4e9HI/AAAAAAAACLk/ccd-xl5zKl0/s1600/giroud%2B-%2Broux.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 279px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-ccn6PJ4oy_w/TtzMTm4e9HI/AAAAAAAACLk/ccd-xl5zKl0/s400/giroud%2B-%2Broux.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5682641467061761138" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Giroud - Roux&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ne Pastore, ne Bastos, ne de Hazard... Bir süredir Fransa Ligue 1 en büyük yıldızı Olivier Giroud. Lider Montpellier'nin golcüsü, bu haftayı da boş geçmedi. Takımı Lorient'ı 4-0 mağlup ederken, diğer 3 golün asisti de solak golcüden geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece son 7 maçta 8. gol sayısına ulaştı, sezon performansı da 12 gol - 5 asist oldu. Asistlerden biri 1.92'lik boyuyla indirdiği hava topu, diğeri sağ kenardan ters ayakla içeri gönderdiği gol ortası ve son asist, şık bir pas. Durdurulamıyor. &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/11/younes-belhanda.html"&gt;Younes Belhanda&lt;/a&gt;'nın ince pasları sıklıkla ona pozisyon hazırlıyordu, ama Giroud son Lorient maçında neler yapabileceğini gösterdi. Onda her yol var. Yerden, havadan, geniş alan, dar alan... farketmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olivier Giroud alt ligde, Tours'da gösterdiği performansla parlamıştı. Bir başka alt ligden parlayan Ligue 1 golcüsü ise Nolan Roux'ydu. Lens'tan Brest'e transfer olan oyuncu geçen sezon orta karar bir performans gösterse de potansiyeli anlaşılmıştı. Schalke onu çok istedi, o da Schalke'yi; fakat transfer gerçekleşmedi. Yeni sezon başladı, ama Roux kendini nadasa bırakmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giroud ile benzer özelliklere sahip, yüksek potansiyelli bir santrafor olan Roux, bu sezon 14 maçta yalnızca 1 gol atabilmişti. Son St. Etienne maçında ise 2 gol birden attı, neredeyse takımını galibiyete taşıyordu. Neredeyse diyorum, çünkü yaşanan ilginç bir olay Brest'i galibiyetten etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son dakikalarda aniden bastıran sağanak yağmur nedeniyle Brest'in veteran stoperi Zebina kramponlarını değiştirmek için kenara geldi. Akabinde hakem Zebina'yı dışarıda unuttu ve St. Etienne beraberlik golünü attı. Doğal olarak kenardaki Zebina ve Brest hocası Alex Dupont çıldırdı, ama sonuç değişmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alex Dupont, oyuncusu Roux'nun henüz yeterince motive olamadığından yakınıyordu. Bu goller belki de onun ayağındaki prangaları çözecektir. Nitekim bu sezon 16 maçta 10 kez berabere kalan Brest'in kazanabilmek için onun gollerine ihtiyacı var. O vakit tıpkı talipleri her geçen gün artan Giroud gibi, Roux'nun da ne denli özel bir oyuncu olduğunun farkına varılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Montpellier &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4-0&lt;/span&gt; Lorient&lt;br /&gt;Brest &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2-2&lt;/span&gt; St. Etienne&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left; font-weight: bold;"&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/hayatimfutbol.com/sayi_03/index.html"&gt;Montpellier Üzerine - Tonton Amca ile Solak Golcü&lt;/a&gt; - HF Dergi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/hayatimfutbol.com/sayi_03/index.html"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;05.12.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-5058098418981491568?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/5058098418981491568/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=5058098418981491568&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/5058098418981491568'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/5058098418981491568'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/12/olivier-giroud-nolan-roux.html' title='Olivier Giroud - Nolan Roux'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-ccn6PJ4oy_w/TtzMTm4e9HI/AAAAAAAACLk/ccd-xl5zKl0/s72-c/giroud%2B-%2Broux.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-433611971017019605</id><published>2011-12-05T16:50:00.000+02:00</published><updated>2011-12-05T16:52:07.368+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ada Futbolu'/><title type='text'>Chelsea'de Ayrık Otlar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-dDP2g6fzGX8/TtzZiypaY7I/AAAAAAAACL8/UUCb5gHNEf8/s1600/Solomon-Kalou-Didier-Drogba-Nicolas-Anelka-Wa_1869722.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-dDP2g6fzGX8/TtzZiypaY7I/AAAAAAAACL8/UUCb5gHNEf8/s400/Solomon-Kalou-Didier-Drogba-Nicolas-Anelka-Wa_1869722.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5682656021568971698" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hakem David Luiz'i oyundan atsaydı, sonuç farklı olurdu. Daha 4. dakikaydı ve Chelsea'nin o anda 10 kişi kalması demek, muhtemelen maçı kaybetmesi anlamına gelirdi. Son 10 resmi maçta yalnızca 4 kez kazanan Maviler, 0-3'lük galibiyetle kötü gidişe bir çözüm bulunmuş sayılmaz. Yalnızca problemler bir süre daha ertelenir ve yaptırımlar için küçük de olsa bir alan açılır. Öte yanda müdahale bekleyen sorunlar bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçın devamında Newcastle da Chelsea gibi sürekli topa baskı yaparak, daha yaygın tabiriyle 'iyi kapatarak' oynayan (orijinali closing-down) bir takım olunca, bol pozisyonlu maç oldu. Sturridge - Ryan Taylor eşleşmesi Newcastle büyük sorunlar çıkardı, üstüne Coloccini sakatlanınca Drogba golü attı. Kaçan pozisyonlar, direkten dönen toplar derken Newcastle biraz da şanssızdı. Maç son 10 dakika farka gitti, Newcastle'ın evindeki yenilmezliği sona erdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu maçtan çıkan sonuçlardan biri, Chelsea'nin devre arası iyi bir stoper alması gerektiği. David Luiz çabuk bir oyuncu, kadrodakiler içerisinde Villas-Boas'ın en çok tuttuğu adam ama sahada yaptıkları sıklıkla facialara yol açıyor. Top ayağındayken sahadaki en yetenekli oyunculardan biri, ama bir stoper olarak epey zamana ihtiyacı olduğu ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Villas-Boas'ın maç sonu açıkladığı üzere Anelka ve Alex yolcu. Her ikisi de gitmek istediklerini beyan etmişler, bir süredir takımdan ayrı idman yapıyorlar. Lampard da Newcastle maçında oyundan alınmasına umuma açık şekilde tepki gösterdi ve son olarak Drogba'nın açıklamaları, Chelsea kadrosundaki bölünmüşlüğü ortaya koydu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Zor günler yaşıyoruz, ama birlik olmak zorundayız. Sahaya çıktığımızda hepimizin hedefi aynı. Hocamız her türden baskıyla baş edebilir, fakat eğer iyi durumda değilseniz, ona yardımcı olamazsınız. Bazen kendi şansınızı kendiniz yaratırsınız, ama takım olarak doğru şeyleri yapmak, ancak pozitif ruh halinde mümkün. Eğer birlik olursak, güzel günler gelecektir."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde bu tür durumlar, tavuk - yumurta meselesine döner. Chelsea'nin kötü gidişinin sebebi ayrık otlar mı, yoksa Chelsea kötü gittikçe mi bazı koyunlar sürüden ayrıldı? Bence ikincisi. Bu durumun çözümü ise yazması, söylemek basit bir kelime, ama yapması zor bir iş: Kazanmak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anelka ve Alex'in yanı sıra Bosingwa, Ferreira, Kalou da gidici, deniyor. Hafta içindeki Valencia maçı, Chelsea'nin rotasını çizecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Newcastle &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;0-3&lt;/span&gt; Chelsea&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;05.12.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-433611971017019605?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/433611971017019605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=433611971017019605&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/433611971017019605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/433611971017019605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/12/chelseade-ayrk-otlar.html' title='Chelsea&apos;de Ayrık Otlar'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-dDP2g6fzGX8/TtzZiypaY7I/AAAAAAAACL8/UUCb5gHNEf8/s72-c/Solomon-Kalou-Didier-Drogba-Nicolas-Anelka-Wa_1869722.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-4151254420512965684</id><published>2011-11-27T03:05:00.006+02:00</published><updated>2011-11-27T03:40:11.184+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ligue 1'/><title type='text'>Le Classique: OM - PSG</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-srSDXnrDU5w/TtGQ2NXmGhI/AAAAAAAACLY/kyHi3W7zqCk/s1600/051015141658_25.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-srSDXnrDU5w/TtGQ2NXmGhI/AAAAAAAACLY/kyHi3W7zqCk/s400/051015141658_25.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5679479866066868754" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Fransa futbolunun en güçlü rekabeti, Kuzey ile Güney'in kapışması Marseille - PSG, bugün sahne alıyor. Ligue 1 maçlarının yeniden ülkemiz televizyonlarında yayınlanıyor olmasıyla bu maç, yani Le Classique daha bi' dikkate değer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takımları içerisinde bulundukları ruh hali ile tasnif edersek biri cinnetten bir adım geride, diğeri ise evham ile kendini eyler vaziyette. Daha kötü durumda olandan başlayalım. Marseille'de durum öyle kötü ki, kulüp bünyesinde bulunan hiç kimse kılını kıpırdatmasa dahi yeni bir kriz çıkabilir. Güney'in Foçalıları'nda bu haftanın sorun üreteci de bir türlü durulmayan Andre-Pierre Gignac oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikaye der ki: Geçtiğimiz çarşamba günü, Marseille - Olympiakos maçından birkaç saat önce açıklanan kadroda adını ilk 11'de göremeyen Gignac, bu konuyu konuşmak üzere Deschamps'ın karşısına dikilir. Konuşma kısa zamanda tartışmaya dönüşür, sonra da seslerin tonu yükselir. Gignac'ın su şişesini duvara fırlatmasıyla içerisine seyreltik şiddet de eklenen bu olay, ertesi gün Gignac'ın özür dilemeyi reddetmesiyle basına yansır. Sonuçta Deschamps, Gignac'ı kadro dışı bıraktı ve hakkında konuşmayı reddederek, onu kendi cehenneminin dibine yolladı!&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-h4beSNxnRnE/TtGQ18wEn3I/AAAAAAAACLM/I8ZQnxse4DI/s1600/deschamps.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 324px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-h4beSNxnRnE/TtGQ18wEn3I/AAAAAAAACLM/I8ZQnxse4DI/s400/deschamps.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5679479861606129522" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;"Büyük Baskı Altında"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;"Paris lider olarak geldi, ama..."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Geçen sezon Gignac için Toulouse'a 16 milyon avro ödemişlerdi, ama sezon boyunca oynadığı otuz maçta yalnızca sekiz gol attı. Sezon sonuna doğru kasığından sakatlandı, ameliyat oldu. Antreman yapamadığı günlerde programa uymadı, abur cubur yiyip beş kilo aldı. İdmanlar başlayınca mutlaka zayıflayacaktı ama ameliyat sonrası hasarlı adeleleri yormak risk olacağından, heyet kararıyla İtalya'daki zayıflama kampına gönderildi. Aradan geçti beş ay, bekleniyor ki hala Gignac form tutacak. Eh, ancak su şişesini tutmak da yetmiyor elbette...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deschamps'ın sık sık sportif direktör Jose Anigo'yla tartışması, hatta bunun basın aracılığıyla gerçekleşmesi, Veledrome'un maraton tribününün tadilatta olması ve hafta aşırı gerçekleşen taraftar protestoları, kadro içi hiyerarşi problemi... derken Marseille'de işler fazlasıyla karışık. Bir ara lig sonuncusuydular, şimdilerde sıra 10'unculuğu buldu! Nispeten daha az baskın karaktere sahip olan oyuncular forma bulur oldu. Gignac, Valbuena, Lucho gibi oyuncular birer üstün yetenek olmalarına karşın takıma yeterince katkıda bulunamıyorlar. Bu yüzden Amalfitano, Cheyrou gibi oyunları içerisinde emek oranı yüksek olanlar tercih ediliyor ve tabii ki Ayew kardeşler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Geçen haftalarda Veledrome'da açılan pankartlardan biri: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Forma için oynamıyorsanız, en azından para için oynayın.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Deplasmancı PSG ise kendi kendine evham yapıp gereksiz yere kendini kötü hissediyor. Son olarak Bordeaux deplasmanından 1 puan almışlardı, milli maç arası dönüşü de evlerinde Nancy'e yenilince tartışmalar yeniden başladı. Sezon başı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Bu sezonki hedefimiz CL bileti..." &lt;/span&gt;diyen Katarlı patronlar, Leonardo'nun akıl hocalığında fikir değiştirmiş görünüyorlar. Ligin üçte biri aşılmışken lider olduklarını görünce şu&lt;span style="font-style: italic;"&gt; 'uyum-muyum' &lt;/span&gt;meselelerinin abartıldığı kanaatine varmış olacaklar ki, şu sıralar sanki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Bu takım her türlü şampiyon olur."&lt;/span&gt; düşüncesindeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leonardo'nun ay başında Paris'te Carlo Ancelotti'yle buluşmasını önümüzdeki sezona hazırlık olarak yorumlayanların sayısı az değildi. Kombouare'yi asla ve asla hedefleri için yeterli görmedikleri kesin, ama aynı zamanda henüz &lt;span style="font-style: italic;"&gt;'bu iş'&lt;/span&gt; için yeterince cesur olmadıkları da kesin. Şu halde akıtılan paranın sonucu eğer menfi olursa, ya da kısa sürede sonuç veremezse, suçu atıp kendilerini kurtarabilecekleri biri var. O da 'kavruk' hoca Antoine Kombouare.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-U940pjMM8kw/TtGQ1rtardI/AAAAAAAACLA/ICmFuKxtXeo/s1600/kombouare-au-psg-une-image-bientot-collector_75765.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 224px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-U940pjMM8kw/TtGQ1rtardI/AAAAAAAACLA/ICmFuKxtXeo/s400/kombouare-au-psg-une-image-bientot-collector_75765.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5679479857031589330" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu kirli kumpanya pek tabii ilk değil. Yakın zamanda Ranieri ve Hughes gibi benzer yoldan geçen, haksızlığa uğrayan hocalar oldu. Burada korunması, kollanması gereken taraf bellidir. Ligue 1'ın için fazla bir takım olabilir PSG, ama bunu yalnızca hücum hattına bakarak söylemek mümkün. Orta sahada alternatifler fazla olsa da Gameiro'nun arkasındaki üçlüyle ne kadar uyumlu oldukları tartışılır. Keza bekler, bu kadro için epey hafif kalıyorlar. Hal böyleyken takımın maç kazanması da ilerideki dörtlünün formuna bakıyor. Menez oynamadı, Pastore ve Gameiro biraz sallandılar... sonucu puan kaybı oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın plan bakılabilecek bir diğer konu ise Diego Lugano. İlk oynadığı maçtan itibaren üst üste dört sarı kart gördü ve bu kartların bazıları benzer sebeplerdendi. Şöyle ki, bir ara pası ya da uzun top atılıyor, Lugano rakibin hızlı forvetinin arkasından koşarken görülüyor ve onu indiriyor. Bu sahnelerin sıklaşması can sıkınca, kaptan Sakho'nun da iyileşmesiyle Lugano kulübenin daimi müdavimi oldu. Sorunu hız ve çabukluk, ihtiyacı ise zaman. Leonardo da böyle düşündüğünden Uruguaylı stopere sahip çıktı. Bu hafta da oynaması beklenmiyor, ama farklı bir maç planında tecrübesi sebebiyle oynatılması da olası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toparlarsak, iki hoca da epey zorda. Marseille büyük krizde, onlar her geçen hafta CL yarışından dahi uzaklaşıyorlar. PSG ise bugün şampiyonluğun en büyük adayı olmasına karşın kendi ürettiği sorunlara takılıyor, ancak zamanın geliştirebileceği şeylere para yoluyla hükmedilebilineceği sanrısıyla boşuna yoldan sapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her iki takımın geleceği için çok önemli karşılaşma, atmosferi itibariyle de vaatkar bir seyirlik. Ayrıca dün kazanan Montpellier puanını 33 yaptı ve PSG ile arasına 3 puan fark koydu. Bu maç, aynı zamanda lig liderini de tayin edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derbiye deplasman taraftarı alınmayacağını ekleyelim. Pazar akşamı, 22'de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Marseille (4-4-2):&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mandanda(c); Azpiculeta, Nkoulou, Diawara, Morel; Amalfitano, Diarra, Cheyrou, JAyew; AAyew, Remy.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;PSG (4-2-3-1):&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sirigu; Ceara, Bisevac, Sakho(c), Armand; Bodmer, Matuidi; Menez, Pastore, Nene; Gameiro.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Marsilya'daki taraftar protestoları ve daha fazlası için:&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://hayatimfutbol.com/sayi_06/index.html"&gt;Hayatım Futbol Sayı 6&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27.11.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-4151254420512965684?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/4151254420512965684/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=4151254420512965684&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/4151254420512965684'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/4151254420512965684'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/11/le-classique-om-psg.html' title='Le Classique: OM - PSG'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-srSDXnrDU5w/TtGQ2NXmGhI/AAAAAAAACLY/kyHi3W7zqCk/s72-c/051015141658_25.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-7089792906896381757</id><published>2011-11-22T19:02:00.002+02:00</published><updated>2011-11-22T19:11:27.838+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ligue 1'/><title type='text'>Younes Belhanda</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-BYoqIixuaLo/TsvVyRW8aVI/AAAAAAAACK0/Sl87ZWHzdi8/s1600/belhanda.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 332px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-BYoqIixuaLo/TsvVyRW8aVI/AAAAAAAACK0/Sl87ZWHzdi8/s400/belhanda.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5677866814860454226" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Geçtiğimiz hafta sonu Montpellier'nin Güney Derbisi olarak da sözü edilen önemli maçta Marseille'i 1-0 mağlup etmesinde Younes Belhanda'nın önemli payı vardı. İyi bir maç oynadı, golü yaratan adam oldu. Ben de kendisine alıcı gözle bakma fırsatı buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faslı 10 numaraya dair algımı harekete geçiren, Montpellier'nin sıradışı başkanı Louis Nicollin'in Belhanda hakkındaki sözleri oldu. Oyuncuya Lyon'un ilgisi biliniyordu, sene başında onu transfer etme teşebbüs olmuştu. PSG dedikodusu da çıkmıştı, fakat &lt;span style="font-style: italic;"&gt;'Loulou'&lt;/span&gt; lakaplı, sivri dilli ama sempatik bir şişman olan başkanın onun hakkında söylediği sözlerden daha çarpıcı olanı zor bulunurdu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Belhanda'nın her bir ayağında iki tane Nasri, üç tane &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/11/ben-arfa-geri-dondu.html"&gt;Ben Arfa&lt;/a&gt; var!"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nicollin sürekli sıradışı açıklamalar yapan ve zaman zaman sözlerinden ötürü ceza alan bir başkan. Montpellier'in ligdeki konumu (lider PSG ile puanları eşit) nedeniyle her hafta Fransız basının manşetindeler ve Nicollin sürekli bir yerlere röportaj veriyor. Geçen hafta Eurosport'a söylediklerinde epey ilginç bir cümle vardı, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Lideri kovalamak beni strese sokuyor, eğer 7. sırada olsaydık daha iyi uyurdum."&lt;/span&gt; diyordu. Takımı geçen sezon 14'üncü olmuştu, zira takımın kaçıncı olduğuyla pek ilgilenmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Younes Belhanda'ya dair son çarpıcı haber ise L'Equipe'e söyledikleri. Geçtiğimiz gün yaptığı açıklamada mealen diyor ki: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Eğer sezon sonunda CL'e gidersek Montpellier'de kalırım, şayet beni satmak isterlerse bile... Ama eğer bir yere gideceksem, orası Almanya; özellikle de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dortmund&lt;/span&gt; olsun isterim."&lt;/span&gt; Dortmund'un kendisine dair medyaya yansımış bir ilgisi yok, ama olsa hiç fena olmaz. Mario Götze'nin yerini dolduracak kadar iyi değil belki, ama oldukça ideal bir tercih olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1990 doğumlu Younes Belhanda hızlı bir oyuncu. Atletik, oyun içinde hareketli. İnce işlerde kullandığı sağ ayağı dokunduğu topu parlatıyor.  Şutları ve duran top becerisi üst düzey, özellikle de kornerlerde ne yapıp ediyor, takımın santraforu Olivier Giroud'nun kafasını buluyor. Bu kadar referanstan sonra şöyle seyre buyrun, Afrika Kupası'nda kendini parlatmadan evvel bir de kendiniz görün:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/Sh162CToxsA" allowfullscreen="" frameborder="0" height="309" width="500"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ligue 1 sezonunun yıldızı Montpellier hakkında daha fazlası için adres:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.blogger.com/%3Ciframe%20width=%22550%22%20height=%22309%22%20src=%22http://www.youtube.com/embed/Sh162CToxsA%22%20frameborder=%220%22%20allowfullscreen%3E%3C/iframe%3E"&gt;Hayatım Futbol Sayı 3 - Tonton Amca ile Solak Golcü&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22.11.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-7089792906896381757?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/7089792906896381757/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=7089792906896381757&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/7089792906896381757'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/7089792906896381757'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/11/younes-belhanda.html' title='Younes Belhanda'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-BYoqIixuaLo/TsvVyRW8aVI/AAAAAAAACK0/Sl87ZWHzdi8/s72-c/belhanda.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-582622179361528022</id><published>2011-11-21T20:28:00.003+02:00</published><updated>2011-11-21T21:05:07.445+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ada Futbolu'/><title type='text'>David Silva'ya Alışan Lig</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-m8bwJyTZIKM/TsqSLjxlflI/AAAAAAAACKQ/kQTsAoOu4kM/s1600/silva.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5677511007533366866" src="http://4.bp.blogspot.com/-m8bwJyTZIKM/TsqSLjxlflI/AAAAAAAACKQ/kQTsAoOu4kM/s400/silva.jpg" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 267px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 400px;" /&gt;&lt;/a&gt;Kış aylarına yaklaşırken, Premier League'de yaz sonu - sonbahar periyodunun yıldızı kim, dersek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevap, tereddütsüzce: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;David Silva&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli maç arasından önce QPR'a attığı golde yaptığı tek hamle top kontrolü inanılmazdı. Ancak Messi'de gördüğümüz kıvraklık, üst düzey öngörü ve zeka bu golde vardı. Bu hafta da 69'da oyuna girdi ve topa ilk dokunuşuyla verdiği pas, Micah Richards'ın koşusuyla takıma penaltı kazandırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;City, eğer Silva oyundaysa bambaşka bir takım oluyor. Animatör gibi, adeta takıma ruh üflüyor. Onun narin dokunuşlarıyla top küçük hareketlenmeler yapıyor ve sonunda, nihayet kendisini gole götürecek bir ayak buluyor. Mesela, 1-6'lık Manchester United zaferinin 6. golünde Dzeko'ya attığu şu inanılmaz pas gibi:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-sUZVYB6x6Ro/TsqR_QVFC2I/AAAAAAAACKE/XjlIFaU-fvM/s1600/Silva.gif"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5677510796155095906" src="http://www.whoateallthepies.tv/wp-content/uploads/2011/10/Silva.gif" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 224px; margin: 5px auto 10px; text-align: center; width: 400px;" /&gt;&lt;/a&gt;Pasın sertliği, hızı, yönü, doğrultusu, yerle yaptığı açı... kusursuzluk örneği. Dzeko topu sağıyla kontrol etmek adına azıcık vücut açısını değiştiriyor, kalan kısımda dosdoğru koşması yeterli. Şu an sezonun zirve karelerinden biri ve Manchester City, Silva'nın önderliğinde lider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da Everton'a karşı James Milner'a attığı şu pas. Dzeko'ya yaptığı asiste dair tüm parametreler, bu pas için de geçerli:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe class="twitvid-player" frameborder="0" height="360" src="http://www.twitvid.com/embed.php?guid=Y0IGR&amp;amp;autoplay=0" title="Twitvid video player" type="text/html" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Silva sıklıkla sol kenarda oynuyor, ama ne yapmak istediğini kendisi belirleme özgürlüğüne sahip. Sürekli hareketli, ister geri gelip top alıyor, ister forvet arkasına geçiyor. Rakiplerin onun bu yer değiştirmelerini riske etme şansı yok. Her top bir şekilde onu buluyor, sanki güvenli bir liman gibi; dolaşımdaki topun mutlaka uğraması gereken yer gibi David Silva. Yaratıcı yönetmen, zoru basit gösteren ideal bir oyun kurucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halen yaptığı 7 asistle bu dalda lig lideri. İngiltere'ye ilk geldiği aylarda onunla ligin frekansı uyuşur mu, David Silva lige uyum sağlar mı, tartışmaları vardı. Aradan geçen 1 yıl sonunda Premier League'e, kendini David Silva'ya uydurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O da boş durmadı tabii. Futboluna artı katan Silva, artık İspanya milli takımının 11'ini de zorluyor. Manchester City'nin 12. maç haftası itibariyle 63/64'ün Tottenham'ından bu yana İngitere'deki en iyi sezon başlangıcını yapmış olmasındaki aslan payı, ona ait. Dünyanın en iyilerinden biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1 - Manchester City &lt;/span&gt;- 12 maç - &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;42 gol &lt;/span&gt;-&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;span style="color: red;"&gt;34 puan&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;Gol görüntüleri: whoateallthepies.tv&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21.11.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-582622179361528022?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/582622179361528022/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=582622179361528022&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/582622179361528022'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/582622179361528022'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/11/david-silvaya-alsan-lig.html' title='David Silva&apos;ya Alışan Lig'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-m8bwJyTZIKM/TsqSLjxlflI/AAAAAAAACKQ/kQTsAoOu4kM/s72-c/silva.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-3599071309195872960</id><published>2011-11-21T20:24:00.001+02:00</published><updated>2011-11-21T20:30:08.789+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ada Futbolu'/><title type='text'>Ashley Williams</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-gnbxicc2byk/TsqXXkfXU8I/AAAAAAAACKc/T6-AhJBGQJ0/s1600/rdogers%2Bwilliams.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-gnbxicc2byk/TsqXXkfXU8I/AAAAAAAACKc/T6-AhJBGQJ0/s400/rdogers%2Bwilliams.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5677516711441945538" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ashley Williams, Swansea City'nin Galli savunma oyuncusu. Bu hafta Manchester United karşısında da kaptan Garry Monk'un savunma tandemindeki partneriydi. Bu ikili uzun süredir birlikte oynuyorlar, öyle üst düzey oyuncular sayılmazlar, ki Ashley Williams zaten yirmili yaşlarının başında garsonlukla futbolu birlikte götüren bir futbolcuymuş. Onu buraya taşıyan, özel kılan ise başardığı mucizevi bir şey:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ashley Williams, 2008 yılında geldiği Swansea'de formayı ilk giydiği günden bu yana üst üste 153 lig maçında oynadı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek bir fire yok. Ne bir sakatlık, ne de kart cezası. Neyin rekorunu kırdığını henüz bulan yok, ama bir rekora sahip olduğu kesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Williams, ligin en çok topla buluşan futbolcusu. Geçtiğimiz ay oynanan Bolton karşılaşmasında top onun ayağına tam 112 kez değdi. Bu sayı, geçtiğimiz Mayıs'taki CL finalinde Xavi'nin yaptığı topla eşit. Bu pasların pek çoğu sağ bek Angel Rangel'le olunca, bir de üzerine &lt;span style="font-style: italic;"&gt;'aralarında en çok pas yapan iki oyuncu'&lt;/span&gt; sıfatını aldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sayılar nasıl oluştu, diyorsanız; cevabı farklı, özel futboluyla dikkat çeken Swansea'nin sırrıyla birlikte &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.hayatimfutbol.com/"&gt;Hayatım Futbol&lt;/a&gt;'un 8. sayısında olacak. Her hafta olduğu gibi, dergimiz yine Salı günü yayında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Swansea 0-1 Man Utd&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21.11.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-3599071309195872960?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/3599071309195872960/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=3599071309195872960&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/3599071309195872960'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/3599071309195872960'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/11/ashley-williams.html' title='Ashley Williams'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-gnbxicc2byk/TsqXXkfXU8I/AAAAAAAACKc/T6-AhJBGQJ0/s72-c/rdogers%2Bwilliams.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-7191978705755382476</id><published>2011-11-21T20:20:00.000+02:00</published><updated>2011-11-21T20:29:36.039+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ada Futbolu'/><title type='text'>Ben Arfa Geri Döndü</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-DXA9XaO_LSw/TsqGHZQcXFI/AAAAAAAACJ4/SbqS791f5ZM/s1600/ben%2Barfa%2B1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 276px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-DXA9XaO_LSw/TsqGHZQcXFI/AAAAAAAACJ4/SbqS791f5ZM/s400/ben%2Barfa%2B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5677497741850991698" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Newcastle geçen sezon City of Manchester'a geldiğinde dakika henüz 3'tü ve bazen gitmesi gereken yer köpek kulübesi olan Nigel De Jong, Hatem Ben Arfa'nın sol ayağına gaddar bir makas atmıştı. Sonuçta Fransız oyuncunun hem kaval, hem de fibula kemiği aynı anda kırıldı. O vakitler Newcastle'ın kiralık oyuncusuydu, bu olaydan üç ay sonra kalıcı kontrat için Newcastle ile Marseille anlaştılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra De Jong defalarca özür dileme teşebbüsünde bulundu, ama Ben Arfa hiçbirini kabul etmedi. Nihayet geçtiğimiz cumartesi günü Man City - Newcastle maçı öncesi Ben Arfa'dan af sinyali geldi. Maç öncesi otelde bulaşacaklardı De Jong'la, ama Alan Pardew'ün telkiniyle (maç konsantrasyonu ile ilgili) buluşma maç sonrasına ertelendi. Kolay değil, Ben Arfa'nın tam 1 yılını çalmıştı De Jong.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylül sonunda sahalara dönen Ben Arfa, bu hafta sonu tam 13.5 ay sonra ilk kez ilk 11'de çıktı. Bunun bıraktığı yerde, City of Manchester'da gerçekleşmesi ilginç. Çok iyi bir sezon geçiren Newcastle'da yeri hazırdı, 8 golü olan Demba Ba'nın arkasına, Tiote'nin sakatlığıyla oluşan Cabaye - Guthrie orta sahasının önüne yerleşti. Çok güzel iki pozisyon hazırladı, ki biri gol oldu, bir de kendisi top taşıdı ama direk geçit vermedi. Onun varlığı, bundan böyle Newcastle'ı daha güçlü bir takım yapacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer sol bek Ryan Taylor çok kötü gününe olmasa ve Micah Richards ipini koparan azgın bir boğa gibi oynamasa, bu hafta da namağlup vasıflarını muhafaza edebilirlerdi. Korkutucu City'e zorluk çıkardılar, yedikleri 3 gole rağmen hala ligin en az gol yiyen takımı durumundalar ama artık bu ünvanı iki takımla (Man City ve Liverpool) paylaşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların savunmasının gücünün arkasındaki etken, sezon başından bu yana oynadıkları 12 lig maçına da aynı savunma dörtlüsü ve kaleciyle çıkmış olmaları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tim Krul&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simpson - STaylor - Coloccini - RTaylor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Hedef, olabildiğince çabuk şekilde Newcastle'ı yeniden Avrupa Kupaları'na taşımak. Olursa, bu sezon. Olmadı seneye. Bu yüksek grafiğin ardındaki etkenler ise &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.hayatimfutbol.com/"&gt;Hayatım Futbol&lt;/a&gt; arşivinde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.hayatimfutbol.com/blog/index.php/2011/10/muzmin-bunalimsever-newcastle-artik-guluyor/"&gt;Müzmin Bunalımsever Newcastle Artık Gülüyor!&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Man City 3-1 Newcastle&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;21.11.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-7191978705755382476?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/7191978705755382476/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=7191978705755382476&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/7191978705755382476'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/7191978705755382476'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/11/ben-arfa-geri-dondu.html' title='Ben Arfa Geri Döndü'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-DXA9XaO_LSw/TsqGHZQcXFI/AAAAAAAACJ4/SbqS791f5ZM/s72-c/ben%2Barfa%2B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-8857273360645529987</id><published>2011-11-20T23:15:00.000+02:00</published><updated>2011-11-20T23:40:06.148+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Beşiktaş 0-0 Galatasaray</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-TuxXNAU2uCI/TslzYJm90II/AAAAAAAACJU/uhTCdtBLomY/s1600/muslera.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 363px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-TuxXNAU2uCI/TslzYJm90II/AAAAAAAACJU/uhTCdtBLomY/s400/muslera.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5677195664010629250" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ülkenin futbol ortamının özeti hükmünde bir maç oldu. Her iki takım da geçen sezonu bu maça taşıdı, birer &lt;span style="font-style: italic;"&gt;'tarz sahibi takım'&lt;/span&gt; görüntüsü sahaya konulamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Carlos Carvalhal, mağlubiyetle biten Gençlerbirliği maçına çıkardığı kadrodan yalnızca Mustafa'yı Almeida'yla değiştirmişti. Fatih Terim ise milli maç arasından önceki Mersin karşılaşmasındaki takımdan Sabri ve Riera'yı yanına alıp, Ayhan ve Engin'i sahaya sürmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dar Alana Sıkışan Oyun&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçın ilk çeyrek saati, Galatasaray'ın oyun üstünlüğünde geçti. Her iki takım da savunma hattını kendi yarı sahasının ortasına yakın kurmuştu, bu nedenle oyun orta yuvarlak civarındaki dar alana sıkıştı. Pas becerisi nispeten yüksek oyunculardan kurulu bir takım olan Galatasaray, topu daha iyi kullanıp Beşiktaş'ı geri itti.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-x29gsGWFSV8/TslzYAKqOEI/AAAAAAAACJc/FSJtPm1ZLi0/s1600/BJK%2B-%2BGS%2B-%2BBJK.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 217px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-x29gsGWFSV8/TslzYAKqOEI/AAAAAAAACJc/FSJtPm1ZLi0/s400/BJK%2B-%2BGS%2B-%2BBJK.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5677195661475985474" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aynı zamanda Beşiktaş'ın öndeki üçlüsüyle orta sahasının bağ kurmasını engellediler. Fakat oyunun gidişatı bu şekilde sürdükçe ve konsantre Beşiktaş savunması fahiş hata yapmadıkça ibre Beşiktaş'a döndü. Galatasaray çok adamla Beşiktaş sahasına gittikçe oyun daha geniş alanlara taşındı ve takribi 20. dakika dolaylarında oyunun rengi değişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hücum Yöntemi Farkları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkı yaratan, Beşiktaş'ın patlayıcı güç sahibi kenar oyuncuları oldu. Geçen sezondan kalma bir veridir, Beşiktaş'ın ilk golü atan taraf olduğu maçları kaybetme yüzdesi çok ama çok düşüktür. Sebebi, takımın hücum oyuncularının geniş alanda oynamaya çok yatkın olmaları. Terim'in planları, Beşiktaş'ın Portekizli'lerine gerekli kullanılabilir alanları oyun 0-0 iken de sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray ise aynı şekilde alan daraltan rakibine karşı maç boyu benzer bir üretim gösteremedi. Quaresma'nın geri dönüşlerdeki zaafını değerlendirmek adına Ayhan ile Engin birbirlerine yakın oynuyorlardı. Merkezden çıkan topların hızı ve kalitesi düşük olunca bu plan işe yaramadı. Sol kenarda oynayan Engin'in meziyetleri böylesi bir taktik ortamda işlevsel değildi, oyunu hızlandırmaktan yoksundu. Yalnızca mücadele gücü takıma artı kattı. Sağ kenarda pozisyon alan Kazım ise epey formsuzdu, aynı zamanda onu besleyecek paslar yetersizdi.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-NXNxkZ85u9A/TslzYX8I6aI/AAAAAAAACJo/hpQPKNmVoqI/s1600/GS.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 217px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-NXNxkZ85u9A/TslzYX8I6aI/AAAAAAAACJo/hpQPKNmVoqI/s400/GS.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5677195667857533346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sezon başından bu yana kenarlardan hızlanamayan, oyunu orta saha merkezli oynayan Galatasaray'ın Aurelio ve Ernst'ten oluşan güçlü orta sahayı aşıp savunma hattı - orta saha hattı arasına adam sokarak hızlanabilmesi mümkün olabilirdi, fakat bu iş tümüyle Elmander'e kaldı. İsveçli oyuncu, sırtı dönük aldığı topları kenarlardan gelecek dalışlara servis yapmaya çalıştı, fakat yeterli etkinliği sağlayamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Değişiklikler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce Terim, Sabri'yi oyuna alarak kenarları ve ön alandaki presi aktifleştirme hamlesi yaptı. Lakin Sabri'nin dizinden sakatlanmasıyla bu fikir çöp oldu ve Galatasaray maç başındaki düzene geri döndü. Sonra Carvalhal bir hamle yaptı. Necip, oyuna girişiyle birlikte kısa bir periyot içinde iki kez kritik yerde top çaldı, takımı atağa kaldırdı. Fakat onun da oyundaki ömrü kısa oldu, ağır bir sakatlık yaşayarak sahayı terketmek zorunda kaldı. Kalan bölüm için Mustafa oyuna girdi ve Simao forvet arkasına geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dakikalar ilerledikçe iki takımın da orta sahadaki direnci düştü. Hücumcuların pres gücü çok azaldı, hele ki Beşiktaş'ta Almeida ve Quaresma oyunun son yarım saatinde çok edilgen bir oyun oynadılar. Galatasaray ise Riera ve Baros ile nispeten tazeydi ve daha aktif görünmesine karşın dikkatli Beşiktaş savunmasına karşı aksiyon yaratamadılar. Her iki takımın da pres gücünü artırarak oyunu hareketlendirme planları, böylece yalan oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş'a artı katabilecek ekstra biri varsa, bu Holosko'ydu. Savunma arkasına yapacağı koşularla, yıpratıcılığıyla bilhassa son bölümde çok etkili olabilirdi. Almeida tükenmişti, Carvalhal'se maçı iki değişiklikle tamamlamayı seçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sonuç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş'ın yapabildiklerine ve yapadıklarına ilişkin bir başka açıklayıcı maç izledik. Fatih Terim'in Ayhan tercihi hariç herhangi bir hedef maç planı yapmış görünmemesi, oyunun büyük bölümünde Beşiktaş'ın etkin olmasına sebep oldu. Yeter ki kullanılabilecek geniş alan olsun, bu şartlar altında Beşiktaş korkutucu bir takım. Maccabi'ye 5 atabilir, Fenerbahçe'ye karşı skorda öne geçtikten sonra pek çok pozisyon bulabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama golü atamazsa, maçı öldüremezse gerisi teferruat. Bugün şanssızlıklar da oldu, diğer yandan Sivok'un çıkardığı top gibi şans anları da yaşandı. Sonuçta takım yine rakipten iyi göründüğü, daha çok pozisyon bulduğu bir derbiyi kazanamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20.11.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-8857273360645529987?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/8857273360645529987/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=8857273360645529987&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/8857273360645529987'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/8857273360645529987'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/11/besiktas-0-0-galatasaray.html' title='Beşiktaş 0-0 Galatasaray'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-TuxXNAU2uCI/TslzYJm90II/AAAAAAAACJU/uhTCdtBLomY/s72-c/muslera.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-7231737048918198698</id><published>2011-11-17T13:10:00.001+02:00</published><updated>2011-11-17T14:02:26.917+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Buca'lar Arası Guti</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-7wrZPLuGpak/TsTsg3dV2jI/AAAAAAAACJI/TC1yqQgV_XA/s1600/guti_hernandez_beikta-bjk_7.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 299px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-7wrZPLuGpak/TsTsg3dV2jI/AAAAAAAACJI/TC1yqQgV_XA/s400/guti_hernandez_beikta-bjk_7.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5675921479780653618" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Beşiktaş'ın Lale Devri'nin en görkemli iki ithalatından biri olan Guti, artık yok. Kendisini son olarak Kayserispor karşısında izlemiştik. Yarışmacı bir takımda sahada yürüyerek futbol oynanmayacağından, doğal olarak bir daha Beşiktaş formasını giymedi. Gerçek bu, Guti şu sıralar tümüyle bitik bir vaziyette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında Guti dokuz aydır böyle. Geçen sezonun tüm umutları Olimpiyat Stadı'na gömülürken, Guti de futbolu orada bıraktı. Bu maçta bir an pas atacakken rakip oyuncu araya girdi, Guti de sağ ayağını rakibe vurup sakatlandı. Nitekim bu maçtan sonra bir süre oynamadı. Kanlı canlı şahit olduğum bu kare hep aklımdadır, o an kontağı kapattı. Sahada gezdiği maçların sayısı geçen sezonun ikinci devresi de hiç az değildi, ama ha bu maç, ha bir dahaki diye bekliyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/07/besiktasa-gecen-sezonun-miras-ya-da.html"&gt;Sezon öncesi öngörülerinde&lt;/a&gt; Guti'den geçen yılın altında bir performans bekliyordum. İlk sezonunda 22 lig maçı oynamıştı, bu yıl bu sayının 15'i aşmaması doğal olacaktı. Yani Guti, sezonun neredeyse yarısında oynamayacaktı, bunların bir kısmında da kadroya alınmayacaktı. Henüz yalnızca 1 lig maçında oynamış olması ise tabii ki öngörülebilir bir şey değildi. Seçenekler belli: Ya çok kötü yaşıyor, ya da doğru dürüst idman yapmıyor. Eğer sakatlığı yoksa ki yok, kendi etti, kendi buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Guti'yi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"...ama Real Madrid'de de alemciydi!"&lt;/span&gt;  diye savunmak doğru değil. Bunun ölçütü dünyanın her yerinde 'bir birim  alem' midir? Kayserispor maçında sahadaki halini görmemiş olsak kabul,  ama bu vaziyet kesinlikle kabul edilebilir değil. Sezon öncesi  idmanlarının bir kısmını kaçırdığından (zaten tatilden geç dönmüştü) geç  form tutması bekleniyordu, ama Kasım 15 olmuşsa hala beklemenin anlamı  yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memleketin reel politik siyaset düzleminde yakın döneme dek &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Hükümet oldu, ama iktidar olamadı."&lt;/span&gt;  şeklinde yaygın bir deyiş vardı, hepimiz bu tabiri biliriz. Guti  meselesinde suçlanan Carlos Carvalhal'in Beşiktaş'taki durumu da tam  olarak bu. Kulüpteki Portekiz vesayetini kıramasa da Guti'ye hakkınca  muamele etmesi, sahada başı kesik tavuk gibi dolaşan Fernandes'i eve  göndermesi olumlu kararlardır ki, bu kararların sonuçlarını gördük. Daha  fazlası için Carlos Ç. olması lazım, fakat bunu ondan talep etmek insafa  sığmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce pasör Hz. Guti diye hatırlayalım ve bitsin bu hikaye. İlk resmi maçı Buca deplasmanıydı, Bobo'ya şık bir asist yapmıştı. Resmi olmasa da fiili kapanışı da Buca'yla yaptı. Dolmabahçe'deki 5-1'lik maç unutulmazdır, ilk yarım saatte en az 10 tane muhteşem pas atıp tribünleri kendinden geçirmişti. Anılar orada kalsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17.11.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-7231737048918198698?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/7231737048918198698/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=7231737048918198698&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/7231737048918198698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/7231737048918198698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/11/bucalar-aras-guti.html' title='Buca&apos;lar Arası Guti'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-7wrZPLuGpak/TsTsg3dV2jI/AAAAAAAACJI/TC1yqQgV_XA/s72-c/guti_hernandez_beikta-bjk_7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-4152650694949285727</id><published>2011-11-05T04:14:00.002+02:00</published><updated>2011-11-05T04:39:08.853+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya&apos;nın Futbolu'/><title type='text'>Benjamin Corgnet'nin Çok Tuhaf Hikayesi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-DA-u5qicZDQ/TrSdhPXRf2I/AAAAAAAACI8/OFWEIzQ-fek/s1600/corgnet.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-DA-u5qicZDQ/TrSdhPXRf2I/AAAAAAAACI8/OFWEIzQ-fek/s400/corgnet.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5671331025151688546" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ligue 1'ın yeni takımı Dijon'un pek sesi çıkmıyor olabilir. Zaten bu sezon bu lige bir haller oldu, büyükler zirveyi çabucak ele geçiriverdi! İstisnası Montpellier ve Marseille, tabii bir de Bordeaux var ama artık onların durumunu yabancılayan yok. Yeni yükselen Ajaccio en dipte, Evian da kendini düşme hattından uzak tutmanın derdinde. Bir adam var ama, hem hikayesi, hem de sahada yaptığı işler çok acayip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benjamin Corgnet, Dijon'un orta saha oyuncusu. Bu sezon şu ana dek 11 lig maçında oynadı, 5 gol attı. Bir de asisti var. Takımının toplam 13 gol attığı düşünülürse, Fransız orta saha oyuncusunun takıma yaptığı etki daha net anlaşılabilir. Sezonun geri kalan bölümünün en değerli oyuncularından, hatta Fransız basını şu sıralar onun adını ulusal takıma yazıyor. Ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahsettiğimiz oyuncu, yani Corgnet bugün 24 yaşında. Profesyonel futbol oynamaya başladığı yaş ise 23, yazıyla yirmi üç. Diğer bir deyişle geçen sene.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle ki, Corgnet 2009'un Aralık ayında bir amatör takımın seçmelerine girer. Tesadüfen onu izleyen &lt;span id="intelliTXT"&gt;Ghislain Anselmini, o sıralar Ligue 2'de mücadele eden Dijon'un hocası Patrice Carteron'un yakın arkadaşıdır. Bu ikili &lt;/span&gt;birlikte Lyon'da futbol oynamışlardır, dostlukları o günlere dayanır. Gün gelir, tavsiye edilen çocuk Dijon'un idmanlarına çıkar. Üç günün sonunda hemen önüne kontrat konulur ama oyuncunun bir şartı vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Şimdi olmaz, izin verin okulumu bitireyin. Haziran'da yeniden görüşelim."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktor olmak için girdiği okuldan BTS ile mezun olan Corgnet, artık üniversite mezunudur; ama işini yapmayacaktır. Çünkü futbolcu olmuştur. Amatör takımlarda keyif için, spor amaçlı oynadığı oyun, artık mesleğe dönüşür. Olaylar çok hızlı gelişmiştir, fakat arka planı boş değildir. Corgnet 10 yaşındayken Lyon'un seçmelerine girmiş, fakat yeterli görülmemiştir. Ailesi onu eğitimi için yönlendirir, futbol artık epey arka plandadır. Ta ki 2010 yazına kadar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hocası onun için, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Elinde çantayla idman sahasına geldiğinde futbolcudan başka her şeye benziyordu, ama sahada bambaşka."&lt;/span&gt; diyor. Aslında sahada da pek ideal görünmüyor. Topu ayağına aldığında hiç çalım atabilecek gibi durmuyor, şut stili biraz garip ama birlikte Ligue 1'a çıktığı Dijon'un ona biçtiği fiyat 6 milyon avro.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Kaynakça: Sofoot, football.fr&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;05.11.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-4152650694949285727?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/4152650694949285727/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=4152650694949285727&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/4152650694949285727'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/4152650694949285727'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/11/benjamin-corgnetnin-cok-tuhaf-hikayesi.html' title='Benjamin Corgnet&apos;nin Çok Tuhaf Hikayesi'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-DA-u5qicZDQ/TrSdhPXRf2I/AAAAAAAACI8/OFWEIzQ-fek/s72-c/corgnet.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-5504541781402361052</id><published>2011-11-05T02:29:00.005+02:00</published><updated>2011-11-05T03:14:49.826+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ada Futbolu'/><title type='text'>Olivier Bernard</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-J09M5vlYY_k/TrSJwaSA4HI/AAAAAAAACIk/q0lAYorxJ0w/s1600/bernard.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-J09M5vlYY_k/TrSJwaSA4HI/AAAAAAAACIk/q0lAYorxJ0w/s400/bernard.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5671309295547900018" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Vaktiyle Newcastle'ın sol bekiydi, Bobby Robson'lı zamanlarda. Vatandaşı Laurent Robert ile sol kanatta iyi bir birliktelik kurmuşlardı. Arsenal'in en cafcaflı zamanlarında Highbury'nin solundan tren misali geçip tavana çaktığı gol unutulmazlardandır. Ama kendisi unutulmuş bir adam, hikayesi pek ilginç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Newcastle'a transferine sebep olan kişi, dönemin Lyon hocası Paul Le Guen. Henüz 20 yaşında olan Olivier'ye, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Bu kilolarla seni oynatmam."&lt;/span&gt; diyor ve mücadele başlıyor. Bizim Olivier, dört haftada sekiz kilo verince güçten düşüyor ve formayı ebediyen kaybediyor. Oradan ver elini Newcastle, anlaşılacağı üzere bu kulübün en kötü huyu olan 'saçma transferler'e bir yenisi daha ekleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bozuk saat bu kez doğruyu göstermiş ve takım sırasıyla ligde 4'üncü, 3'üncü ve 5'inci olurken Bernard sol beki tapulamıştı. Sonrası tufan. Robson gidiyor, Souness geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olivier Bernard'ın hikayesinin devamını öncelikle İlyas Salman özetlesin: &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.youtube.com/watch?v=PaE7RVu5Mac"&gt;Video&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Bok ettin Souness!"&lt;/span&gt;, diyor Bernard. Daha ilk gün odasına çağırdığı Bernard'a bir yazılı kağıt uzatmış ve senden bunları bunları... istiyorum, demiş. İmkansız isteklermiş, Bernard'a göre. O sıra kulüple kontrat görüşmeleri yapıyormuş, yine Souness girmiş devreye. Ya bunu imzalarsın, ya da gidersin demiş. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Sonra da&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;Celestine Babayaro'yu transfer etti zaten!"&lt;/span&gt; diyerek anlatmaya devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Souness için söyledikleri bitmiyor: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Beni sevmezdi, genç oyuncuları sevmezdi, kulüpte iyi giden ne varsa hepsini harap etti."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl büyük problem ise bundan sonrası. Kalçasından sakatlanan Bernard, ağrılarına rağmen futbol oynamaya devam ediyor. Ameliyatı sürekli erteliyor ki, Souness'la yaptığı savaşta pes etmiş görünmesin; zira kaybedeceği kesin. Kısa Southampton ve Rangers maceralarında tutunamıyor ve Souness kulüpten ayrılınca, yeniden Newcastle formasına dönüyor. Henüz yaşı 27 iken. Yeniden başlamak istiyor, ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kez daha kalça sakatlığı, üstelik ameliyat olduğu yerden. Önce İngiltere, sonra Kanada, Fransa, Amerika... kim ona yeniden futbola dönmeyi vaat ediyorsa oraya uçuyor ve doğruca bıçak altına yatıyor.&lt;span style="font-style: italic;"&gt; "Bu haldeyken bırakın Newcastle takımını, futbol maçı izlemek bana azap oluyordu."&lt;/span&gt; diyerek, o dönemki psikolojisini anlatır. Tek bir amacı vardır, Newcastle'da yarım kalan işi tamamlamak. Olmuyor, daha 28'indeyken Bernard futbolu bırakıyor.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-RQCKE_OBexI/TrSK0ZzxoeI/AAAAAAAACIw/mfVHdTx8Zw0/s1600/simpson%2Bbernard.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 261px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-RQCKE_OBexI/TrSK0ZzxoeI/AAAAAAAACIw/mfVHdTx8Zw0/s400/simpson%2Bbernard.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5671310463652176354" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;'Suçu ispatlanan kadar masum' Terry, gör bunu!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Sayısı çift hanelere ulaşan kalça ameliyatlarının ona geri dönüşü, asla koşamamak. Ömrünün geri kalanını bir bacağı aksak olarak devam ettirmek zorunda ve futbola dönmek için o doktor senin, bu ülke benim koştururken neredeyse tüm birikimini harcamış. Newcastlelı eşiyle birlikte halen Newcastle'da yaşıyor, hayatını scouting işleri ve part-time çevirmenlik ile kazanıyor. Ayrıca ırkçılık karşıtı kampanyalar düzenleyen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Show Racism the Red Card&lt;/span&gt; kuruluşunda gönüllü olarak çalışıyor. Tüm bu hikayesinin gündeme gelme sebebiyse Yohan Cabaye ile olan ilişkisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bernard, Cabaye'ın Newcastle'daki önemli destekçilerinden. Transfer olduğu ilk günden bu yana onunla birlikte. Her platformda ona olan desteğini ve inancını yineliyor. Kültür değişimi şokunu atlatmasında yardımcı, fakat Cabaye, sahanın içi konusunda biraz çekingen:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Henüz en iyi performansımı göstermedim. Adaptasyon sürecim devam ediyor. Bu ligin temposu benim futbolumdaki bazı iyi şeyleri alıp götürüyor, tamamen adapte olduğumda daha iyi olacağım."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EPL'nin temposundan şikayet eden Cabaye, bu sezon ligin en çok mesafe kat eden oyuncusu. Tezat, ama belli ki Cabaye'ın zirvesini daha göremediğimiz doğru. Şu haliyle de ligin en iyi pasörlerinden, en değerli orta saha oyuncularından biri. Zekası, şutları ve duran top becerisi de cabası. Newcastle'ın muhteşem formunda en büyük pay sahip oyuncu olabilir ve onun mükemmel bir oyuncu olduğuna Lille günlerinde kanaat getirdiğim için kendimi şanslı sayıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, Olivier Bernard deyince akla artık başka şeyler gelir, ama önceleri hep bu video gelirdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/uIsjWcLrTsU" allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Laurent Robert'in ne yapmak istediğini anlayan beri gelsin!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Arşivden:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir ay evvel &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.hayatimfutbol.com/"&gt;Hayatım Futbol Dergisi&lt;/a&gt;'nin 1. sayısında yayınlanan Newcastle yazısı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.hayatimfutbol.com/blog/index.php/2011/10/muzmin-bunalimsever-newcastle-artik-guluyor/"&gt;Müzmin bunalımsever Newcastle, artık gülüyor!&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kaynakça: Guardian, Times, Chronicle Live&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;05.11.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-5504541781402361052?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/5504541781402361052/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=5504541781402361052&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/5504541781402361052'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/5504541781402361052'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/11/olivier-bernard.html' title='Olivier Bernard'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-J09M5vlYY_k/TrSJwaSA4HI/AAAAAAAACIk/q0lAYorxJ0w/s72-c/bernard.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-405559694245784653</id><published>2011-11-04T22:46:00.002+02:00</published><updated>2011-11-04T22:59:50.439+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ada Futbolu'/><title type='text'>Alex Ferguson'ın 25. Yılı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-XRhKyPH8UnU/TrRQa4qRAzI/AAAAAAAACIY/34qzQF4aZkc/s1600/alex%2Bferguson.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 293px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-XRhKyPH8UnU/TrRQa4qRAzI/AAAAAAAACIY/34qzQF4aZkc/s400/alex%2Bferguson.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5671246253582779186" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Babam 65'ine kadar çalıştı, 66'sında öldü. İnsanlar diyor ki, '45 yıl çalıştım, artık emekli olmalıyım.' Hayır, ben Govan'a dönmeyeceğim. Sağlığım elverdikçe, yaşadığım hayattan keyif aldıkça çalışmaya devam edeceğim."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Patrick Barclay anlatır. Kanserden vefat eden bir arkadaşının cenaze töreninde merhumun ailesine taziyelerini bildirirken, hastaneye ziyaret için en sık gelen kişinin Alex Ferguson olduğunu öğrenir. Evvelden uzun süre birlikte çalışmışlardır merhumla, fakat aynı şehirde yaşamalarına rağmen çok az görüşmüşlerdir. Hastaneye de yalnızca iki kez gidebilmiştir Barclay, fakat Ferguson farklı şehirde yaşamasına karşın defalarca ziyarete gelmiştir. Üstelik söz konusu kişi ile aralarında derin bir hukuk yoktur, yalnızca bir kez Ferguson'a araba satmıştır bu şahıs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denir ki, Aralık'ta 70'ine basacak olan Alex Ferguson her şeye vakit bulur. At yarışlarına, rakip takımların maçlarına, ailesine, Alastair Campbell ile siyaset sohbetine, golfe, şaraplara... Etrafındaki her şey üzerinde tam kontrolü olan biri ve derler ki, antrenör olmasa, dünyanın en iyi ressamı ya da çağı değiştiren bir mühendis olabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Menajer olarak Manchester United'da kazandığı 37 kupa, toplamda 48 kupa onun adının yanına eklenir. Kendini kaç kez yenilediği, kimlerden neler öğrendiği ve kimlere neler öğrettiği ise ansiklopedik bir çalışma gerektirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ki, Alex Ferguson pazar günü Manchester United'da 25. yılını deviriyor. 6 Kasım 1986'dan beri görevinin başında. Soruyorlar ve cevaben diyor ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Man United'ın başında 25 yıl?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;"Masal gibiydi."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Peki ya emeklilik?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;"Bu konuda söyleyeceğim tek şey, sonraki 25 yılı sabırsızlıkla bekliyor olduğum."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelmiş geçmiş en iyi, kesinlikle... Çeyrek asır kutlu olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;04.11.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-405559694245784653?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/405559694245784653/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=405559694245784653&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/405559694245784653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/405559694245784653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/11/alex-fergusonn-25-yl.html' title='Alex Ferguson&apos;ın 25. Yılı'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-XRhKyPH8UnU/TrRQa4qRAzI/AAAAAAAACIY/34qzQF4aZkc/s72-c/alex%2Bferguson.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-2298827214841921667</id><published>2011-10-27T23:52:00.003+03:00</published><updated>2011-10-28T00:53:46.157+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Beşiktaş 2-2 Fenerbahçe</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-00Fm8abkgSE/TqnLoB01-5I/AAAAAAAACIM/T6bY1q0PA5Q/s1600/simao.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 252px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-00Fm8abkgSE/TqnLoB01-5I/AAAAAAAACIM/T6bY1q0PA5Q/s400/simao.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5668285494567762834" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Son zamanlarda şahit olduğum en güzel şey, bu maçtı. Sahadaki keyifli futbolun yanı sıra ilk dakikada stüdyodan stada giren Fenerbahçe taraftarı ve maç sonundaki atkı organizasyonu gibi gösteriye ilginçlik ve hoşluk katan diğer unsurlar da vardı. Ayrıca sahada çok da iyi bir hakem vardı. Maç, tümüyle futbol içi unsurlarca şekillendi, nefis bir taktik savaş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Carlos Carvalhal, Necip hariç Mersin'de kazanan takımı aynen sahaya sürmüştü. Sakatlıklar dolayısıyla zorunlu yapılan Cenk ve Hilbert tercihlerine Ernst ve Veli'nin takıma girmesi eklenmiş, gün geçtikçe güçlenen Mustafa kadrodaki yerini almıştı. Diziliş, Aurelio'nun savunma önünde yer aldığı 4-1-4-1 şeklindeydi. Yerleşim birbirine yakın çift dörtlü hatla yarı sahanın ikinci yarısını merkez alıyordu ve daha önceki maçlarda çizgi halinde kaldığı gözlenen savunma hattı, bu kez araya yapılan koşuları kovalıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aykut Kocaman'sa iki adımlı maç planının ilkinde Caner ve Topuz ile orta ikiliye yakın, enerjisi ve oyun disiplini yüksek kenarları tercih etmişti. En uçta ise Bienvenu, daha çok merkezden önüne atılan toplarla etkili olabilen bir oyuncu olarak Alex'ten pas bekliyordu. Fenerbahçe'nin standardı olan 4-2-3-1 sahadaydı, yerleşim geniş alanda savunma yapan arka dörtlüye uygun olarak rakibe nazaran daha yayvan görünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-n1VRTWGyNDk/Tqm5b9bmtVI/AAAAAAAACH0/AF8yszjjs1E/s1600/Be%25C5%259Fikta%25C5%259F%2B2-2%2BFenerbah%25C3%25A7e%2B-%2BBJK.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 217px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-n1VRTWGyNDk/Tqm5b9bmtVI/AAAAAAAACH0/AF8yszjjs1E/s400/Be%25C5%259Fikta%25C5%259F%2B2-2%2BFenerbah%25C3%25A7e%2B-%2BBJK.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5668265496020432210" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En Önemli Fark&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe Beşiktaş'a göre çok daha organize bir takım. Bunu biraz açarsak Fenerbahçe takımı, oyunu daha uzun süre aynı ritmde götürebiliyor. Maç içerisinde yaşadıkları inişler ve çıkışlar kısa süreli, belli bir düzeydeki oyunu neredeyse maç boyu devam ettirebiliyorlar. Beşiktaş'taysa bi' beş dakika, peşinden gelen beş dakikayı tutmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe ağırlıkla kısa pas oynayan, tüm sahayı kullanarak pas trafiği kurabilen bir takımken, Beşiktaş bundan yoksun. Fenerbahçe'nin maçın büyük bölümünde topa sahip olmasının nedeni bu. Beşiktaş'ta bazı oyuncular diğer takım arkadaşlarına göre topu ayaklarında daha uzun süre tutuyorlar ve onların patlayıcı gücü, çalımları, sprint ve deparları Beşiktaş'ın ana hücum silahını oluşturuyor. Maç içinde sık gerçekleşen iniş-çıkışların ana sebebi bu, hücum oyuncularının birebirler ve geniş alana ihtiyaç duyan reaktif yapısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alex - Aurelio &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü stoper ya da ideal bir santra-haf olarak oynayan Aurelio, maç boyu Alex'i marke etti. Onunla birlikte sağa açıldı, sola gitti ve çok sayıda top kazanarak Alex'i epey yavaşlattı. Yalnızca bir pozisyonda arkada kaldı ve Alex rakip orta saha ile savunma hattı arasında topu aldığında her zaman yaptığını yapıp gollük bir pozisyon yarattı: Bienvenu'nun savunma arkasına sarktığı, Cenk'in kurtardığı pozisyon. Bunun haricinde Alex'e oyunu yönlendirme şansı -neredeyse- verilmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Quaresma Problemi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçın kilidi ise burada. Fenerbahçe'nin maç boyu geliştirdiği tüm tehlikeli akınlarda (bir istisna var, o da yukarıda anlatılan Alex - Bienvenu pozisyonu) başrolde Ricardo Quaresma vardı. Maç boyu doğru şekilde pozisyon almadı ve geçen sezonki Fenerbahçe maçında Ekrem'in başına gelen, bu kez Hilbert'in başına geldi. Gerçi Alman sağ bek ezilmedi, ayakta kaldı ama sıklıkla çaresizdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Quaresma sağdayken oradan, Quaresma soldayken oradan... Fenerbahçe oyunu tamamen bu şekilde oynadı. Özellikle Ziegler ve Caner, sürekli 2'ye 1 geldiler ve muhakkak bir orta ya da etkili bir pas üreterek takımlarını gole yaklaştırdılar. Alex'in girdiği pozisyon, attığı gol, öncesi ve sonrasında yaşananlar, tümüyle Beşiktaş'ın bir kanadındaki savunma zaafının eseriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Quaresma zaman zaman kendini orta saha oyuncularıyla aynı hizaya getirdiğinde ise Yobo top taşıdı ve sıklıkla bir şey olmadı. Beşiktaş'ın Alex markajı destekli, orta yuvarlağa yakın konuşlanmış çift dörtlü hattı, Fenerbahçe'nin set oyununu bozdu, orta sahalarına oyun kurdurmadı, Alex'i sık sık geri gelip top almak zorunda bıraktı, fakat bu durumun kendini ayan beyan göstermesine gerek kalmadan Fenerbahçe üretken olmayı başardı. Kenarlardan yapılan sayısız akında Quaresma'nın bıraktığı boşluğu kapatmaya çalışan Ernst ve Veli çok efor sarfettiler, hatta son yarım saat Beşiktaş'ın sahadaki görüntüsü 4-4-2 gibiydi ve bu bölümde boşluklar bulmaya başlayan Alex de sahne aldı.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-RMva1GI4PLo/Tqm5cMTT5yI/AAAAAAAACIA/HtECLdYTnXo/s1600/Be%25C5%259Fikta%25C5%259F%2B2-2%2BFenerbah%25C3%25A7e%2B-%2BFB.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 217px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-RMva1GI4PLo/Tqm5cMTT5yI/AAAAAAAACIA/HtECLdYTnXo/s400/Be%25C5%259Fikta%25C5%259F%2B2-2%2BFenerbah%25C3%25A7e%2B-%2BFB.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5668265500012177186" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kritik Noktalar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Alex'in pasifize edildiği ortamda Fenerbahçe'nin kanatlar harici yapabildikleri, uzaktan şutlarla sınırlıydı. Bunun da nedeni, savunma önünde oynayan Aurelio, markajına verildiği Alex'le birlikte hareket edip, Beşiktaş savunması önündeki alanı boşaltınca rakibe şut şansları doğdu. Cenk bu şutlarda başarılıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Aykut Kocaman beraberlik golünün sonrasında kenarları yeniledi. Özer'in kanadında kusursuz bir maç oynayan Simao olunca Beşiktaş oradan sıkıntı yaşamadı, fakat diğer yanda Stoch, direğin az farkla yanından dışarı giden kesme vuruşu da dahil, Quaresma'nın vurdumduymazlığını iyi kullandı. Caner'se maçın en iyisi olmasına karşın, hocanın maç planı nedeniyle oyundan çıkmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Beşiktaş'a oyunu öldürme fırsatı iki periyot halinde geldi. İlki, Simao'nun golünden sonrası, 25. dakikaya kadar. İkinci bölüm ise 45 ve 55. dakikalar arasıydı. Bu aralıklardan birinde Beşiktaş golü bulup, farkı 2'ye çıkarsa, elindeki oyuncu yapısına çok daha uygun bir oyun oluşacak ve skor beraberlik ihtimaline değil, farkın açılmasına meyledebilecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cenk Gönen, yaptığı önemli kurtarışlarla günün adamlarından biri, fakat Cristian'ın golüne yol açan frikikte barajı yalnızca 2 kişiyle kurması, büyük hata. Cepheden kazanılan bir serbest vuruştu ve Alex orta yapmaya niyetli olsa bile, barajı çok cılız kurarak Cristian'ı cesaretlendirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Henri Bienvenu, maç boyu kenarların aktif olduğu bu Fenerbahçe takımında pek bir varlık gösteremedi. Daha çok önüne atılan toplarla, topsuz koşularla etkili olan ve top taşıyabilen bir oyuncu. Bugün kenar ortalarda ve Alex'e yardımda yetersiz kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sonuç&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş yüksek pas yüzdesiyle oynadığı bu maçı kazanmalıydı. Planlar tuttu, işledi; fakat bir yerde sıkıştı kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Quaresma bu maçın kaderini çizdi. Hatta Holosko oyuna girdiğinde Fenerbahçe'nin artık duran toptan başka şansı kalmamıştı. Belki bunu maçtan sonra söylemek kolay görünebilir, ama maç boyunca Beşiktaş sahaya doğru yerleştiğinde, Fenerbahçe asla oyun kuramadı. O böyle bir oyuncu, tüm maç berbat oynadıktan sonra nefis bir asistle tribünleri yıkabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat mesele, kantarın topuzunun ortada durması ya da en azından ortaya yaklaşması. Caner iyi bir sezon geçiriyor, ama bugün bu denli parlamasının en büyük sebebi Quaresma'nın boş bıraktığı alanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Quaresma eğer maç boyu bıraktım beki kovalamayı, öylesine dahi geri dönmüyorsa, rakip kale önünde yapacaklarıyla maçı öldürmek zorundadır. Fırsat da gelmedi değil, Mustafa'nın direkten dönen topu öncesinde kendisinden bekleneni yapıyordu, ama olmadı ve bir deneme yetmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görülmüştür ki Veli, Ernst ve Mustafa bu maçtaki oyunlarıyla Portekizlilere bir şeyler söylüyorlar. Tabii bize de. İyi bir maçta iyi bir Beşiktaş vardı, umarım iyiye gidiş sürer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simao'nun golü muhteşem, Fenerbahçe ise bu ligin en iyi takımı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Foto: Ajansspor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27.11.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-2298827214841921667?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/2298827214841921667/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=2298827214841921667&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/2298827214841921667'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/2298827214841921667'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/10/besiktas-2-2-fenerbahce.html' title='Beşiktaş 2-2 Fenerbahçe'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-00Fm8abkgSE/TqnLoB01-5I/AAAAAAAACIM/T6bY1q0PA5Q/s72-c/simao.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-1064834825157154861</id><published>2011-10-21T01:35:00.003+03:00</published><updated>2011-10-21T01:58:22.369+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Semboller</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-UG1acVm_ghU/TqCjo5gOm-I/AAAAAAAACHk/zk9f7zdsWqs/s1600/yd%2Bcr.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-UG1acVm_ghU/TqCjo5gOm-I/AAAAAAAACHk/zk9f7zdsWqs/s400/yd%2Bcr.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5665708254258174946" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kaddafi'nin öldüğü haberi dün geldi, meşhur heykelinin parçalandığı zamansa henüz Ağustos ortasıydı. Yahut Irak işgalinin ve Saddam rejiminin bitişinin en vurucu fotografı, boğazına halatlar geçirilen heykelin alaşağı edilmesi değil miydi? Şu vardır, bu heykeller gücün, güç sahibinin sembolleridir. İktidardan önce bunlar yıkılır, çünkü soyut bir şeyi kesin olarak yıkmış olmak için karşı eylem gerekir. Beşiktaş ve Portekizli'ler ilişkisi de budur. Onların varlığı gelinen noktada bir sembol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu inanışa hep karşı durdum, durduk:&lt;span style="font-style: italic;"&gt; "Demirören iyi niyetli, ama beceriksiz."&lt;/span&gt; Hayır, kesinlikle bu doğru değildi, hala da değil. Kar elde etmenin piyasa normlarına dayandığı yerde Demirören ve ailesi gayet işbilir, pekala 'oyunu kuralına göre' oynayan bir ailedir. 2003'ten önce bu ailenin elinde Azerbaycan petrolleri ile ortaklık ve M-Oil firması yoktu. Sonra Beyoğlu'nun orta yerinde bir AVM ve gazeteler, bir de Cristiano Ronaldo'yla ortak otel. İDO'yu da alıyorlardı da, nefesleri yetmedi. Üç yıl önce 83'üncü, önceki sene 77'nci, bu yıl da ülkenin 62'nci en zengin ailesi oldular. Holdinglerinin servet artışı da -Forbes'e göre- şöyle oldu: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;2009/350 milyon dolar, 2010/400 milyon dolar ve 2011/650 milyon dolar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı dönem Beşiktaş'ın gelirleri de %80 büyüdü. Ama giderleri de %130 arttı. Dört yıl öncesinde seneyi 1 milyon TL zarar ile kapatan kulübün geçen yılki bilançosunda yazan zarar 120 milyon TL. Tartarsak, bir yanda iki yılda servetini ikiyle çarpan bir holding, diğer yandaysa aynı holdingin güdümündeki kulübün zararını 120 ile çarpması, ki yüzde hesabı falan değil bu. Eh, Beşiktaş kar açıklasın, diyecek kadar insafsız değilim ama biliniz ki Real Madrid her sene kar açıklıyor. Gerçekten, oraya buraya para saçıyor, alın size onlar da Jorge Mendes'le çalışıyor, denilen kulübün kasasında her sene fazla çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş, Real Madrid mi? Değil ya zaten, mesele de bu. Beşiktaş'ta önce sembollerin yıkılması gerek. Ne menem bir ilişki olduğu tam anlamıyla çözülemeyen Jorge Mendes - Demirören ilişkisi, tümüyle bu kulübün zararınadır. Tüm bu transferler birinin işine yarıyorsa da o kişi Demirören. Siz, onun elinden parasını alabilir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse gelin, sembolleri yıkalım. Beşiktaş'ta yıllardır pek çok şey çirkindi, ama insan bugün bir buçuk yıl öncesini bile özlüyor. Çünkü halen iyi şeyler vardı, en azından saha içine bakınca iyi niyetinden sual olunmayan bir topluluk görünüyordu. Kimisi çok çabalıyordu, kimisi azdı ama şu durum dingonun ahırıdır. Bahsi geçen şey tümüyle bir politika ve Demirören'in kötü niyetinin dışavurumu. Geçmişi 1.5 yıl öncesinden bir politika, Beşiktaş'ın neo-liberalizm dönemi ve bunun da sembolleri belli: Portekizli'ler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim geldiyse oradan, gitmeli. Buna Guti de eklenmeli. Bunlar başkanın adamları, şu rezil vaziyetin ve kafa yapısının sembolleri onlar. Özel zamanlarda heykel yıkmak, nasıl sanat düşmanlığı anlamına gelmiyorsa, bugün kulüpteki Portekiz çetesine cephe almak da ne futbolla, ne de Portekiz'in güzide bir memleket olup-olmayışıyla ilgilidir. Buna Fernandes'i de, Carvalhal'i de dahil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci adımsa, &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://oncebesiktas.com/haydi-hesap-sormaya/"&gt;şurada&lt;/a&gt;. Yapacağınız şey, Beşiktaş hissesine sahip olmak. Sembolik de olsa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21.10.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-1064834825157154861?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/1064834825157154861/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=1064834825157154861&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/1064834825157154861'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/1064834825157154861'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/10/semboller.html' title='Semboller'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-UG1acVm_ghU/TqCjo5gOm-I/AAAAAAAACHk/zk9f7zdsWqs/s72-c/yd%2Bcr.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-5542586476456211155</id><published>2011-09-28T17:05:00.002+03:00</published><updated>2011-09-28T17:39:17.888+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ada Futbolu'/><title type='text'>Quaresma ile Rugby Oynuyoruz</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-PxlGCJsSfHA/ToMvvvOnmVI/AAAAAAAACHE/eW28p-y0GUc/s1600/pulis.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 326px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-PxlGCJsSfHA/ToMvvvOnmVI/AAAAAAAACHE/eW28p-y0GUc/s400/pulis.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5657418054085613906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Günlerden bir gün, henüz on yedisindeki William Webb Ellis, yerdeki topu eline alır ve koşmaya başlar. Mite göre, koşu o koşu; bugün milyonlar bir topun peşinden koşmakta. İngiltere'nin Rugby isimli kasabasında gerçekleşen bu koşu, sonrasında kendini kuralları olan bir oyuna dönüştürür ve adına da Rugby Football denir, şehrin adından gelen isimle. Kuralları daha 19. yüzyılın ortasına gelmeden yazılmıştır ve onun yazılı kuralları, futbol oynayanlara ve Ellis'in vaktiyle kurallarını ihlal ederek yeni bir oyun icat ettiği esas futbol oyununun kurallarını yazmak isteyenlere esin kaynağı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın faal durumdaki en eski ikinci futbol kulübü olan Stoke City, halen o günlerde yaşıyor. Rugby'nin yazılı kuralları futbola adapte edilmiş ve yan sahadaki rugby maçında kadroya giremeyenler, Britannia Stadium'da nispeten yumuşak bir oyun olan futbol oynuyor. Nitekim kadrolarında 7 -yazıyla yedi- adet 1.90 metre ve üzerinde oyuncu var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek fark, 1925 yılında futbolun ofsayt kuralının değiştirilmesi olabilir. Bu tarihten önce uzun top doğru ve anlamlı bir şey değildi ve zaten hiç işe yaramıyordu. Oyun aşırı dar alanda oynanıyor, kısa pas ve top sürmeye dayanıyordu. Ofsayt kuralı üç oyuncu'dan, iki oyuncu'ya düşürülünce mertlik bozuldu, kullanılabilir alan arttı ve topu ileri vurmak, artık işe yarar oldu. Stoke City de Premier League'ki üç yılında ligin en az yerden pas yapan takımı sıfatını kimseye bırakmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arsenal tüm bu sezonlarda maçı başı 500'e yakın kısa pas sayısıyla zirveyi bırakmazken, maç başına 200 kısa pas sayısını zor geçen Stoke City'e her sezon en az bir kez mağlup oldu. Geçtiğimiz hafta sonu Man Utd, maçı ceza sahasına 12 orta ile tamamlarken, Stoke City'de bu sayı 35'ti. Son üç maçta yaptıkları toplam pasın 5'te 1'inde topu Peter Crouch'a yolladılar. Carlos Carvalhal'ın Stoke City'e dair &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Türk Havayolları'ndan yardım isteyeceğiz.'' &lt;/span&gt;sözünun arka planı, bu sayılardır.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-OeoGulUBiOs/ToMv1z1vhRI/AAAAAAAACHc/dD1WuwPz5hM/s1600/evra.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-OeoGulUBiOs/ToMv1z1vhRI/AAAAAAAACHc/dD1WuwPz5hM/s400/evra.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5657418158402667794" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Diğer yandan, haftasonu Man Utd maçının ilk beş dakikasının bilançosu şu şekilde idi: Dakika iki, Hernandez müdahale sonucu sakatlanarak oyundan çıktı. Dakika dört, sağ dipte topu atıp rakibini geçmek üzere olan Nani'nin ayağından tak! diye bir ses geldi. Dakika beş, sol kenarda rakibini geçen Evra, müdahale sonucu havada takla attı, elini yere koymasa kafası üzerine düşüyordu. Eh, bunlar da rugby zamanlarından kalma sayılır. Yer yer gaddarca, yer yer kontrolsüzce (Ramsey'nin ayağını kıran Shawcross'tu), ama her zaman olabilecek en sert şekilde o topu almak, topu alamıyorlarsa da atağı sonlandırmak istiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evleri Britannia Stadium'daki serileri ise şu şekilde: Yılbaşından bu yana 18 maç oynadılar, yalnızca 1'ini kaybettiler. Bu mağlubiyet de ligin son maç haftası, Wigan'a karşı gerçekleşti. 11 kez kazandılar, 6 kez berabere kaldılar. 32 gol attılar, sadece 10 gol yediler. Söz konusu 18 maç içerisinde Chelsea ile iki kez berabere kaldılar, Liverpool'u ve Arsenal'i mağlup ettiler, Tottenham ve Man Utd'a birer kez kaybetmediler. Yani şu zamanda, onları sahalarında yenmek için adı anılan bu takımlardan biri olmak yetmiyor, yetmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlerinde fazladan ne yapıyorlar? Britannia Stadium'daki atmosfer, İngiltere'de aranıp bulunamayan cinsten. Hatta stadın beleş tepesi bile var! Her pozisyona koro halinde tepki, her duran topta yükselen ses, takımın her ekstra hareketinde tribünden çıkan sıradışı bir uğultu... Koro halinde yapılan tezahüratların az olduğu, tamamen sahadaki oyunla bütünleşik bir tribün var orada. Ayrıca top toplayıcı çocukların hepsinin ellerinde havlu var, Rory Delap taç atarken topu kurulayabilsin diye.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-FcLl3xKMJ3M/ToMvv9FkNgI/AAAAAAAACHM/bVMnQBDVkhk/s1600/delap.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 278px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-FcLl3xKMJ3M/ToMvv9FkNgI/AAAAAAAACHM/bVMnQBDVkhk/s400/delap.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5657418057805739522" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Merasimle kuruladığı topu, sanki bir Charlie Adam korneriymişçesine kale içine gönderen Rory Delap'ın şanını artık duymayan kalmadı. Onun işini kolaylaştırmak için reklam panoları sahadan uzağa konuluyor. (&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/02/rory-delap-durdurmak.html"&gt;Birmingham deplasmanında&lt;/a&gt; vaktiyle tam tersi yapılmıştı.) Aslında onun kullandığı taçlarda topun gol olma yüzdesi, takımın kullandığı kornerlerden düşük. Ama gol olmasa bile taçlar işe yarıyor. İçerideki mücadele rakibi yıldırıyor, seken top korner oluyor, faul oluyor; rakibi hem fiziksel, hem de psikolojik olarak zorluyor. Bir başka acayip adam, Matthew Etherington da duran top kullanırken son ana kadar hep topun başında bekliyor. Önceden nereye atacağı kestirilemesin diye. Aniden gerilip, topu içeri gönderiveriyor. Zaten takım topu kanada taşıyınca, rakip kaleye gitmeye değil, faul ya da taç almaya çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tablo bu. Stoke deplasmanı, Europa League'deki, hatta belki de Avrupa futbolundaki en acayip deplasman. Onlar bizim bildiğimiz oyunu oynamıyorlar, böyle bir çabaları da yok. Üç sezon önce ne oynuyorlarsa, artık bu oyuna daha yatkın oyunculara sahip olmak kaydıyla, aynısını oynuyorlar. Hocaları Tony Pulis, 19 yıldır menajerlik yapıyor ve onun takımları bir kez dahi küme düşmedi. Premier League kariyerinde ise en kötü 13'üncü, en iyi 11'inci oldu. Çalıştığı en yüksek bütçeli takım Stoke City ve geçen sezon çıktıkları FA Cup Finali, kulüp tarihinin zirvesine yazıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stoke City her takımı bozuyor. Onlara karşı asla kendiniz olamazsınız, hele ki deplasmanda. Hızlı oyuncular bir işe yaramaz, usturuplu bir tekme ile icaplarına bakılır. Hava topları tümüyle geçersiz, binde bir büyük hata şansını kovalarsanız belki. Ceza sahasındaki itiş kakışla yıldırırlar, yıkılmazlar. Hele bir de skorda öne geçtiler mi, dönüşü ancak mucize olur. Zira bu zamana kadar hep böyle oldu. Ayrıca formda bir kalecileri ve Etherington ve Pennant gibi oyun içi silahları var. Bunlara da önlem almak zorundasınız.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-4JWJAOTtOR0/ToMvv1AG8VI/AAAAAAAACHU/bt2C8y6t-Ac/s1600/wilson.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-4JWJAOTtOR0/ToMvv1AG8VI/AAAAAAAACHU/bt2C8y6t-Ac/s400/wilson.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5657418055635366226" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Fakat bir yol var: Evvelki hafta Sunderland'in yaptığını yapmak, erken bir gol bulmak. Ya da punduna getirip erken dakikalarda kırmızı kart aldırmak. Tabii bu maç Stoke City'nin Kiev dönüşü oynandı ve uzun uçak yolculuğuna bağlandı. Menajer Pulis ise 4-0 kaybedilen maçtan sonra şunları söyledi: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Bu bir mazeret olamaz. First-class'ta uçuyoruz ve oyuncuların her istekleri karşılanıyor. Bizler futbolun içerisinde bir rüyada yaşıyoruz. Şehrimizdeki madenciler ailelerine para götürebilmek için her gün çok ama çok çalışmak zorundalar. Onların bir yılda kazandığı parayı bizim futbolcularımız bir haftada kazanıyor ve sonra 'seyahat ettik ve bu yüzden kötü oynadık' diyorlar. Böyle bir şey olamaz.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizse Quaresma ile rugby oynuyoruz. Tümüyle emek, fiziksel güç ve hırs üzerine kurulu organize bir takıma karşı uzaktan kurbanlık koyun gibi görünüyoruz. Sorun şu ki, bu deplasmanda her şeyiyle ideal bir futbol takımı olmak da yetmeyebilir. Çokça şansa ihtiyaç var. Puan için olduğu kadar, erken bir gol yenilmesi halinde skorun artmaması için de öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Skor ne olursa olsun, tüm oyuncular için iyi bir tecrübe olacak. Tüm Türkiye de gerçek 60'lar futbolu, hatta 1860'lar futbolu neymiş, görecek. Maçın hikayesinin tümüyle Beşiktaş lehine gelişmesi, hakemin kolay faul çalabilen biri olması ve ceza sahasındaki şarjlara müsamaha göstermemesi ve ertesi gün İngiliz basınında artık bir efsaneye dönüşen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Bir salı akşamı, yağmurlu Stoke deplasmanı...''&lt;/span&gt; klişesinin kırıldığına ilişkin yazılar okumak dileğiyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Muhtemel,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt; Stoke City (4-4-2):&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Begovic; Huth, Upson, Shawcross, Wilkinson; Etherington, Delap, Whelan, Pennant; Walters, Crouch.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28.09.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-5542586476456211155?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/5542586476456211155/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=5542586476456211155&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/5542586476456211155'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/5542586476456211155'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/03/quaresma-ile-rugby-oynuyoruz.html' title='Quaresma ile Rugby Oynuyoruz'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-PxlGCJsSfHA/ToMvvvOnmVI/AAAAAAAACHE/eW28p-y0GUc/s72-c/pulis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-5025381495221667056</id><published>2011-09-26T17:46:00.004+03:00</published><updated>2011-09-26T18:12:14.098+03:00</updated><title type='text'>Trabzon'un İlk Ağır Misafiri: Lille</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-DrLbg3fX2L4/ToCTbBJEw6I/AAAAAAAACG8/MRhdtFHZZYg/s1600/cole.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 237px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-DrLbg3fX2L4/ToCTbBJEw6I/AAAAAAAACG8/MRhdtFHZZYg/s400/cole.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5656683224349590434" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tarihte ilk kez, bir Şampiyonlar Ligi grup maçı Trabzon'da oynanacak. Her ne kadar misafirler kapıya gelmeden haber vermeseler de, çat kapı bir ziyaret olsa da Trabzonspor elindekileri ikram ederek Inter deplasmanından üç puanla dönmeyi başardı. Hazırlıksız yakalanmış olmak, (mesela Selçuk ve Jaja gitmeyebilirlerdi) hem Trabzonspor'un, hem de bizlerin umduğunu değil, bulduğunu yemesini gerekli kılıyor. Fakat CL'e üç puanla başlanılması, Trabzon'un algısını iyice karıştırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ligde yaşanan puan kayıpları ve neredeyse yeniden kurulan takımın zamana duyduğu ihtiyaç, sözkonusu galibiyetin geleceğe taşıyacaklarına dair biraz ihtiyatlı davranmayı gerektirebilir. Mesela, Trabzonspor bu grupta kalan beş maçında puan dahi alamayabilir. İhtimal dahilindedir, ya da tıpkı Inter maçında olduğu gibi günün getirdikleri ya da rakibin vaziyeti, onları üç-dört galibiyetle dahi sevindirebilir. Yarınki rakip Lille de sezon başından bu yana istediklerini elde edebilmiş değil ve yaşadıkları sorunlar, Trabzonspor ile benzer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/06/2-futbolu-ligue-1n-otesinde-sampiyon.html"&gt;Fransa'da geçen sezonun şampiyonu Lille&lt;/a&gt;, aynı zamanda çok çarpıcı bir araştırma sonucunda görüldüğü üzere &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://vliegendenederlander.blogspot.com/2011/09/avrupa-liglerinin-istikrar-haritasi.html"&gt;Avrupa'nın en istikrarlı yükselen&lt;/a&gt; takımı. Onlar kadar iyi yönetilen, onlar kadar akılcı ve verimli büyüyen, güçlenen bir kulüp daha bulmak zor. Üstüne üstlük önümüzdeki yıl yeni stadyumlarına geçecekler ve bu sayede gelirleri daha da artacak, daha da büyüyecekler ve Fransa'nın büyük bütçeli kulüplerinin yanına yerleşecekler. Bir bakıma bunlar iyi zamanlar, halen Lille'in mağlup edilebirliği fazla. Bundan birkaç yıl sonra bu şans azalabilir. Özellikle bugünlerdeyse durum hiç fena değil, tabii Trabzonspor adına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ligue 1'da sezonun sekizinci maç haftası tamamlanırken Lille takımı 13 puanla altıncı sırada. Geçen sezon ise aynı maç haftasında üçüncü sıradaydılar. Bu farkı yaratan, geçen sezonun aynı döneminde kalelerinde 5 gol görmüşken, bu sezon bu sayının 10 olması. Bir adet Fransa Super Kupası ve bir adet de CL maçı olmak üzere &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;bu sezon toplam on resmi maç oynadılar ve tamamında gol yediler.&lt;/span&gt; Geçtiğimiz hafta sonu da Lorient karşısında maçı 1-0 önde götürüyorken, uzatmanın son anlarında yine gole engel olamadılar ve üst üste ligde üçüncü, toplamda dördüncü beraberliklerini aldılar. Sochaux ve CSKA karşısında da aynısı oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En büyük sorunları, skoru tutamamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun öncelikli sebebi, yenilenen savunma hattı ve sakatlılar, cezalar. Sezon sonunda savunmanın has adamı Adil Rami'yi Valencia'ya yollarken, yerini Karadağlı savunmacı Marko Basa ile doldurdular. Kiralık oynayan Rozenhal'in bonservisini alıp alternatifleri çoğalttılar, ama hem Basa, hem de partneri Chedjou ilk maçlarda sakatlıklar yaşadı. Üzerine sol bek Beria'nın da sakatlığı ve sağ bek Debuchy'nin kırmızı kart cezası gelince, ideal savunma hattını bir türlü sahada göremedik. Bu hafta sonu da savunma dörtlüsü Beria - Rozenhal - Basa - Bonnart şeklindeydi, zira Debuchy'nin kart cezası sürerken, Chedjou halen sakat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takımın forvet oyuncularından Obraniak'a göre dört maç üst üste berabere kalmaları ve yaptıkları -nispeten- kötü sezon başlangıcı, yalnızca savunma hattındaki problemlerden kaynaklanmıyor. Lille'in bu sezon kolay gol yediği bir gerçek, ama hücum oyuncuları da bu durumdan sorumlu. Polonyalı Obraniak'ın deyimiyle, hücumcular maçı öldüremiyorlar. Öne geçiyorlar, ama maçı kazandıracak skoru elde etmeye imkan veren pozisyonları kolay harcıyorlar. Yeterince dirençli değiller. Zamanla bu durumu düzelteceklerine şüphe yok ve şampiyonlukta çok büyük katkısı olan bazı önemli oyuncuları kaybetmelerine rağmen, geçen sezondan daha güçlü görünen, daha geniş bir kadroları var.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-6_d_V-Ah3fo/ToCTa3ooF_I/AAAAAAAACG0/CO2OoFfo1_o/s1600/hazard.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 243px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-6_d_V-Ah3fo/ToCTa3ooF_I/AAAAAAAACG0/CO2OoFfo1_o/s400/hazard.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5656683221797574642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Transferde ne kaybettilerse, yerine muadilini koydular. Newcastle'a giden ve şimdilerde takımı taşıyan Yohan Cabaye'ın yerine ülkenin en iyi orta saha oyuncularından Benoit Pedretti'yi aldılar. Arsenal'e giden, çok iyi bir tamamlayıcı forvet oyuncusu olan Gervinho'nun boşluğunu St. Etienne'in yükselen yıldızı, forvet Dmitri Payet ile doldurdular. Yedek santrafor Frau gitti, Auxerre'de harika işler yapan Ireneusz Jelen, aynı role yerleşti. Bir süredir kendini nadasa bırakan Joe Cole, transferin son gününde takıma katıldı ve şimdiden bir gol (&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://videa.hu/videok/sport/golazo-joe-cole-lille-lorient-amazing-football-goal-lFA6vwn95C5KDqOR"&gt;Lorient'a attığı süper gol)&lt;/a&gt;, iki asist ile formayı kaptı. Ve tabii ki Eden Hazard, kaldığı yerden devam ediyor. Hocası Rudi Garcia'nın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Eğer Gervinho'dan sonra Hazard da giderse, ben de giderim.''&lt;/span&gt; diye yönetime ultimatom verdiği adam, şimdiden dünyanın en iyi futbolcularından biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lille her zamanki gibi topa sahip olmak, oyuna hükmetmek isteyecektir. Onları bunu yapmaktan alıkoymak kolay değil. İki sezondur Ligue 1'da topa en çok sahip olan ve rakip kaleye en çok isabetli şut atan takım onlar. Çok kolayca pozisyon üretebiliyorlar. Geçen sezonun gol kralı Moussa Sow'un sırrı, Burak Yılmaz gibi sürekli doğru koşu yapması ve devamlı iyi pas almasıdır. Lakin aslında Sow, çok iyi bir bitirici değil. Net pozisyonları dağlara taşlara vurduğu sık görülür, ama savunması geçen sezonki gibi sağlam olan bir Lille takımında onun kaçırdıklarına pek bakılmaz, nitekim birkaç dakika sonra yine benzer bir pozisyon yakalanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal şartlar altında Lille'in bu maçın favorisi olması gerekiyor, ama değil. Mağlup edilebilirler. Erken bir gol yenilmesi de (tabii bu bir kötü senaryo olsa da) umutları  kırmasın. Onlar bu maçtan bir puan alırlarsa çok sevinmeyecekler, hele  ki CSKA kazanırsa. Trabzonspor ise bir puana üzülmeyebilir, Inter deplasmanında gelen üç puan bu krediyi veriyor. Vitesi beşe takan Burak'ın yokluğu büyük kayıp olsa da Trabzonspor'un bu maçta bir şekilde gol bulacağını düşünüyorum. Bu da en az puan ve olası galibiyet inancını güçlendiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lille de sıkışık bir fikstürden gelmenin etkisiyle hafta sonu bazı önemli oyuncularını dinlendirdi. Kaptan Mavuba ve Pedretti, bunlardan en önemli ikisi. Hafif bir sakatlığı bulunan Sow da yedek başladı, oyuna sonradan dahil oldu. Bu oyuncular yarın Trabzon'da sahada olacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Muhtemel, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lille (4-3-3)&lt;/span&gt;: Landreau; Debuchy, Rozenhal, Basa, Beria; Mavuba, Balmont, Pedretti; Hazard, Joe Cole, Sow.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/06/2-futbolu-ligue-1n-otesinde-sampiyon.html"&gt;Futbolu Ligue 1'ın Ötesinde - Şampiyon Katalan-esk Lille!&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26.09.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-5025381495221667056?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/5025381495221667056/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=5025381495221667056&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/5025381495221667056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/5025381495221667056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/09/trabzonun-ilk-agr-misafiri-lille.html' title='Trabzon&apos;un İlk Ağır Misafiri: Lille'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-DrLbg3fX2L4/ToCTbBJEw6I/AAAAAAAACG8/MRhdtFHZZYg/s72-c/cole.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-1193343964661778664</id><published>2011-09-26T02:05:00.002+03:00</published><updated>2011-09-26T03:16:37.510+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ada Futbolu'/><title type='text'>Phil Jones: Üzerinde ... Gölgesi Var!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-b_dgYPt-BFE/Tn-4DbHePrI/AAAAAAAACGk/ar5ukIb2BV4/s1600/phil%2Bjones.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 275px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-b_dgYPt-BFE/Tn-4DbHePrI/AAAAAAAACGk/ar5ukIb2BV4/s400/phil%2Bjones.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5656442025958850226" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Manchester United'ın sezon başından bu yana devam eden sıfır kayıp serisi, hafta sonu Stoke City deplasmanında sona erdi. (1-1) Bu durum, onların geçen haftalarda oynadığı futboldan daha büyük bir sürpriz olmadı. Zira orası garip bir yer ve sahada oynayanlara hiç tanımadıkları bir şehirde beş parasız halde dolaşma hissi veriyor olmalı. Üstelik şehrin serserilerinden sıklıkla dayak yiyorsunuz. Herkesin gözünde korkutucu bakışlar ve anlam verilemeyen ritüeller...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki sezonda iki kez!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takımın muhteşem sezon başlangıcının kaldıracı olan üçlüden Welbeck, Rooney ve -ilk üç dakikadan sonra- Hernandez sahada olmayınca, sonuç iyiden iyiye 'kazanılan 1 puan' olmaya meyletti. Maçtan bir önceki gün de Jonny Evans sakatlanmıştı ve yılların sağ kanat oyuncusu Antonio Valencia, bazen sonradan yaptığını bu kez ilk dakikadan itibaren yaptı ve maç boyu sağ bek oynadı. Sağ bek oynaması beklenen Phil Jones ise Vidic ve Evans'ın yokluğunda Ferdinand'ın partneri oldu; ama... stopere pek benzemiyordu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alex Ferguson anlatır, ancak böylesine özel bir yeteneğin futboluna tanık oluyor olmanın verebileceği, nadir bulunan keyfi yaşamıştır. Ertesi gün &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2010/12/blackburn-madrid.html"&gt;yakın arkadaşı Sam Allardyce'ı&lt;/a&gt; arar. Blackburn ile Man Utd reserv takımları arasında oynanan maçta izlediği ve büyülendiği bir çocuktan bahseder. Big Sam'in cevabı önce bir kahkaha, sonra da tok tonlu bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Evet, bahsettiğin çocuk yarın ilk 11 başlıyor.''&lt;/span&gt; olur. Blackburn, League Cup'ta Nottingham Forest ile oynuyordur ve ancak 17'sinde olan bir çocuk, Rovers'ın savunma tandeminde yer almaktadır. Hemen sağında oynayan Salgado ise o günlerde 34'ünü devirmişti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haziran başında Man Utd onu transfer ettiğinde, Blackburn'e ödediği para £16 milyondu ve pazarlık yapılmamıştı. Jones'un bir yıl evvel imzaladığı kontratta yazan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''£16 milyona serbest kalır.'' &lt;/span&gt;maddesi, iki taraf için de ticareti hızlandırmıştı. Yakın tarihte Liverpool'un gerçekleştirdiği Henderson transferinin, Jones'a ödenen bedelle birleştirildiğinde şişik pazar algısını körüklemesi normaldi ama Alex Ferguson'un Jones'ta ısrarcı olması, sual olunmayacak kadar bariz sebeplere dayanıyordu. İki yıl kadar önce izlediği çocuk, dünya üzerinde eşine çok az rastlanır bir yetenekti ve aradan geçen zaman, Jones'un omuzlarını ve baldırlarını genişletti, yaştaşlarına zaten fark atıyor olan özgüveninin de maç oynadıkça artmasını sağladı. Bugünlerde bir Man Utd maçını izlediğinizde görünen pek çok şey ilgi çekici olabilir, ama bir de özellikle 4 numaralı Phil Jones'u izleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tank gibi. Sağ bek, stoper ya da orta saha. Farketmiyor. Bilekleri çok yumuşak, ama bir o kadar da kararlı. Topla birlikte çok kolayca mesafe katebiliyor. Çevik, keskin. Atik. Chelsea maçında rakip ceza sahasına dalıp ortalığı nasıl karıştırdığına bir bakın. Stoper iken de farklı değil, duvar paslarıyla sanki bir bekmişçesine rakip ceza sahasına inebiliyor. Soğukkanlı, arka alanda duvar gibi sağlam. Bugün 19 yaşında, ama sanki 29 yaşında ve asla bunu farkedemezsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki duran top savunmasında eksikleri olabilir, nitekim bu hafta Crouch'u kolay bıraktı. Eh, ama o da Crouch ve zaten duran toplar da bu oyun içerisinde ayrı bir uzmanlık alanı. Phil Jones, kesinlikle önümüzdeki yıllara damga vuracak bir oyuncu. Bunu stoper olarak mı yapacak, yoksa sağ bek ya da orta saha mı; bu henüz belirsiz. Ama yapacak. Hem Man Utd kaptanlığı, hem de İngiltere ulusal takımı kaptanlığı dahi olası. Bu fikri Jones'u birkaç kez izleyerek, röportajlarından fikir alarak da edinebilirsiniz belki, ama daha büyük bir otorite, Bobby Charlton onun için gerçekten özel bir şey söylüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Phil Jones'a bakınca Duncan Edwards'ı görüyorum.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dudley'nin incisi, Manchester United'ın ve İngiltere'nin yıldızı, sol-haf Duncan Edwards, vaktiyle Allardyce-Jones'vari bir kararla sahaya çıkan Bobby Charlton için çok ama çok özel biridir. Küçük Bobby, Man Utd altyapısına girdiğinde Duncan Edwards altyapıdan A takıma çıkmış ve Busby'nin Bebekleri'ne katılmıştı. Geçen üç yıl boyunca Bobby'nin olmak istediği kişi Duncan'dı ve Münih'te olanlar sırasında da -Bobby kazadan sağ kurtulurken de- bu değişmedi. 19 yaşında İngiltere milli takımı forması giymeye başlayan Duncan Edwards, o elim kazadan on beş gün sonra, yani 21 Şubat 1958 günü, kaza sonrası kaldırıldığı hastanede henüz yirmi bir yaşındayken hayatını kaybetti.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-Nc5qYlw7AYY/Tn-4DXCrq6I/AAAAAAAACGs/JLV5_LuDRoQ/s1600/duncan_edwards_478059815.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 239px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-Nc5qYlw7AYY/Tn-4DXCrq6I/AAAAAAAACGs/JLV5_LuDRoQ/s400/duncan_edwards_478059815.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5656442024865016738" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bugünse, Phil Jones da tıpkı Duncan Edwards gibi 19 yaşında ulusal takım için davet aldı. Ama Londra'da yaşananlar sonucu Hollanda maçı iptal edilince formayı giymesi ertelendi. Vuslat uzak değil, yakında o forma Phil Jones'un, 21 Şubat 1992'de, yani Duncan Edwards'ın ölümünün otuz dördüncü yıldönümünde hayata gözlerini açan Phil Jones'un... üzerinde olacak.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Kaynakça: Daniel Taylor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26.09.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-1193343964661778664?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/1193343964661778664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=1193343964661778664&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/1193343964661778664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/1193343964661778664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/09/phil-jones-uzerinde-golgesi-var.html' title='Phil Jones: Üzerinde ... Gölgesi Var!'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-b_dgYPt-BFE/Tn-4DbHePrI/AAAAAAAACGk/ar5ukIb2BV4/s72-c/phil%2Bjones.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-3772526043121779399</id><published>2011-09-09T09:51:00.002+03:00</published><updated>2011-09-09T10:06:39.199+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye&apos;nin Futbolu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Neden Dekoder Almalıyız?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-0pzQVt98nsg/Tmm4OzNon2I/AAAAAAAACGE/Ah76xFv-C8Y/s1600/yildirim_demiroren.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 212px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-0pzQVt98nsg/Tmm4OzNon2I/AAAAAAAACGE/Ah76xFv-C8Y/s400/yildirim_demiroren.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5650249771918073698" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Haftasonu ülkemiz zirve ligi başlıyor, ama olabildiğince tatsız şekilde. Etrafta suni bir heyecan havası yaratma gayesi seziliyor ve galiba bunun adına pazarlama diyorlar. Reklamı yapılan şey futbol değil, başka bir şey. Kendi adıma heyecanı öldüren de birilerinin şike yapmış olması ihtimali değil. Daha çok sıkışık şartlar altında yürütülen süreç ve insanlarda çoklukla görülen, yer yer illallah dedirten adaletsiz adalet beklentisi heves kırıcı. Buna liglerin anlamsız ertelenişi ve gündemin bu sayede fazlaca spekülasyonlara odaklanması, daha da çok sıkıntı yarattı. Bir ihtimal, oynanacak futbol maçları bu sentetik havayı biraz olsun nemlendirebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sıradışı günlerde olağandışı olmayan şeylerden biri, yöneticilerin bolca konuşmasıydı. Heves kırıcı cümleler arıyorsanız, adresi genellikle futbol yöneticisi, özellikle de başkan zevatın iki dudağının arasıdır. Futbolcular sahada oynarken de çok konuştuklarına şahit oluyorduk. Transfer dönemleri ''yaz ligi'' olarak anılıyor ve burada takım elbiseliler mücadele veriyorlardı, ama fazlasını da gördük. Meydan tümüyle onlara kaldı, hep onlar konuştular. Bir ara milli maçlar vesilesiyle futbolcular konuşmaya kalktı, ortalık karıştı! Tüm bu garabet günlerinde bir özel açıklama vardı ki, benim sinirlerimi yerinden oynattığı kadar arka planıyla da adeta eşgüdüm içerisinde yürütülen ülkemiz futbol politikasının önemli bir ayağının irade beyanıydı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;blockquote&gt;''...Futbol ailesinin tek amacı vardır;  yere düşmüş olan futbolumuzu ayağa kaldırmak. Bu her futbolseverin de birinci  vazifesidir. Maç fazlalığı, derbi maçların fazla oynanması, bu canlılığı tekrar geri getirecektir. Kişiler geçicidir, kulüpler kalıcıdır; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;herkesin  dekoder alarak kulübüne sahip çıkması gerektiğine&lt;/span&gt; inanıyoruz.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıldırım Demirören - 24 Ağustos 2011&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Pekala bu sözlerin doğrudan doğruya sürece dahil olduğu iddia edilen ligin ticari haklar sahibi Digiturk'ün sözcüsü olarak söylendiği anlaşılabilir. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;'Maçlar kirli şekilde kazanılıyor!' &lt;/span&gt;veya&lt;span style="font-style: italic;"&gt; 'Bu ortamda maç falan izlenmez!'&lt;/span&gt; algısına karşı sorunun muhataplarından birinin kriz çözücü beyanatı olarak da yorumlanabilir. Nihayetinde yukarıdakiler futbolun oynanmasından maddi kazancı olanlar haricinde onaylanır, kabul edilir sözler değildir. Fakat bu kadar da değil, fazlası var. Yıldırım Demirören, federasyon binasında gerçekleştirilen kulüp başkanları toplantısından çıkarken yalnızca mağdur olarak addedilenlerin sözcülüğü yapmıyor, yıllardan bu yana süregelen ve artık ayyuka çıkan bir politikayı farkındalık içerisinde ortaya koyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tüm Pastayı Kim Yedi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu politika, çuvaldızı aniden kulüplere batan, vaktiyle burada şiddetle karşı çıktığımız Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Kanunu'na dair yapılan yeni düzenlemenin de temelini teşkil etmekte. Yeni naklen yayın ihalesi ve dünyanın multimedia hususunda geldiği nokta, geçen yüzyılda benzeri bir faaliyeti gerçekleştirmesi imkansız olan Türk kulüplerini artık bambaşka bir yörüngeye oturttu. Değişken ve istikrarsız yapılarıyla kendilerine kötü şöhret edinen kulüplerimizin bir stratejesi olabileceği pek kabul görmeyebilir, ama elde bazı bulgular var. Açıkça bir çerçeve çizilerek, pasif ve izole bir taraftarlık kurumu inşa etme emeli açığa vuruluyor. Bunun da dayanağı, kulüplerin gelir tablolarında gizli:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-p3Brj6DpCsI/Tmm65kaXd8I/AAAAAAAACGM/0RX2lNhhY5Y/s1600/09-10%2BBe%25C5%259Fikta%25C5%259F%2BGelir%2BPastas%25C4%25B1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 255px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-p3Brj6DpCsI/Tmm65kaXd8I/AAAAAAAACGM/0RX2lNhhY5Y/s400/09-10%2BBe%25C5%259Fikta%25C5%259F%2BGelir%2BPastas%25C4%25B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5650252705702574018" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yukarıdaki grafik, Beşiktaş Futbol Şubesi'nin bir önceki sezon resmi kayıtlara geçen 58 milyon avroluk gelirini üçe bölünmüş halde gösteriyor. Deloitte'in Money League araştırmasında kullandığı yöntem de aynen bu şekilde, kulüp gelirleri üçe bölünmüş halde yayınlanır. Beşiktaş'ın bilançosunda ayrı bir kalemde değerlendirilen CL ve EL katılım hakkı gelirleri de yayın hakkı içinde değerlendilir. Ticari gelirlerse sponsorluk, isim hakkı ve lisanslı ürün satışı kalemlerini kapsarken, stadyum gelirleri ise loca, kombine bilet ve maç hasılatı gelirlerinin toplamı olarak gösterilir. UEFA da Financial Fair-Play Kuralları'nda bu yordamı kullanarak kulüpleri kategorize edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tabloda dikkate değer hususlar, kasada CL geliri olması ve henüz TSL yayın ihalesinin eski haliyle devam ediyor olması. Stadyum gelirinde ise bilet fiyatlarında 25 liradan 90 liraya kadar sezon içi dalgalanma yaşanmasıyla birlikte satılan 8 bin üzeri sezonluk bilet var. Bu halde tribüne gidenlerin Beşiktaş'a kazandırdığı bedel, takribi 9 milyon avro.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-8RxgJ90eTi8/TmlGik3OhmI/AAAAAAAACF8/Q5rjCsQON4U/s1600/10-11%2BBesiktas%2BGelir%2BPastas%25C4%25B1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 255px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-8RxgJ90eTi8/TmlGik3OhmI/AAAAAAAACF8/Q5rjCsQON4U/s400/10-11%2BBesiktas%2BGelir%2BPastas%25C4%25B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5650124767337809506" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İkinci grafik ise henüz geçtiğimiz sezonun 12 aylık finansal tablosu açıklanmadığından, karşılaştırmalı şekilde verilen 9 aylık bilanço üzerinden oluşturuldu. Bu tabloya dair dikkate alınması gereken en önemli husus yayın gelirlerinde. CL gelirinin olmaması ve Europa League'den kazanılan 8.4 milyon avronun henüz yalnızca 1.5 milyon avroluk kısmının tahsil edilmiş olması ve ayrıca TSL yayın gelirlerinin artması. Bu üç etken, işi biraz karmaşık hale getiriyor. Elbette, hal buyken iki tabloyu kıyaslamak sağlıklı olmaz. Tüm veriler açıklandığında bir kez daha değerlendirmek gerek. Fakat şu halde dahi, yani geçen yıla göre CL - EL farkı olarak 8 milyon avro gelir farkı varken ve Türkiye içi yayın gelirleri, TSL'de daha iyi bir konum elde edilmemesine rağmen artmışken ve bir önceki sezona göre yaklaşık 5 bin fazla ve zamlı kombine bilet satılmışken, stadyum gelirlerinin toplamdaki payı ancak %22'ye ulaşabiliyor. Tahminen 12 aylık tablo açıklandığında bu oran da gerileyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fransa, İtalya ve Türkiye&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deloitte'in açıkladığı rakamlara baktığımızda, Beşiktaş'ın mevcut gelir pastasına birebir benzeyen yüksek kazançlı kulüpler Roma ve Marseille. Bu kulüplerin gelirlerinin yarısına yakını, Beşiktaş gibi naklen yayından. Stadyum gelirleri de aynı şekilde %15-%20 bandında seyretmekte ve bu bir tesadüf değil. Alman kulüpleri, Avrupa'nın kalanından farklı olarak ağırlıkla ticari gelirlerden büyük kazanç elde ediyorlar. Stadyumlar dolu ve gelirlerdeki payı mutlaka %30'un üzerinde. Bu da onları naklen yayın geliri bağımlılığından kurtarıyor. İspanya'da çok karmaşık bir durum, uçurum var. İki büyük tüm parsayı toplarken, aşağıdakilerin elinde fazla bir şey yok. Elde ettikleri gelirin kendi içindeki dağılımını tartışmak bu yüzden abes.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere'deyse stadyum gelirleri vazgeçilmez bir gelir kalemi. Hele ki United ve Arsenal gibi kulüpler için naklen yayın gelirinden dahi önde bir önem arz ediyor. Roma ve Marseille'in dahil olduğu Fransa - İtalya - Türkiye bandı ise benzer ekonomik yapılarla icraatlerini sürdüyorlar. Bu üç ülkede ortak özellik, stadyumların kulüplerin değil devletin olması ve bu sebeple stadlara yatırım sürecinin yavaş ilerlemesi. Mevcut yapıların eski olması. Fransa ve İtalya'nın yakın dönemde şampiyona alma isteklerinin arkasında, ki Fransa aldı, inşaatlar başladı, stadyumları tıpkı Almanya gibi topyekun yenileyerek arkada kaldıkları yarışta atılım yapma arzuları da önemli bir yer kaplıyordu. Aynısı bizim Euro 2016 adaylığımız için de söylenebilir. Fakat bir başka şerh de bu noktada koyulmalı. Çünkü sakil ortam, bizi bakış açımızı değiştirmeye zorluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Pasif'ler, Aktif'e Karşı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://altankocak.blogspot.com/2011/09/besiktas-kombine-kart-sats-rakamlar.html"&gt;Şurada bahsi geçen verilere göre&lt;/a&gt; Beşiktaş, geçen sezona göre yaklaşık 10 bin az sayıda kombine bilet satmış. Zamla birlikte değerlendirdiğimizde kazancın geçen yıla göre ancak 3'te 1 oranından biraz fazla olacağı öngörülebilir. Bu farkın da yarattığı eşitsizlik, yaklaşık 4 milyon avroya tekabül ediyor; yani Julio Alves'in bonservisinin yarısının biraz fazlasına! Konulan tepkilerin, serzenişlerin Beşiktaş'a maliyeti bu. Devasa paraların uçuştuğu futbol ortamında dahi hiç az bir para değil, hele ki nakit sıkıntısı/rahatlık sağlaması sebebiyle fonla ilişki kuran bir kulüp için hiç mi hiç az değil; fakat yayın gelirinin yanında devede kulak kalıyor. Üstelik protesto derdi yok, saha kapama derdi yok. Her şey gayet steril. İhale sonucu ortaya konulan garanti para kılçıksız, dertsiz, tasasız  elde ediliyor. Bir sıra üstte bitirirseniz biraz fazla, alta inerseniz  biraz az. Eh, Beşiktaş da ilk 10'un altına düşecek değil. Bir - beş  bandında seyredeceği neredeyse garanti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman zaman yapılan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''futbolseverin gücü''&lt;/span&gt; temalı tartışmalarda, eğer play-off sistemi de dahil, esas güç sahibi Digiturk ise muhakkak rakamlar ve tablolar gündeme gelmeli. Aktif futbolsever olarak adlandırılabilecek kesim, kombine bilet zamları üzerine kafa patlatırken, yurdun dört bir yanında dekoder satın alan pasif futbolsever olarak niteleyebileceğimiz zümrenin yanında artık azınlıkta kalıyor. Yerelliğin ülke futbolundan uzak olması, arabayı üç atın çekmesi, Kayseri'de 1 TL'ye satılan bilet, İBBSpor'un stadyumdan sıfır kazancı gibi ekler de bu yapıyı betonlaştırıyor. Tüm bu yapı, aynı zamanda Sporda Şiddet Yasası'nın da en temel dayanağı. Bugün gelinen noktada Yıldırım Demirören, kulüplerin mevcut yasanın &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://spor.milliyet.com.tr/demiroren-fenerbahce-ye-sahip-cikti/spor/spordetay/08.09.2011/1435967/default.htm"&gt;bazı maddelerinin değiştirilmesi isteğini&lt;/a&gt; dillendiriyor. Tabii ki bu maddeler, tribünlerle ilgili olanlar değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında -neredeyse- her şey, önümüzde duran verilere uygun. Beşiktaş özelinde baktığımızda kombine bilet zammıyla kaybedilen para, sözkonusu mevcut yayın ihalesinin zarar görerek iptali ise tümüyle anlamsız. İhale ile vaat edilen garanti bedelin azalması ya da Fenerbahçe'nin olası küme düşmesi ile kartların yeniden karılacak olması, kulüplerin kasaları için tribünlerin tümüyle boşalması ihtimalinden daha önemli. Ülkedeki ortam ve taraftarlık konjoktürü, bunu işaret ediyor ve Demirören'ler de kombine satışları facia durumdayken &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''dekoder alın''&lt;/span&gt; diyorlar, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''kombine alın''&lt;/span&gt; değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sonuçlar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1- Futbolun aktörü taraftar,&lt;/span&gt; artık yerini &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''futbolun aktörü tv başındaki taraftar''&lt;/span&gt;a bıraktı. Stadyumda bulunmanın zamlar, ortam, kanunlar ve uygulamalarla zorlaştırılması bir yana, stada gitmeyip evde maç izleyen küskünler bile aslında bu düzene hizmet ediyor. Kendilerinden isteneni yapmış oluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2- Mevcut naklen yayın ihalesi ve benzeri ihaleler,&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''futbolun değeri''&lt;/span&gt; değildir. Böyle bir değeri ancak çok çeşitli normlar ölçebilirsiniz ve objektif bir yöntemi yoktur. Sportif başarı en iyi ölçek olabilir, fakat ortaya konulan para, tümüyle ticari bir sonuçtur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3- &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Aktif - Pasif Taraftar&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; ayrımı önemli.&lt;/span&gt; Aktif taraftarın kafası eziliyor, çünkü Pasif'e göre Aktif'in getirdiği kazanç hem az, hem de bu kesim sıklıkla baş ağrıtıyor. Taraftar örgütlenmesi olmayaşına ya da muktedirlerin tahakkümü altına girişlerine bir de buradan bakılabilir, hele ki bu çağda. Bu vaziyet sürerken, sesini duyuran taraftarın dikkate alınmasını beklemek hayalcilik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4- Örgütlenmenin çok zayıf olduğu ülkemizde&lt;/span&gt; tüm bu olan-bitenin mağdurları olan futbolcu ve taraftarların bir birliğinin olması, muhakkak pek çok şeyi bundan daha kötü yapmazdı. Kabul, gaz verecek değilim ve hayal satmaya da niyetim yok. Futbolcular umarım bu örgütlenme işini becerecekler, fakat Türkiye'de futbol takipçilerinin bunu yapabilme ihtimali neredeyse sıfır. Nitekim yerleşik futbol kültürü kutuplar, karşıtlıklar üzerinden ilerliyor. Zaten taraftar örgütlenmesinden evvel, mevcut ortamın esas aktörü artık aktif taraftar değil; bu gerçekle yüzleşmek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;5- Şu halde Aktif Taraftar'ın çıkış yolu,&lt;/span&gt; Fransa - İtalya - Türkiye bandı meselesi üzerinden pazar üzerindeki hakimiyetini artırmak olabilir. Son ihaledeki artışın bir kötü yansıması da budur. Dünyanın en pahalı bileti satılan stadlarımızın modernleşmesi halinde sanırım daha fazla zam mümkün olamaz. Bunu Beşiktaş'ın kombine satışlarında görebiliyoruz, bu piyasanın da bir eşiği var. Stadyuma gitmenin bir cazibesi olması, her ne kadar yaptırım noktasında umut verici olmasa da mevcut durumu iyileştirebilir. Kapasite artışıyla gelir patlaması yaşanması orta vadeli bir sürece gereksinim duyuyor ve zaten halihazırdaki tavır, kesinlikle buna hizmet etmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;6- Kombine almamak&lt;/span&gt;, bilet almamak kulübe yönelik iyi bir protesto gibi görünse de kulüp yönetimlerince dikkate alınmaması, vahşi düzenin destekçileri işbaşında olduğundan anormal değil. Zira gerektiğinde, sözkonusu şov ise &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.bjk.com.tr/tr/haber/49768/basketbolda_sponsorluk.html"&gt;Demirören çat diye 4.3 milyon doları&lt;/a&gt; ortaya koyabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana, bize düşen, TV'de görünenin çıplak gözle seyredilen futbolun imitasyonu olduğunu anlatmak olabilir. Bu ülkede çok güçlü bir sessiz çoğunluk var, başlıktaki&lt;span style="font-style: italic;"&gt; ''Neden Dekoder Almalıyız?''&lt;/span&gt; sorusunun cevabını da onlar veriyorlar. Demirören'ler bilinçli cümleler kuruyorlar, biz de Cesur Yeni Futbol Dünyası'nda kendimize belirlediğimiz konumda yaşıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tatsız yazıyı Sait Faik bitirsin isterim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Öyle hayaller kurardı ki, hakikat olmamaları için hiçbir sebep yoktur. Kendi kendine derdi ki: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu kurduklarımı hakikat yapmak için insanların biraz daha iyi olması yetmez mi?''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;09.09.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-3772526043121779399?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/3772526043121779399/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=3772526043121779399&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/3772526043121779399'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/3772526043121779399'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/09/neden-dekoder-almalyz.html' title='Neden Dekoder Almalıyız?'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-0pzQVt98nsg/Tmm4OzNon2I/AAAAAAAACGE/Ah76xFv-C8Y/s72-c/yildirim_demiroren.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-493070230791198741</id><published>2011-08-19T01:51:00.004+03:00</published><updated>2011-08-19T02:44:30.048+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Beşiktaş Carlos Şike Tayfur Carvalhal Adalı Kombine Havutçu 3 - 0 Alania</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-WZI9di5c4oU/Tk2hWTVwa9I/AAAAAAAACFs/gHEIdczicts/s1600/sivok.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 364px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-WZI9di5c4oU/Tk2hWTVwa9I/AAAAAAAACFs/gHEIdczicts/s400/sivok.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5642343312685820882" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hiçbir şey, birbirinden bağımsız değil. Geçmişte de aynıydı, bugün de. Bugün Somali'de insanlar çocukları arasında seçim yapıyorken, burada yediğimiz üçüncü çeşit yemek aslında lüks sayılmalı belki de. Bu yemeği yemek için gereken parayı hakkınızla, çalışarak kazandığınızı düşünseniz de farketmiyor. Yalnızca kendinizi rahatlatmış ya da yedi büyük günahtan birini kabul etmiş oluyorsunuz ve bugünlerin moda tartışmalı kelimesi vicdan ise bu cevaba inanmaz. Memleketin uzak köşesindeki harpte her gün insanlar ölürken, burada Guti bayrağı öpüyor, Almeida asker selamı veriyor. Kimi, neyi nasıl tüm olan-bitenden ayrı tutacaksınız ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meydanı boş bulan Ertunç Soğancıoğlu çıkıyor, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Kombine satışlarındaki düşüşte fiyatların etkili olduğunu düşünmüyorum. Öyle olsa loca satışlarında  da aynı düşüş olurdu. Loca satışlarımızda herhangi bir düşüş yok.  Locaların tamamını sattık.'' &lt;/span&gt;diyebiliyor. Bu demeci de tek başına, sadece boş bir açıklama olarak değerlendirmek de mümkün değil. Burada mutenalaştırma var, altında apaçık niyet var. Son beş yılda %300 zam yapan adamlar, bir de yeni stadyum yapsalar, daha da azabilecekler. Bunun da her yere dikilen rezidansların ve onların manzarası olan gecekonduların hikayesinden farkı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş'ın has yöneticisi ve hocası hapiste, takım son son dört ayda  dördüncü hocayla çalışıyor. Alınmış son kupada şaibe şüphesi var ve o  kupa müzede değil. Gerçi benim içimde bir şüphe yok, hayatımda izlediğim en iyi maçlardan biri sayacağım final maçı, gayet de yarışma seviyesi çok yüksek bir futbol karşılaşmasıydı. Eğer şikeli ise ya ben çok safım ya da bu futbolun şikeli hali o kadar da kötü değil! Zaten sorun da bu değil. Beşiktaş'ı yıllardır yöneten insanların kötü yola meyledecek meşrebe sahip olmaları, atıyorum, iddia edilen teşebbüsü gerçekleştirmiş olmaları ihtimali, her zaman esas sorundu ve biz tüm olan-bitenle birlikte Beşiktaşlı'ydık, orası da Beşiktaş'tı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hala öyle. Dünün, bugünden çok bir farkı yok; benim ve benim gibilerin uzun süre sonra Beşiktaş'ı Dolmabahçe'de izlememesi dışında. Ya da izleyememesi. Ve kombine bilet zammı, aslında şike meselesinden çok da bağımsız değil. Hiçbir şey, ''sadece'' değil. Bunları biliyoruz, bileceğiz ve kendimize şu karmaşık yaşam düzeni içinde belirlediğimiz konumla bir şeylerden bahsetmeye devam edeceğiz. Ben de şike varken, futbol yazacağım mesela; en azından keyif aldığım şeyi yapmış olacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Üzerine Konuşulmaya Değer:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1- Carvalhal'ın Yaklaşımı: &lt;/span&gt;Şapkadan çıkan hoca Carlos Carvalhal'ın adını bilenlerin sayısı, kendisi ülkeye ayak basmadan evvel -muhtemelen- üç hanelere ulaşmıyordu. Beşiktaş YK'sı da birileri onların kulağına bu ismi fısıldayana dek -çok büyük olasılıkla- sözkonusu gruba dahil değildi. Artık herkes biliyor ki, yeni hoca kulübün yabancı oyuncu transferinin başındaki adam ve genç oyuncuların pazarlamasından sorumlu aktörü olan Jorge Mendes, ombudsmanlık etiketini ilerletip Beşiktaş'a bir de hoca bulmuştu. Yardımcı ya da baş antrenör, farketmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikaye şu ki, Mendes'in menajerlik kariyerinde pazarladığı ikinci oyuncu olan Porto'lu Costinha’nın geçen yıl Sporting’e sportif direktör olması, daha evvelden başlayan kulübün transfer politikasını Mendes oyuncularına yöneltme fikrinin devamıydı. Yıllardır şampiyon olamayan Sporting, eski günlerini arıyordu. Carvalhal da Mendes’le çalışan bir antrenördü ve Setubal ile Leixoes’de elde ettiği minör başarılar sonrası Portekiz’in üç devinden biri olan Sporting’in başına geçme fırsatı yakaladı. Ama işler iyi gitmedi. Önce Carvalhal, sonra Costinha kulüpten uzaklaştırıldı, son olarak da Jorge Mendes’in yeni Sporting projesiyle net bir bağı kalmadı. (Detaylı bilgi isteyenler, &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.cmjornal.xl.pt/noticia.aspx?contentid=7E68B801-60DD-48C7-958C-EE4D7D595A38&amp;amp;channelid=00000214-0000-0000-0000-000000000214"&gt;şuradaki referanslar&lt;/a&gt; üzerinden gidebilirler.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisiyle ilgili en heyecan verici referans ise &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.coachcarvalhal.com/site/en/home"&gt;kendisine ait internet sitesi&lt;/a&gt;. Burada hocanın futbol teorisiye pek fazla içli-dışlı olduğunu ve neler üzerine kafa yorduğunu görmek mümkün. Sitede epey uzunca değerlendirilen bir duran top meselesi var ki, bu durum beni, Alania maçına dakikalar kala Twitter'a şunu yazmaya itti: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Bugün bir de duran toptan gol atar, duran toptan gol yemezsek düşük  profilli hoca Carvalhal'ın PR'ını üstlenirim, bu kadrodan sonra.''&lt;/span&gt; Beşiktaş'ın yakın tarihinin belki de en düşük profilli -aldığı maaş da bunun bir diğer göstergesi- hocası Carvalhal ve geldiği ortam kriz içinde kriz ortamı. Üzerine kampın yıldızı denilen Bebe'nin kaybı derken, işlerin daha ne kadar kötü gidebileceği meçhul. Şu ortamı pozitife çevirmek, başlı başına bir başarı sayılabilir ve Carvalhal bunun için çaba sarfediyor gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilit alıntı,&lt;span style="font-style: italic;"&gt; ''Takım olarak iyi oyunculara sahibiz ve hücum gücümüz oldukça iyi. Ancak bu durumu &lt;/span&gt;&lt;a style="font-style: italic;" name="aspx1" target="_blank"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;savunma ile dengelemek zorundayız.''&lt;/span&gt; şeklinde. Türkiye'ye geldiğinde yaptığı ilk açıklamalardan biri de benzer şekildeydi. Sonradan ritm düşüklüğü ve birlikte hareket etme sorunları üzerine açıklamalar yaptı. Son ikisinde aşama kaydedilmesi zaman alacak olsa da, hücum gücünü savunmayla dengeleme konusunda ilk maçtan net bir şeyler gösterdi. Açıkça Carvalhal'ın Beşiktaş'ı savunma hattını Schuster'li günlere göre derinde kuruyor, aşağı-yukarı Tayfur Hoca'nın takımına benzer şekilde. Fakat ekstra fark, kenar oyuncularının da orta sahaya yaklaşması ve takımın, rakibe kendi yarı sahalarında top yapma izni vermesi. Aktif pres yerine, yerleşimin korunmaya çalışılması. Aşağıdaki görselde bu durum karşılaştırılıyor:&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-f92_Ygz2df4/Tk2Vno-xaVI/AAAAAAAACFk/CosNDF_-RLM/s1600/Schuster%2B-%2BCarvalhal.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 217px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-f92_Ygz2df4/Tk2Vno-xaVI/AAAAAAAACFk/CosNDF_-RLM/s400/Schuster%2B-%2BCarvalhal.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5642330416413239634" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Görselde yalnızca savunma hattı ve hücum üçlüleri görülüyor. Yerleşim takımın savunma düzeni, oklar ise hücumlardaki eğilimi gösteriyor. En belirgin fark, ön alan presinin sıfıra yaklaştırılmış oluşu ve takımın merkezinin daha geriye çekilmesi. Ama Tayfur Hoca'nın takımına göre daha kompakt bir yapıda, en ilerideki oyuncuyla en gerideki stoperin arasındaki mesafe kısalmış vaziyette: yani kenar adamlarının da orta sahaya entegre olmasıyla formasyonu 4-1-4-1'e yakınsar şekilde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hücumda ise takım oyunu neredeyse tümüyle kanatlara yıkmaya çalıştı. Kenar adamlarının merkeze yaklaşarak devamlı beklere yer açmaya çalıştığı oyunda özellikle İsmail, soldan sürekli geldi ve bir şekilde topla buluştu. Penaltıyı da aldı, kendinden epeyce bir şeyler katarak da olsa. Duran toplar, bu sezon takımın çok yararlanacağı silah olacağa benziyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2- Kadro Tercihi:&lt;/span&gt; İki anahtar seçim var. Birisi, savunma hattının nispeten derinde kurulmasına bağlı olarak ve eldeki alternatifler dikkate alındığında cazip tercih olan Toraman'ın üçüncü stoper olarak sağ bek oynaması. İkincisi ise Mustafa Pektemek'in sol kenarda, uzak forvet olarak rol alması. Sonradan Holosko'nun da eklenmesiyle (Guti ortasına arka direkte vurduğu kafa) benzer rolün devamı da diğer kaydadeğer tercih. Beşiktaş bu iki önemli tercih ve saha içi yaklaşımıyla, sanki çifte kupalı sezona dönmüş gibiydi; tabii kadro kalitesi artmış halde. Böyle bakıldığında bu durum, fazlasıyla umut verici. Toraman'ın Holosko'yla etkileşim kurup yaptığı güzel asist, bu tercihi taçlandırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3- Manuel Fernandes:&lt;/span&gt; Ernst'in sigorta pivot, önlibero rolünde zayıf rakibe karşı serbestlik elde eden Fernandes, açık ara maçın yıldızı oldu. Fakat bunda en büyük pay topla yaptıkları değil, topsuz oyundaki başarısı. Çaldığı toplar, özellikle ikili mücadele başarısı onu günün yıldızı yaptı. Böylesi bir Fernandes'in Beşiktaş orta sahasındaki varlığı, hakkındaki soru işaretlerine yer bırakmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temposuzluk, Guti'nin sayısı çift hanelere ulaşan pas hataları, Simao'nun sakatlığı... can sıkan birçok şey var. Bir de buna rakibin zayıflığını eklediğimizde yukarıda yazılanların tümüyle pozitif biçimde geleceğe taşınması anlamlı görünmüyor. Ama ümitvar olmak için sebepler bunlar, bir de Veli Kavlak. Diğer yandan Quaresma gelince ne olacak, heyecanla bekliyorum. En önemlisi Beşiktaş'ın işini ciddiye alan ve takıma, oyuna epey kafa yoran bir hocası var. Tayfur Hoca serbest kaldığında birbirlerinin fikirlerini dengeleyebilirler. Süper Lig ya da bir alt lig, farketmez; daha iyi bir Beşiktaş izleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Beşiktaş (4-3-3): &lt;/strong&gt;Rüştü; Toraman, Sivok, Egemen,  İsmail; Ernst, Fernandes, Guti; Simao, Mustafa, Almeida.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center; font-weight: bold;"&gt;Beşiktaş 3-0 Alania&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19.08.2011&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-493070230791198741?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/493070230791198741/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=493070230791198741&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/493070230791198741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/493070230791198741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/08/besiktas-serdal-carlos-sike-tayfur.html' title='Beşiktaş Carlos Şike Tayfur Carvalhal Adalı Kombine Havutçu 3 - 0 Alania'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-WZI9di5c4oU/Tk2hWTVwa9I/AAAAAAAACFs/gHEIdczicts/s72-c/sivok.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-1416059093263108157</id><published>2011-08-09T01:12:00.003+03:00</published><updated>2011-08-09T01:23:13.647+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ligue 1'/><title type='text'>PSG'nin Galaksi Rehberi</title><content type='html'>Bir futbol nerd'inin hayatında en az bir kez yapması gereken şey, Fransa'da Ligue 1 sezonun açıldığı günün L'Equipe gazetesini edinip, bunu saklamaktır. Dili bilmeseniz de gereklidir, grafikler ve görseller dahi ilginizi çeker ve sahip olmak zor değildir. Benzer kafanın Fransız versiyonları, gazetenin o günkü sayısını pdf olarak muhakkak paylaşırlar. Bu yıl da bu ritüeli devam ettirdim, gazetenin 6 Ağustos sayısını arşive kattım. Son şampiyon Lille'e iki sayfa ayrılmıştı, peşinden ise &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Tüm Dünyanın Gözü Üzerinde''&lt;/span&gt; başlığıyla PSG geliyordu. İleriki sayfalardan birinde ise aşağıdaki reklam vardı:&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-I48n3pr_Tw8/TkBG-dHQO4I/AAAAAAAACFM/vjR-ZLzhA8I/s1600/Lorient.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 299px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-I48n3pr_Tw8/TkBG-dHQO4I/AAAAAAAACFM/vjR-ZLzhA8I/s400/Lorient.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638584772248746882" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;''Lorient'da yıl boyunca forma giyeriz.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Son şampiyonluğunun üzerinden 17 yıl geçen PSG, bilindiği üzere bu yaz Qatari Sports Investments'ın tahakkümüne girince müthiş bir transfer atağına girişti. Herkesçe bilinen ve en çok ses getiren eylemleri, Palermo'nun sıska Arjantinli'si Javier Pastore'yi 42 milyon avro karşılında transfer ederek hem Fransa transfer rekorunu kırmaları, hem de bu yaz yapılan en pahalı ikinci transferi gerçekleştirmeleriydi. Geçen sezon 22 gol atarak sezonun adamlarından olan Kevin Gameiro'nun transferi gölgede kaldı, tıpkı St. Etienne'in kalbi Blaise Matuidi'nin futbol tarihine adını yazdıran ve futbolu bırak Claude Makelele'nin yerine takıma gelişi gibi. Roma'dan alınarak ülkesine geri getirilen sağ kenar oyuncusu Jeremy Menez, Valenciennes'den hoca Kombouare'nin eski öğrencisi Sırp stoper Milan Bisevac ve takıma katılan iki kaleci, Rennes'den Douchez ve Palermo'dan Sirigu, onların tek transfer döneminde uğruna 83 milyon avro harcadıkları oyuncular oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son şampiyon Lille'in toplam bütçesi, sözkonusu altı oyuncuya harcanan para kadar değilken onların şampiyonluk iddialarının hafife alınır yanı yoktur. Parayı yatıranlar ise görünürde temkinli. Bu yıl CL'ye katılmayı hedefliyorlar, şampiyonluk ise bir sonraki sezon. Lakin ondan sonrası biraz garip. Brian Clough'tan etkilenmiş olmalılar ki, 2015'te CL Şampiyonluğu'nu dillendirdiler. Hele bir lig şampiyon olsunlar da, sonra bu yolda Clough değil, Abramovich'vari çalışabilirler! Ama o noktaya gelene kadar da beklentileri ayarlamak, çatlak sesleri örselemek kolay olmayacak. Tepesine Leonardo'nun getirildiği PSG hocası Antoine Kombouare, geçtiğimiz perşembe günü &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Kazanırsam kalırım, kaybedersem ne olacağını biliyorum. Bu iş böyle yürür.''&lt;/span&gt; dedi ve yumuşak koltuklarda verilen vaatlerin, maç heyecanıyla erozyona, hatta heyelana uğrayabileceğini bildiğini gösterdi. Ya da bu hafta sonu gelen Lorient mağlubiyetinin temelini hazırlıyordu!&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-R5NRdQTRATE/TkBdM0ALmZI/AAAAAAAACFU/L_tJ1dvcuN8/s1600/nene.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-R5NRdQTRATE/TkBdM0ALmZI/AAAAAAAACFU/L_tJ1dvcuN8/s400/nene.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638609208167078290" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;PSG maça kalede &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sirigu&lt;/span&gt;, savunma dörtlüsünde sağdan sola &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Jallet, Bisevac, Sakho, Tiene&lt;/span&gt;; orta sahada &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Menez, Chantome, Matuidi, Nene&lt;/span&gt; ve ileride &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gameiro - Hoarau&lt;/span&gt; ikilisiyle çıktı. Yaratıcı forvet Gameiro, çok yönlü kenar adamları ve iç saha avantajıyla rakibine üstünlük kurmaları beklenirken, ilk on dakika kabus gibi geçti. Direği sıyıran frikik, penaltı şüphesi ve Lorient forveti Monnet-Paquet'nin bomboş kale yerine taca vurduğu top... tüm bu pozisyonlarda baş rolde takımın 21 yaşındaki kaptanı, sol stoper Mamadou Sakho vardı. Gole sebep olması hariç, berbat bir ilk devre oynadı. Hani olur da maçta olan-bitenler bir adli soruşturmada delil sayılırsa, Sakho'nun cumartesi akşamki oyunu en has şike delili sayılabilir! Maç sonunda hocası&lt;span style="font-style: italic;"&gt; ''Sakho'yu böyle oynarken hiç görmemiştim.''&lt;/span&gt; dedi, savunmadaki tecrübeli partneri Bisevac ise onu üstü kapalı eleştirdi. Bu eleştiriyi biraz daha genişletirsek, bugünden çok daha evvel aynı sezonda Makelele ve Giuly'nin takımdan ayrılmasının ve böylesi üst düzey oyuncular takıma girerken pazubandın genç Sakho'da olmasının sorun olabileceğini söyleyenler vardı. Maçın devamında ise henüz bu duruma delil sayılamayacak, ama toplama kadro halinin tezahürü olan acayiplikler görüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topu alan, kaleyi gördüğü yerden şut denedi. Gameiro, Nene, Menez... her birinin en az bir karavanası var. Ama kaleyi buldukları anlar da var, özellikle Nene'nin bitime yakın attığı muhteşem şut, kaleci Audard'ın tokatıyla savuşturuldu. Maç boyu etkisiz olan Hoarau, ki formasını kaybetmesi kesin gibi, herkesin ayrı telden çalması gibi durumlar can sıkıcıydı, fakat ikinci devre takımca harika kanat akınları geliştirdiler. Hücumcular birbiriyle al - ver işini iyi yapamasalar da beklerin her iki kanattan yaptıkları etkili bindirmelere cevaben aldıkları iyi paslar ve iyi ortalar ile Lorient kalesini bunalttıkları anlar oldu. Cazip stoper Ecule Manga'nın çizgiden çıkardığı topta PSG skoru bulabilirdi, ama sonradan Mvuemba'nın PSG kale direğinde topuyla mevcut skora razı olmak zorunda kaldılar. Maçın 28. dakikasında Sakho'nun sağda yaptığı faulde Yann Jouffre ortalamıştı, arka direkte yeni transfer Julien Quercia dokunmuş ve Lorient öne geçmişti. Maç bittiğinde Parc des Princes'de ıslıklar vardı, akıllarda ise maç öncesi stadı selamlayan Pastore'nin yapabilecekleri...&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-BCoCFr0K6yc/TkBdNM8pctI/AAAAAAAACFc/y53OpHMHf2c/s1600/pastore.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 249px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-BCoCFr0K6yc/TkBdNM8pctI/AAAAAAAACFc/y53OpHMHf2c/s400/pastore.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638609214863143634" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bugün itibariyle Ligue 1'ın en uzun süre görevde devam eden hocası, Lorient'ın öz çocuğu Christian Gourcuff. &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/02/kevin-gameiro.html"&gt;Sekiz yıldır bu kulüpte, arada oğlu Yoann'ı da mezun edip&lt;/a&gt; ülke futboluna sundu. Bu yaz takımın en iyi üç oyuncusunu; yani forvet Gameiro'yu, orta sahanın lideri Amalfitano'yu ve doğma - büyüme Lorient'lı, takımın bayrak adamı sol bek Morel'i kaybettiler. Ligin açık ara en çok güç kaybeden takımı onlar. Ama PSG'ye ilk tokadı atma fırsatı, yine onlara düştü. İki yıldan uzun süredir aynı kulüpte göreve devam eden hoca sayısının yalnızca üç olduğu Ligue 1'da hem kulüp politikasıyla, hem oyuna bakışıyla, hem de oyun anlayışıyla PSG'nin başındakilerin fikriyle derin kontrast oluşturan bir takım onlar. L'Equipe'teki reklamın gösterdiği üzere, birbirine sarılan Kuzey'li bir çift, saadet onlarda. Auxerre'den gelen Quercia, ilk maçtaki iyi oyunuyla takımın üstün yetenekli diğer kenar adamı Jouffre'yle birlikte stadında her maç gayda sesi duyulan Lorient'ı takip etmek için yeni birer sebep olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Man City'nin genç Man United'a yenildiği gün gelen PSG mağlubiyeti, belki de peşine böylesi hikayeler konulamayacak kadar sıradan bir yenilgi. Kuşkusuz, yeni kurulmuş bu takımın zamana ihtiyacı var, maç özetini izleyen biri de rahatlıkla bunun farkına varabilir. Fransa'da pek çok basın kuruluşu maç akşamı&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span&gt;ağız birliği etmişçesine&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; ''Douche froide pour le PSG - PSG'ye Soğuk Duş''&lt;/span&gt; manşeti attılar, sanırım en iyi tabir de bu. Üstün yetenekli oyuncuları, bugünden Ligue 1'a epey fazla görünüyorlar. Onlar Galactiques'i, geçen sezon Lyon'un ve Marseille'in kurduğundan biraz farklı. Uluslararası, rehber eşliğinde ve biraz daha vaatkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Haftadan Geriye Kalanlar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son şampiyon Lille, yoğun yağmur altındaki Nancy deplasmanından çıkamadı. Maç boyu akışkan pas yapamadılar, ürettikleri tüm pozisyonlar uzaktan şut ya da duran toptan geldi. Debuchy'nin golüyle bir puanı kurtardılar: 1-1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer şampiyonluk adayı Lyon, önemli eksiklerle çıktığı Nice deplasmanında işi zora sokmasına karşın devamını kolay getirdi. Kornerleri bir kabus gibi rakibin üzerine çöken Nice, her maç uyguladığı tarifeyi Lyon'a uygulamamazlık yapmadı ve yıldızı Mounier'yle golü buldu. Fakat sonrası, kaleci hatasıyla gelen Lisandro golüyle birlikte oyunu Lyon'un eline bıraktı. Gomis ve Louvren'le gelen iki karambol golü, skoru belirledi: 1-3&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marseille'de ise Gignac'ın yokluğu, günü adeta Lucho'yla barışma merasimine çevirdi. Tek santrafor oynayan Remy'le maç boyu çok iyi anlaşan Lucho, bir güzel gol attı; birkaç tane de attırmaya çalıştı ama olmadı. İkinci devre başı savsaklayan rakibin arka alandaki hatalarını değerlendiren konuk Sochaux, takımın yıldızı Marvin Martin ve orta saha oyuncusu Nogueira'nın golleriyle 1-2 öne geçmesine karşın, sonradan oyuna giren Valbuena'nın kullandığı kornerde maç boyu bir kamyon gol kaçıran Remy, bu kez affetmedi: 2-2&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umut Bulut'un takımı Toulouse, ligin yeni takımı Ajaccio'yu deplasmanda 0-2 mağlup etti. Umut 85 dakika sahada kaldı, kale ağzında vurduğu bir top savunmadan döndü. &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.matchhighlight.com/latest-goals/france/french-league/ajaccio-0-2-toulouse/"&gt;Machado'nun attığı gol&lt;/a&gt; görülmeli, aynı şekilde geçen sezona Antalyaspor'da başlayan ama ülkeye bir türlü uyum sağlayamayan Caen oyuncusu &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.matchhighlight.com/latest-goals/france/french-league/caen-1-0-valenciennes/"&gt;Gregory Proment'in harika golü&lt;/a&gt; de görmeye değer, &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.matchhighlight.com/latest-goals/france/french-league/bordeaux-1-2-saint-etienne/"&gt;Pierre-Emerick Aubameyang&lt;/a&gt;'ınkiyle birlikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezonun açılış haftasında takımlar toplam 286 şut attılar. Bu sayı geçen sezonun on ikinci maç haftasıyla denk ve rekorun egale edildiği anlamına geliyor. Ligue 1 standardını aşan sayıda gol olurken, pek çok iyi şut kalecilerin mükemmel kurtarışlarıyla kaleye girmekten mahrum edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer skorlar: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Montpellier 3-1 Auxerre, Caen 1-0 Valenciennes, Brest 2-2 Evian, Dijon 1-5 Rennes, Bordeaux 1-2 St. Etienne&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;L'Equipe gazetesi, 6 Ağustos 2011 sayısı: &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.partage-facile.com/NVU1E4YKZD/eq06082011.pdf.html"&gt;Link&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;08.08.2011&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-1416059093263108157?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/1416059093263108157/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=1416059093263108157&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/1416059093263108157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/1416059093263108157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/08/psgnin-galaksi-rehberi.html' title='PSG&apos;nin Galaksi Rehberi'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-I48n3pr_Tw8/TkBG-dHQO4I/AAAAAAAACFM/vjR-ZLzhA8I/s72-c/Lorient.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-7121135854304902537</id><published>2011-08-07T19:52:00.002+03:00</published><updated>2011-08-07T20:21:36.587+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ada Futbolu'/><title type='text'>Yeniden: Gençlerle hiçbir şey ... belli olmaz!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-CdZeFq-1vfc/Tj7G4gACzkI/AAAAAAAACE0/RVcpIxVjtT8/s1600/nani.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-CdZeFq-1vfc/Tj7G4gACzkI/AAAAAAAACE0/RVcpIxVjtT8/s400/nani.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638162457479532098" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Alan Hansen ve Arsene Wenger bugünden sonra bir akşam yemeğinde bir araya gelip, karşı cephede olan bitenleri masaya yatırabilir. Zira eskiden zıt fikirlerin savuncusu olan bu ikili, bugün için artık koalisyonda. Şık bir restoranda Wenger'in doğduğu yerden gelen şarapla başlayan muhabbet, taze müteşebbis Iniesta'nın hediyesi şarapla koyulaşır. Muhakkak araya Hansen'ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Sen £300 milyonu stada gömdün, hakkın var!''&lt;/span&gt; sözü sıkışır, gerçekler inkar edilmez ve esas konuya gelmek için ara sıcak olarak kullanılır. Şef garson da servis sırasında UEFA'nın Arsenal finans yönetimine dair övgüsünü araya sıkıştırırır. Wenger'in hakkı teslim edilir, edilmelidir ve üstelik Hansen'ın meşhur sözünü Man Utd için söylemesinden çok kısa zaman sonra Wenger, Londra'ya gelmiş ve ilk tam sezonunda Arsenal'e şampiyonluk kazandırmıştır. Fakat tabii ki çoluk çocukla değil! Ama çoluk çocukla kazananlar oluyor, mesela Manchester United. Bugün Man City'le oynanan Communtiy Shield maçının ikinci yarısının büyük bölümünde sahada olan ve 0-2'den 3-2'ye geri dönüşü yaratan ekibin yaş ortalaması 22'ydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alan Hansen'ın &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/01/tarihi-degistiren-maclar-serisi-1.html"&gt;95 yılındaki sezonun ilk maçında&lt;/a&gt; tepesini attıran Man Utd takımının yaş ortalaması ise ilginçtir 25.7; yani bugün Wembley'de geri dönen Man Utd kadrosundan epey fazla. Cuma günü Scholes'un jübilesinde yeniden Old Trafford'a ayak basan Eric King Cantona'nın damga vurduğu 95/96 sezonunda şampiyon olan United, bugünkü galibiyetle o günlerin anısını bir kez daha tazeledi. Ek olarak Alan Hansen'a bir arkadaş geldi, o da yıllardır genç yaş kaynaklı mental zayıflık dolayısıyla mağlup ya da kötü durumdan geri dönememekten dert yanan Arsene Wenger. Şüphesiz, Man Utd sezon içerisinde sıklıkla bu yaş ortalamasından fazla bir takımla sahada olacaktır, ama yine de belli durumlarda yaş ortalaması itibariyle Arsenal ile kafa kafaya olabilirler. Genç stoperler Jones ve Evans, artık sağ bek rotasyonuna kayan ve çok iyi bir maç çıkaran Smalling ve onun mevkidaşı Rafael. Ashley Young, Nani, Cleverley, Welbeck, Macheda, Obertan ve aslar, Hernandez ve De Gea... tamamı Man Utd'ın değişen politikasının sonucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşlerin terse dönmesi, bir bakıma &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Love United, Hate Glazer&lt;/span&gt; bir milattır. Man Utd, bu kırılma noktasından sonra tekrar satış imkanı olmayan hiçbir oyuncuya yatırım yapmadı. Buna zıt son transfer Dimitar Berbatov'dur, lakin bugün olur da onu PSG'ye satarsalar, çok fazla zarar etmeyecekler. Bu yolda belki bir şeyleri elden kaçırdılar, bu bir fazladan EPL ve CL kupası da olabilir. Fakat önlerindeki yılları kurtardılar; hem mali bir zafer kazanarak, hem de hiçbir kulvarın dışında kalmadan. Ama az kaldı David De Gea, bugün bir kupaya maloluyordu ki, futbolda böyle şeyler olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Community Shield maçları, bir finalden çok prestijli bir hazırlık maçı. Bunu sıradışı statüsü ve üçten fazla oyuncu değiştirmeye izin verilmesi ortaya koyuyor. Takımlar, özellikle de Man Utd, sezon idealini bu maçta sahaya koymak yerine farklı şeyler deneyebiliyorlar. Yine de maçın reytingi yüksek ve çıkan sonuç, mutlaka bir şeyler gösteriyor. Bugün maçın ilk yarım saatinde Man City adeta varlık göstermedi. İlk dakikalarda rakip kaleye çöken United, yine hareketli ve aktif oyunuyla maça ağırlığını koydu. Sonra yavaş yavaş bu ağırlık gevşedi ve ilk yarım saatten sonra ansızın gelen City golleri tabelayı değiştirdi. Evra'nın yaptığı faulde Silva harika kesti, yüksek gelen topta anlamsızca yere yatan De Gea, topu ağlardan çıkardı. İkinci golde ise devre biterken Dzeko topu rakip orta saha ile savunma hattı arası boşlukta aldı, çok sert vurdu. De Gea hem ayaklarını hareket ettirmekte, hem de topa yatmakta geç kaldı ve skor birden 0-2'ye geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen sezon ceza sahası dışından 11 gol yiyerek bu dalda La Liga lideri olan David De Gea için kötü bir başlangıçtı, üstelik karşısında bundan birkaç yıl sonra &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Dünyanın en iyisi kim?''&lt;/span&gt; sorusuna cevap için kapışacakları (Neuer bir adım önde olmakla birlikte) Joe Hart varken. Tabii bu ikiliden İngiliz olanı birkaç sıfır öndeydi, bir yıl boyunca aynı savunmacılarla bir arada oynamıştı. De Gea'nın bugün için avantajı ise, takımının rakipten pekala daha üstün oyunuydu. Nitekim ikinci yarı işler değişti, yine sıradışı şekilde. Alex Ferguson savunma tandemini ve onların önünde oynayan Carrick'i dışarı alıp genç üçlü grubu sahaya sürdü. Sahada birbirini tanımayan oyuncuların sayısıyla birlikte dinamizm ve iştah da arttı ve buna eklenen kritik duran top golü, maçı Man United'a getirdi. Özellikle Nani'nin skoru eşitleyen golünde inanılmaz paslaştılar. Kendi ceza sahası önünde sağlam durmayı iyi beceren City'e karşı dört kişi harikalar yarattı ve Nani bitirdi. Kalan bölümdeki City atakları yine sayılı, en önemlisi ise Ashley Young gibi bir diğer ters ayaklı İngiliz kenar adamı, türünün nadide örneği olan Adam Johnson'ın içe kat ederek attığı şuttu. De Gea iyi yer tuttu, süper bir refleksle golü önledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son dakika ise en iyi yaptığı iş savunmak olan City için ve Man City'de oynamalarının en büyük sebepleri bu işteki başarıları iki oyuncu için kabustu. Yeni gelen Clichy yüksek topu sektirdi ve geçen sezon ligde top kapma ve hava topu kazanma yüzdesi en yüksek savunmacı olan Vincent Kompany, konsolide hatayla golü Nani'ye, kupayı Man United'a hediye ettiler. İlk yarı ideale nispeten daha yakın kadroyla geri düşen Man Utd, ikinci yarı çoluk çocukla toparlandı, geri döndü ve dünyanın en güçlü para akışına sahip kulübü Man City'i mağlup etti. Eh, bir futbol maçına dair para anektodu biraz bel altı çalışmak oluyor ama n'aparsınız, beklentiler ile yaptıkları arasından halen fark olan Mancini ve onun takımına dair algı ister istemez bir noktaya saplanıyor. Bunu başaran ekibe gelirsek;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tom Cleverley:&lt;/span&gt; Geçen sezonu Wigan'da, ondan evvelki sezonu da bir alt lig temsilcisi Watford'da düzenli oynayarak geçirdi. Safkan İngiliz orta saha oyuncusu karakterinde, yüksek enerjiyle iki orta saha arasını kullanan bir oyuncu. Onun topla rahatlığı ve pas becerisine eklediği tecrübe, bu yıl Man Utd kadrosunda kalma sebebi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Danny Welbeck:&lt;/span&gt; Geçen sezon başı Mainz'la birlikte Avrupa'nın en iyi ön alanda pres yapan ve futbolunu buna odaklayan takımı olan Sunderland'de bu oyun sisteminin en kilit adamı oldu. Çok enerjik, atlet ve havada iyi. Uzak forvet koşularında başarılı, topsuz oyun becerisi muazzam. Topla pek rahat olamama açığını bunlarla kapatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Phil Jones:&lt;/span&gt; Geçirdiği ağır sakatlığa ve sezonun büyük bölümünde oynayamamasına karşın Man Utd'a transfer yaptı. Sam Allardyce'ın iki yıl önce Blackburn'de tereddütsüz forma verdiği stoper, oyun bilgisi ve topla münasebet becerisinin mevkidaşlarından yüksekliğiyle dikkat çekti. Sahip oldukları özellikler ile orta sahada da kesici olarak oynayabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-PFb4V2BrGEA/Tj7G43FjAwI/AAAAAAAACE8/dss7FeI6UbY/s1600/2nani.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 281px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-PFb4V2BrGEA/Tj7G43FjAwI/AAAAAAAACE8/dss7FeI6UbY/s400/2nani.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638162463676629762" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Maçın yıldızı ise Luis Nani. Kazandığı toplar, verdiği paslar ve attığı iki gol ile yıldızlaştı. Geçen sezon ligin asist krallığında zirvede olan Portekiz'li, aynen Cristiano Ronaldo'nun yolunu takip ediyor. Bu sezon da Man Utd'ın en yaratıcı hücum gücü, o olacak ve muhtemelen, bazı hedef maçlarda yine kenarda oturacak. Onun performansı gibi takımının performansı da maç boyu iyi seyretti, fakat iki golü çıkarmak için ikinci devrenin belli bölümlerinde sahaya konulan istek ve enerji ortaya çok daha fazlasını çıkardı. Kuşkusuz, Man Utd ve Alex Ferguson bugün övgüye değer bir oyunla kazandılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan Man Utd bugün sadece kazanmadı, aynı zamanda Arsenal'e nanik yaptı. Bu geri dönüş ışığında tekrarlamak gerekirse, Arsenal'in kazanamama sorunu ise çokça gençlik değil, yetersizlik. Teknik, taktik ya da mental; farketmez, yetersizlik sadece yetersizliktir. Geçen sezon Barça serisi ve League Cup Finali öncesine harika gelen Arsenal, bugün olur da Fabregas'ı elden kaçırır ya da huzursuz bir Fabregas'a sahip olursa, işlerin geçen seneden zor olduğu gerçeğiyle birlikte &lt;span style="font-style: italic;"&gt;St. Totteringham's Day&lt;/span&gt;'i dahi kutlayamayabilirler. Transfer poliçesi sorunu, yahut sahip olunan oyuncuların zihinsel vasıflarının gözardı edilmesi... neye odaklarsak odaklayalım, Arsenal'de bir yerlerde ''gençlik'' olarak açıklanamayacak sorunlar var. Man City ise bugün kenarda oturan Aguero'yla maç boyu etkin olamayan Dzeko ve Balotelli'nin verdiğinden fazlaısnı sahaya koyabilir. Tevez kalırsa çok daha güçlü olurlar, fakat ayrılması ya da sık sık homesick tatiline çıkması halinde Aguero'nun daha direkt golcü nitelikleriyle de hücum gücünü yükselebilirler. Henüz sadece iyi şut atan bir sol bek olan Kolarov, City'nin bir diğer yumuşak karnı. Orada Clichy sıra bekliyor. Diğer yandan ise Mancini'nin her şeye karşın dik duruşu ve City'nin her daim sahip olduğu, olacağı yüksek direnç var. Gerisi hücumcuların form durumuyla fazlasıyla ilintili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Andre Villas-Boas'ın paylaşımcı Chelsea'si ve yeni sezona 1-8-1 oyun formasyonuyla girecek olan Liverpool'u da yukarıdaki kavgaya dahil edeceğimiz sezon haftaya başlıyor. Belki altı başlı bir yarış göreceğiz, ama Manchester United, bugünden meydan okudu. Şampiyonluğa niyetli olan, önce bu United'ın seviyesine ulaşmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Man United 3-2 Man City &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;07.08.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-7121135854304902537?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/7121135854304902537/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=7121135854304902537&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/7121135854304902537'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/7121135854304902537'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/08/yeniden-genclerle-hicbir-sey-belli.html' title='Yeniden: Gençlerle hiçbir şey ... belli olmaz!'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-CdZeFq-1vfc/Tj7G4gACzkI/AAAAAAAACE0/RVcpIxVjtT8/s72-c/nani.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-398000032692751939</id><published>2011-07-19T09:00:00.001+03:00</published><updated>2011-07-19T09:00:00.219+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ada Futbolu'/><title type='text'>Bugünlerin Roman Kahramanı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-Axu6olhM9K0/TiTaZ07fGAI/AAAAAAAACEk/NkH1qW_OnwM/s1600/clough.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 269px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-Axu6olhM9K0/TiTaZ07fGAI/AAAAAAAACEk/NkH1qW_OnwM/s400/clough.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5630865571359692802" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Duncan Hamilton, yirmi yılını Nottingham Evening Post'a vermiş bir gazeteci. Kendi tabiriyle sıradan bir iş hayatı olmuş, ama ilk çalıştığı yıllar hiç de sıradan olmayan bir adamın peşinden koşarak geçmiş. Brian Clough'la ilk tanıştığı günü unutamıyor. Sabahın 9'una randevulaşmışlar ve Clough, misafirini bu saatte viski içmeye zorlamış. Sohbetin ardından idmanı izleyen Hamilton, akşam gazetesine &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Forest'ta moraller iyi değil.''&lt;/span&gt; diye yazınca ertesi gün Clough'ın gazabına uğramış:&lt;span style="font-style: italic;"&gt; ''Hey, buraya girmen yasak. Tesislere girişin sonsuza dek yasaklandı. Defol!''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat aradan iki gün geçtiğinde Hamilton'ın gazetedeki masasında duran telefon çalmış. Telefonun diğer ucundaki ses: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Nerelerdesin sen, bok herif? İlgini çekecek haberlerim var. Bir kadeh şampanyaya ne dersin? Öğleden sonra buraya gel.''&lt;/span&gt; Bu şekilde başlayan ilişki, zamanla Hamilton'ı Clough'a en yakın gazetecilerden biri haline getirmiş. Viskiden sonra şampanya, zaten ona göre Brian Clough'ı anıp içkiden bahsetmemek, Moby Dick'in serüvenini balıklardan bahsetmeden anlatmak gibi bir şey. Birlikte geçirdikleri yıllar boyunca pek çok anıları olmuş, ama Hamilton bunlardan birini en öne koyuyor. Günlerden bir gün Clough, Hamilton'ın elinde Sigmund Freud'un ''Günlük Yaşamın Psikopatolojisi'' adlı kitabı görür ve kitap üzerine konuşmaya başlarlar. Hamilton kitaptan kazandıklarından bahsederken Clough araya girer:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;''İnsanları anlamak için Freud'un yazdığı sıkıcı bir kitabı okumaya ihtiyacım yok. Birinin bakış açısını bir ya da iki sözle değiştirmem sadece saniyeler alır. Menajerliğimin ilk günlerinden beri yaptığım şey bu... Bak sana anlatayım. Mesela soyunma odasında rengi atmış birini görürsem, ki bu kişi hatunla kavga etmiş, karı dırdırından bezmiş ya da bir şekilde iyi gününde olmayan biri olabilir, farketmez. Kimin fırçalanması, kimin kendi haline bırakılması gerektiğini iyi bilirim. Bu, sadece ama sadece benim gibi çok ama çok iyi hocaların tarzıdır. Bu işin anahtarı, oyuncularınızı bilmektir ve tabii ki sağ ayağını solundan daha iyi kullanmasından falan bahsetmiyorum. Onları gerçekten tanımaktan bahsediyorum, elimde ne tür insanlar olduğunu bilmekten... Ha, bu arada şu da var. Freud'un Avrupa Şampiyonu olduğunu hatırlamıyorum.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman tepesinin atacağı, ne zaman yumuşayacağı, ne zaman tarihe geçecek bir aforizmayla futbol dünyasını şenlendireceği belli olmayan bu huysuz, aksi adamın en yakınındaki muhabire öğrettiği ilk şey, sürekli ses kayıt cihazını açık tutması olmuş; tabii ki Clough'ın alete el koymadığı zamanlarda. Bu cümleler de ansızın söylenmiş, ama şükür ki kayda alınarak bugüne kadar gelmeyi başarmış. Hamilton'a göre bu paragraf, en iyi Brian Clough özeti; bir nevi kısacık bir otobiyografi. Hayata bakışına, muzip kişiliğine, zekasına, oyuncularla olan ilişkisine, oyuna dair fikrine ve başarı yolunda kullandığı metodlara dair pek kısa ama fazlasıyla çarpıcı bir pasaj.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brian Clough, kimilerine göre gelmiş geçmiş en iyi hoca. Bu durum tartışmalı olsa da ikinci ligde geçen günler ile aynı takımla kazandığı ikinci Avrupa Şampiyonluğu arasında yalnızca dört yıl olmasının tartışılır yanı yok, bu apaçık bir gerçek ya da mucize. Bu asla tekrarlanamayan, eşi benzeri olmayan büyük başarı, onu futbol dünyasının kült kahramanlarından biri yapmaya fazlasıyla yetti. Ayrıca Justin Fashanu'ya karşı takındığı tavırla zıt olsa da onun Anti-Nazi Ligi'nin başkanlığını yapması, futbol dışındaki Clough figürünün en önemli parçalarından biri. Bu yönü de dahil, karizmatik antrenör Clough'a dair hemen hemen her şey bugünle karşılaştırılıyor, ama varılan yargılar koşullar değil, sonuçlar üzerine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana göre Brian Clough en iyisi değil, ama listenin ilk beşinin, altısının dışına çıkması da mümkün değil. Harika geçen 70'ler sonunun ve 1980'deki Avrupa Şampiyonluğu'nun ardından çalıştığı yıllar boyunca yalnızca iki League Cup kazanabilmesi, onu iki parça şeklinde bir on yıla sıkıştırıyor. Bu on yıldan da ayrıca bahsedecek olursak, özellikle Nottingham Forest'ın üst üste iki sezon Avrupa Şampiyonu olduğu dönem, İngiliz Futbolu'nun tarihte gördüğü en üst noktadır. 77-82 yılları arasında, tam 6 sezon üst üste Avrupa Şampiyonu İngiltere'den çıkmıştır. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;(Üç kez Liverpool, iki kez Nottingham Forest, bir kez Aston Villa)&lt;/span&gt; Bir yıl aranın ardından Liverpool bir kez daha kupayı kaldırmış ve sonraki sezon gelen Heysel Faciası ile İngiltere, beş yıl boyunca UEFA Şampiyonaları'ndan men edilmişti. Bir sonraki Avrupa Şampiyonluğu için ta 99'a dek beklediler ve bir daha asla benzer bir dönem olmadı. 70'lerin sonu, 80'lerin başı hem maddi olarak İngiliz kulüplerinin Avrupa'nın önünde olduğu, imkanların genişlediği, hem de Shankly önderliğinde Ada'nın futbol geleneğinin dışına çıkan sabırlı futbolun hüküm sürdüğü yıllardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bill Shankly, zamanla değişen oyun fikrini şu şekilde anlatır: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Kıta Avrupa'lılar bize gösterdi ki, kazanmanın tek yolu arka alanda oyun kurarak oynamak. Bize top yapabilen savunmacılar gerekiyordu, bu yüzden sakatlanan stoper Larry Lloyd'un yerine aslen orta saha oyuncusu olan Phil Thompson'ı çektik ve işler değişti. Oyuncularımıza 'topun her bizde olduğu anda gol aramamamız gerektiğini' anlattık, hep birlikte bunun farkına vardık. Her şeyden önce ana hedefimiz takımdaki herkesin topu kontrol edebilmesi, basit pas işini yapabilmesi ve futbolun temelini uygulayabilmesi idi. Kontrol, pas... kontrol pas... gayet basit işliyordu.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devamı için &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2010/12/stuart-holdenla-uzun-top-oynuyoruz.html"&gt;Stuart Holden'la Uzun Top Oynuyoruz&lt;/a&gt; başlıklı yazıya bakılabilir. Charles Reep adında biri, zirvedeki İngiliz futbolunun altına yavaş yavaş dinamit yerleştirdi ve Heysel sonrasındaki boşluğun fitilini ateşlediği bomba patladı. Sonrası Premier League ve yabancı oyuncu - yabancı menajer bağımlılığı ve tabii Alex Ferguson. Brian Clough da aynen Shankly'nin fikirlerini benimsiyordu. Uzun top ya da kick-and-rush geleneğine karşı söylediği meşhur &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Eğer Tanrı futbolu gökyüzünde oynamamızı isteseydi, oraya çim saha koyması gerekirdi.''&lt;/span&gt; sözü, bu hususta en değerli kanıttır. Yüksek bedellere nitelikli oyuncular alabilmesi ve özel bir dönemde çalışması ve tabii ki Peter Taylor'ın varlığı Brian Clough'ın yardım aldıkları olarak karşımızda duruyor. Diğer yandan, kuşkusuz o günler futbolun içerisine giren para bugünkü kadar çok değildi ve ayrıca, üst taraftakiler ile alt taraftakiler arasındaki makas bu denli açık değildi. Bugün Clough'vari bir başarı kazanmak neredeyse imkansız. Bunda maddi durum kadar, iletişim imkanlarının artmasıyla hızlıca gerçekleşen futbolun globalizasyonu da büyük etken. Artık bilgi zor ulaşılır bir şey değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Clough'ı bugünden uzaklaştıran, tarihe iten bir başka konu da zamane hocalarının onun zıttı olmaları. Yetmişinden sonra evde Fransızca çalıştığını söyleyen Ferguson bir yanda, İskoçya'daki hocasının Andre Villas-Boas hakkında söylediği, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Eline geçirdiği her şeyi okurdu, özellikle psikoloji ve fizyoloji kitaplarını...''&lt;/span&gt; sözleri diğer yanda duruyor. Zaten Duncan Hamilton da Clough hakkında yazdığı kitabı 'eğer muhatabı görebilseydi, tepkisi ne olurdu' sorusuna &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Sanırım okumak istemezdi, ya da okur ama hiçbir şey söylemezdi.''&lt;/span&gt; diyerek durumu ortaya koyuyor. Şüphesiz burada farkı yaratan, dünyanın ve futbol dünyasının değişen koşulları. Daima karşılaştırıldığı Jose Mourinho'nun belki de onunla tek ve en çok benzeyen yanı, oyuncularını iyi bilmesi. Dediği gibi, bu tam da en iyilerin kullandığı ya da bu sayede en iyi olmaya yaklaştığı bir yöntem. Tabii bu yöntem 70'lerde tek başına yeterli olurken, bugün çok daha fazlası gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-0RsSN3KMc6Y/TiTaaK6xtuI/AAAAAAAACEs/I0LQmRDFhMc/s1600/john-weldon-damned-united.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 260px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-0RsSN3KMc6Y/TiTaaK6xtuI/AAAAAAAACEs/I0LQmRDFhMc/s400/john-weldon-damned-united.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5630865577262298850" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Elbette tüm bunlar Brian Clough'ın futbol tarihindeki yerini değiştirmiyor, değerini azaltmıyor; ama gerçeğe yaklaşmayı sağlıyor olabilir. Vaktiyle istifa mektubunu Daily Mail'e satacak kadar ali cengiz oyunu müptelası Don Revie'nin zıttı olan bu özel adam; tarzı, kişiliği, söylemleriyle futbol dünyasında tevatür olmuşken, yetmedi; bir de roman oldu. Sonuçta onun gibisini başaran biri yok ve onun gibisini başarırken onun gibi davranan başka birinin de olması mümkün değil. Her ne kadar Clough ailesi David Peace'in aynı adlı romanından uyarlanan&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; The Damned United&lt;/span&gt; filmi vizyona girmek üzereyken hikayeyi protesto etse de, ortaya etkileyici bir şey çıktığı kesin. Romanın film uyarlaması kanımca tatmin edici, ama yazar Peace'i okuduktan sonra fazlası için heyecanlanmamak elde değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar önce ülkemizde İngilizce öğretmenliği yapan David Peace uzun yıllardan bu yana Tokyo'da yaşıyor. Buradan aldığı destekle bir üçlemeye girişti ve bu serinin ilk romanı olan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tokyo, Sene Sıfır!&lt;/span&gt;'ı Sel Yayıncılık sayesinde Türkçe okumak mümkün oldu. Peace'in ilgi çekici, türünün nadir örneklerinden biri olabilecek bir anlatımı var ve seçtiği konu ziyadesiyle enteresan. Bu okuma Peace'e dair merakımı artırdı ve aynı kitapta The Damned United'ın da yakın zamanda Türkçe'ye çevrileceğine dair bir müjdeyi görmem büyük sürpriz oldu. İngilizce olarak ancak bir kaynak kitap gibi okuyabilmiştim, fakat sahih bilgiler içermediğinden pek anlamı olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihayetinde bu bir roman ve David Peace iyi bir yazar. The Damned United'la daha önce denenmemiş bir şey yaptı. Kurgulanmış sportif başarı öykülerindense gerçek tarihi yeniden detaylandırarak yeni bir yol açtı. Türünün ilk örneği olan bu kitabın Türkçe'si ne zaman çıkar bilinmez, ama muhatapları bilsinler ki merakla bekleyenler var. Üç şehirde heykeli bulunan, gerçek bir futbol kahramanı olan Brian Clough'ı bir roman kahramanı olarak okumak, muhakak heyecan verici bir deneyim olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Kaynakça: Indenpendent, Leftion.co.uk, Inverting the Pyramid (kitap), Clough: The Autobiography (kitap)&lt;br /&gt;Görseller: whoateallthepies&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19.07.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-398000032692751939?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/398000032692751939/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=398000032692751939&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/398000032692751939'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/398000032692751939'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/07/bugunlerin-roman-kahraman.html' title='Bugünlerin Roman Kahramanı'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Axu6olhM9K0/TiTaZ07fGAI/AAAAAAAACEk/NkH1qW_OnwM/s72-c/clough.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-2780614845509836332</id><published>2011-07-08T18:05:00.003+03:00</published><updated>2011-07-08T18:29:21.959+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya&apos;nın Futbolu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ulusal Futbol'/><title type='text'>Tarihi Değiştiren Maçlar Serisi #3 - (1978) Arjantin 3-1 Hollanda (aet)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-6slU2G2VyTU/Thcca6FF4sI/AAAAAAAACEE/BDGp0w5ztT4/s1600/kempes.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 260px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-6slU2G2VyTU/Thcca6FF4sI/AAAAAAAACEE/BDGp0w5ztT4/s400/kempes.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5626997508015514306" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bin dokuz yüz yetmiş sekiz, olanlardan çok olmayanların ve tabii Kempes'in şampiyonasıdır. Arjantin'in ''Kirli Savaş'' yıllarında insanlar yok oluyordu. Kimisi sokak ortasında kayboluyor, kimisi gökyüzüne çıkarılıp denize atılıyordu. Turnuvadan iki yıl önce ülke yönetimine el koyan ordu, öldürdüğü insanların olmayan mezarlarının üzerini bir şölen ile dolduracaktı. Cuntanın gelişinden evvel Arjantin'e verilen Dünya Kupası organizasyonun bir ara başka bir ülkeye taşınması düşünülse de Isabel Peron'un taahhütleri kabul edilmişti. Daha önce ayrılan bütçeden fazlası ayrılmış, turnuva için hiçbir masraftan kaçınılmamıştı. Harcanan para çoktu ama Arjantin'de insanlık ve vicdan yoktu. Almanya'da Breitner, Arjantin'de Argentinos Juniors'lu gürbüz çocuk, Hollanda'da ise Cruyff yoktu.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;Arjantin finalde kazanırken herkes &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Cruyff olsaydı...''&lt;/span&gt; diyordu, ama faşist cunta yönetimini protesto etmek futbolun,&lt;/span&gt; hazzın ve birliktelikten doğan ulusal çıkarın önüne konulabilirdi&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;: ''Şunu bilmelisiniz ki buradaki futbolculuk kariyerimin sonlarında bazı sorunlar yaşadım. Bir gün birileri Barcelona'daki evimizde kafama silah dayadı, çocuklarımızın gözü önünde eşimi ve beni bağladı. (...) Çocuklarım okula polis eşliğinde gitti, üç-dört ay boyunca evimizde bir polisle birlikte uyuduk, maçlara korumayla gittim. (...) Tüm bunlar pek çok şeye bakışınızı değiştiriyor. Hayatınızda başka değerlerin öncelik olduğu zamanlar da var. Futboldan uzaklaşmanın zamanı gelmişti ve tüm bunlardan sonra Dünya Kupası'na gidemedim.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama tam otuz yıl sonra, futbol tarihinin en sıradışı, en çarpıcı, en çok konuşulan kararlarından birinin esas sebebi ortaya çıktı. Johan Cruyff'un 78'de Arjantin'e gitmemesinin ardındaki gerçek, bundan üç yıl kadar önce birinci ağzıdan yukarıdaki cümlelerle Katalunya Radyosu'na açıklandı. Sebep Arjantin'deki cunta değil, o dönem Avrupa'da bu tür eylemlerle isim yapan sol eğilimli örgütlerden biriydi. Gerçi bir kısım şüphecilerden bunun da gerçek olmadığına, esas sebebin sponsorluk anlaşmalarının çakışması olduğuna ya da Cruyff'un 74'teki&lt;span style="font-style: italic;"&gt; ''havuzbaşı vakası''&lt;/span&gt; olarak bilinen Bild kumpası sonrası eşi Danny'le barışma fidyesi olarak 78 DK'yı verdiğine inananlar yok değil.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-oxWcp35pRJw/Thccue1ZULI/AAAAAAAACEU/JScZ2U7YhWU/s1600/1978%2BDK%2BFinal%2BHollanda.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 217px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-oxWcp35pRJw/Thccue1ZULI/AAAAAAAACEU/JScZ2U7YhWU/s400/1978%2BDK%2BFinal%2BHollanda.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5626997844299305138" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Final maçı başlarken, Cruyff'un yokluğundan ziyade dört gün önce Arjantin'in Peru'yu 6-0 mağlup ederek finale çıkması konuşuluyordu. İki puanlık sistem ve ikinci tur gruplar ile oynanan turnuvada, Brezilya'nın üç averaj fazlası fark koyduğu durumda Arjantin'in finale çıkmak için en az 4 farkla Peru'yu mağlup etmesi gerekiyordu. Altı attıkları maçtan sonra çok kişi konuştu, ama sonuçta ezeli rakipleri Brezilya'yı kendi evlerindeki şampiyonada finalden mahrum bıraktılar. Düşünsenize, cunta tarafından hak ihlallerinin dış dünyadaki yankısının yarattığı kötü imajı  değiştirme işinin yapması beklenen Arjantin'deki turnuvanın finalisti, belki de şampiyonu Brezilya olacaktı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maç başında Hollanda topun arkasına geçti. Üç blok halinde yerleştiler, alamet-i farikaları 4-3-3 dizilişi üzerinden pozisyon aldılar. Fakat arka dörtlü farklıydı. Takımın stoperi Brandts, Arjantin'in tek santraforu Luque'yle adam adama oynuyordu, ikinci savunmacı Ruud Krol ise onun arkasında süpürücü görevini üstlenmişti. Topu kazandıklarında ise sakin paslarla geriden çıkıyorlar, rakip sahaya yerleşmeye çalışıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu turnuvada Hollanda'nın başında Ernst Happel vardı. Kısa paslara dayalı, topa sahip olma odaklı futbolun ilk temsilcilerinden sayılan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Tunaboyu Ekolü''&lt;/span&gt; savunucularından olan Avusturyalı Ernst Happel, vaktiyle Hollanda'da çalışmış, Ajax direksiyonu devralmadan önce Feyenoord'la önemli başarılar kazanmıştı. Akabinde bir de Hamburg'la Avrupa Şampiyonu olacak ve bugün dahi bu kupayı iki farklı takımda kazanan üç kişiden (Mourinho ve Hitzfeld) biri olacaktı. Cruyff yoktu; ama sürpriz de yoktu, Hollandalı'lar kendi oyunlarının öncülünü ve ardılını seçmişlerdi. Fakat orta sahadaki düşük yaratıcılık seviyesi ve Cruyff'un yokluğu, nispeten yüksek yaş ortalamasıyla birleşince onları 74'teki tempo ve dinamizmden alıkoymuş, sonuç almak adına daha gerçekçi bir oyuna itmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arjantin'in güçlü ön alan presi de Hollanda'nın sıklıkla kendi yarı sahasına çekilmesinin nedenlerinden biriydi. Liberolu oyun, çizgi savunma (high-line) fikrini değiştirmiş ve atak görünen taraf kolayca Arjantin oluvermişti. 1974'teki turnuvadan sonra Arjantin ulusal takımı antrenörlüğünü devralan Cesar Luis Menotti, adeta Hollanda'lılara karşı 74'teki Hollanda'nın oyununu oynatıyordu. Onun Arjantin ulusal takımının başına geçmesini sağlayansa 73'te Huracan'la kazandığı şampiyonluktu. Onun Huracan'ı için  &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Onları oynarken izlemek keyifti.  Arjantin sahalarını tango ritmindeki futbollarıyla doldurdular ve kırk  beş yıl sonra yöreye (Parque Patricios) gülümsemesini geri verdiler.'' &lt;/span&gt;deniyordu. Menotti'nin özgürlük ve yaratıcılığa dayanan oyununun blueprint'leri, güçlü ve dinamik ön alan presiyle birlikte radikal çizgi savunmaydı. Kempes'in de ileri üçlüye dahil olmasıyla Hollanda'nın arka alan oyuncularına maç boyu müthiş bir baskı uyguladılar. Hollanda'nın bu presten kaçış yolu Krol'ün müthiş oyun zekası ve kaleciye geri pastı.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-Tmsi-OzE7Zc/ThcctgUomVI/AAAAAAAACEM/5xYSiTW9yBg/s1600/1978%2BDK%2BFinal%2BArjantin.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 217px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-Tmsi-OzE7Zc/ThcctgUomVI/AAAAAAAACEM/5xYSiTW9yBg/s400/1978%2BDK%2BFinal%2BArjantin.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5626997827518896466" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Menotti'nin takımı, bugünlerin trendi 4-3-3'e daha yakın nitelikte, bu sezonun Porto'suna yakın bir görüntüyle sahada yer alıyordu. Kenar oyuncuları merkeze doğru yapılan ön alan presiyle yükümlü, ama geri kalan anlarda özgürdü. Aslında santrafor olan Mario Kempes orta sahaya çekilmişti ve bu hamle, turnuvayı adeta domine etti. Finalde de muhteşem oynayan Kempes, gerektiğinde savunma önünden top çıkardı, gerektiğinde üçlü orta sahanın diğer iç oyuncusu rolündeki Ardiles'e daha geride pozisyon alması konusunda anlaşarak forveti çiftledi. Gol de bu şekilde geldi. Sola kat eden Ardiles topu taşıdı, içeri koşu yapan Bertoni'nin boşalttığı alana sızan Kempes skoru değiştirdi. Bu golden önce Hollanda kale ağzında Rep'le müthiş bir pozisyon yakalamış, ama kaleci Fillol nefis bir kurtarışla skoru sabit tutmuştu. Rep'in şutunun hemen öncesinde de bir duran top pozisyonunda Passarella kale ağzından topu yukarı dikmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devre bittiğinde maçın görüntüsü şu şekildeydi: Hollanda bol pas yapmaya çalışıyor, ama çok kez rakip yarı saha ortalarını geçemeden topu kaybediyordu. Arjantin'in ön alan baskısı öldürücüydü, Kempes ve Ardiles'in sahaya koyduğu enerji inanılmazdı. Neeskens ve Willy Van der Kerkhoff çok etkisizdiler, tüm yük Krol'ün ve diğer iki orta saha oyuncusuyla sürekli yer değiştiren Haan'ın üzerine kalıyordu. Orta sahadaki yetersizlik Portakallar'ın belini bükmüş, bir ekstra oyuncu aranır olmuştu. Ayrıca maç çok sertti, oyun sürekli sakatlık ve hakeme itiraz sebebiyle duruyordu. Neeskens mesela, maç boyu toplam beş dakika yerde yattı.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://makeagif.com/E_5jV4" title="E_5jV4 on Make A Gif, Animated Gifs"&gt;&lt;img src="http://makeagif.com/media/7-08-2011/E_5jV4.gif" alt="E_5jV4 on Make A Gif, Animated Gifs" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Arjantin'in savunma önü oyuncusu Americo Gallego: ''Gallego Dönüşü''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Oyunun seyrini değiştiren, Arjantin orta sahasının güçten düşmesi oldu. Çok yorulan Ardiles, saat bitiminde yerini Larrosa'ya bıraktı. Kempes de yavaşlamıştı ve Hollanda, son yirmi dakika adeta rakip yarı sahaya çöktü. Arjantin halen hızlı kenar oyuncularıyla (özellikle Ortiz, inanılmaz bir süratle rakip ceza sahasına inebiliyordu) kontra atak tehditini ve skoru koruyordu, ama ekstra katkı beklerden geldi. Hollanda orta sahada pas yapma imkanı bulunca rakip yarı sahada top tutar oldu ve bu durum, Hollanda beklerine hücuma katılmaları için gereken zamanı verdi. Jansen ve Poortvliet sık sık rakip yarı saha ortasında göründüler. Golde de Poortvliet yaptığı bindirmeyle solu karıştırdı. Merkezde bomboş kalan Haan, sağdan kaçan Rene Van der Kerkhoff'u gördü ve oyuna ikinci yarı dahil olan Larrosa ofsaytı bozdu. Rene'nin güzel ortası, maça ikinci yarı Rep'in yerine dahil olan ve o anda kendini unutturan Nanninga'nın kafasıyla buluşunca 82. dakikada maça eşitlik geldi. Kalan bölümde de fırsatları bulan taraf Hollanda'ydı. Hele ki orta sahadan atılan bir uzun topta Rensenbrink'in dokunduğu topun direkten dönüşü var ki, o anda tarih değişebilirdi. Maçın son dakikasıydı ve oyuna hakim olan Hollanda, bu golle ortada ne varsa alabilirdi. Olmadı, maç 1-1 bitti ve uzatmalara gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzatmalara da Hollanda hızlı girdi, maçın son bölümündeki oyun üstünlüğü sürdürdü. Fakat işleri yine Mario Kempes değiştirdi. Bir duran top sonrasında ceza sahasına yaptığı koşuya iyi bir pas aldı, iki nefis çalımın sonunda biraz da şans yardım etti ve Arjantin'i öne geçiren golü attı. Dengeler değişmişti. Zaman ilerledikçe aArjantin oyuna yeniden hakim oldu, yine Kempes attı, fişi çekti. 116. dakikada bu kez yarı saha ortasında aldı topu, mükemmel çalımlarla içeri girdi. Karambolde top Bertoni'nin önünde kaldı ve şampiyon Arjantin oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cesar Luis Menotti'ye göre onun Arjantin'i, futbol tarihi boyunca gelmiş geçmiş tüm Arjantin takımlarından daha iyi futbol oynadı. Üstelik Maradona'sız. Turnuva öncesindeki aday kadro kampında yer alan Maradona, henüz dünya çapında bir yıldız olmamasına ve genç yaşına karşın Arjantin'de büyük popülarite kazanmıştı. Menotti'nin onu nihai kadroya almamasına dair iki gerekçe öne sürülür. Biri, takımın tek ülke dışında çalışan oyuncusu olan Mario Kempes'in takımın merkezinde olması ve Menotti'nin takımı Maradona'nın gölgesinin dışında bırakmak istemesi. Çünkü turnuvayı kazanacağından şüphesi yoktu. Diğer bir iddia ise, Menotti'nin başarıyı paylaşmak istememesi ve Maradona'ya cunta'cıların gösterdiği yakın ilgi. Zira Menotti açıkça sol eğilimli bir entelektüel idi ve bu yönü, onun 78 DK'yı kaldırdıktan sonra çift tarafı keskin bir bıçak olarak sürekli karşısına geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bıçağın bir yanı, Peru maçı ve doping iddiaları. Menotti'nin kendisinin de söylediği gibi Arjantin'de doping, o yıllarda olağan karşılanan bir şeydi. Hocanın ısrarla mücadele ettiğine dair açıklamalarına karşın, dönemin tanıklarından biri &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''78'de futbolcuları adeta laboratuvara kapatmıştı. Kadınlar yoktu, bolca vitamin vardı. Ülkenin geleneğine zıt olarak müthiş tempolu bir Arjantin yaratmıştı.''&lt;/span&gt; diyor ve ekliyor: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Arjantin milli takımından bazı oyuncular, amfetamin bağımlısıydı. Tarantini ve Kempes'in durulması için sonrasında bir saat daha koşmaları gereken maçlar vardı.''&lt;/span&gt; Bıçağın en keskin yanıysa Menotti'nin cunta zulmü bittikten yıllar sonra özür dilemesine sebep olanlardı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Pek çok insan, benim diktatörlük ve cunta dönemlerinde neden teknik direktörlük yaptığımı soruyor. Ben de soruyorum: 'Ne yapmalıydım? Takımı kötü mü oynatmalıydım? Numara yapıp bize güvenen insanlara ihanet mi etmeliydik?' Hayır. Hepimiz farkındaydık, halkımız için oynuyorduk. (...) Final maçından önce, 'bakacağımız yer şeref tribünü değil, açık tribünlere bakacağız, insanlara bakacağız, belki babalarımızın oturduğu yere, çünkü oradakiler metal işçileri, kasaplar, fırıncılar, taksi şöförleri...' dedim oyuncularıma. (...) Bizim zaferimiz, Arjantin futboluna eski onurunu geri vermiştir.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cesar Luis Menotti'nin ve takımının Dünya Kupası zaferinin en çok Arjantin futboluna mı, yoksa hüküm süren cuntaya mı daha çok yaradığı, tartışmalıdır. Fakat Menotti'nin durduğu konum, bize bu konuda taraf tutma imkanı verebilir. Menotti, futbol sahasında yeni bir fikrin üreticisi ya da uygulayıcısı değildi. Bir yönüyle Avrupa'da semiren fikirleri Güney Amerika'da uygulayan ilk kişi olabilir, fakat onun futbol tarihindeki ayak izlerini takip ettiğimizde ancak sınırlı bir zaman aralığını inceleme imkanımız olur. Onun futbol tarihindeki yeri, çokça Arjantin'deki siyasi ortam ile parelel süren &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Menottizm vs. Bilardizm&lt;/span&gt; tartışmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-BgC2mprZiqQ/Thccup1OLjI/AAAAAAAACEc/8OsWD9e90to/s1600/menotti.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-BgC2mprZiqQ/Thccup1OLjI/AAAAAAAACEc/8OsWD9e90to/s400/menotti.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5626997847251365426" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Menotti, kendi futbol fikrini askeri darbe yıllarına bir karşı duruş olarak görüyor olabilir. Onun özgürlükçü ve yaratıcı futbolu, bir nevi baskıcı rejim protestosuydu. 86'da bir kez daha Arjantin'e Dünya Kupası zaferi yaşatacak olan Bilardo'nun futbol fikri ise Menotti'ye göre ülkenin başına gelen tüm kötülüklerin sorumlusu olan geleneksel ideoloji ve bunun &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://lambuja.blogspot.com/2010/12/zubeldiadan-once-ve-sonra-futbol.html"&gt;Osvaldo Zubeldia üzerinden&lt;/a&gt; futbola yansımasıydı. Menotti daima Bilardo'yu eleştirmiştir, Bilardo ise sürekli kendini savunmuştur. Bu durum, Bilardo ulusal takımın yönetim kademesinde olsa da halen devam etmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbolu halka hizmet olarak gören Menotti, zaferi cuntaya yarayan 78'in Arjantin'ini ''tarihin en iyi futbol oynayan Arjantin'i'' olarak tanımladıktan sonra Maradona etkisiyle Barcelona'nın başına geçti, fakat bugüne değin aradan geçen yaklaşık 25 yılda tek bir kupa kazanamadı. 78'deki zaferine dair şike ve doping iddiaları da yalanlanamadı. Görev aldığı diğer takımlarda, olmazsa olmaz olarak gördüğü radikal çizgi savunma başına sürekli iş açtı ve kendini yenileyemeyerek zirve futbol sahnesinden silindi, sürekli başarılı olanı hor gören huysuz bir ihtiyara dönüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cesar Luis Menotti'nin futbola dair fikirleri yarışmacı ortamda değilse bile teoride ve mutfakta halen değerli. Beraber kitap yazdıkları müridi Angel Cappa, yakın zamanda  Menotti'nin ilk göz ağrısı Huracan'ın başına geçmiş ve takımda kiralık  oynayan Javier Pastore'nin bugün en iyiler arasında yer almasına yardım  etmişti. Fakat takım ağır şekilde başarısız olunca, her zamanki gibi  kısa süre içerisinde görevden alındı. Yakın zamanda akciğerlerinden ameliyat olan Menotti, epeydir futbolla yakın ilişki kuramasa da bilgi ve fikirler kurduğu bağ, epey güçlü. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Sadece futboldan anlayan, futboldan da anlamaz.''&lt;/span&gt; sözünden fazlası var, zaten Messi de futbol ve play-station'dan fazlasından anlamıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Benim iddiam şu ki, bir takım tümüyle bir fikir üzerinedir. Fikirden fazlası sorumluluk, sorumluluktan fazlası hocanın bu fikri savunacak olan oyuncularına fikri iletirken sahip olması gereken açık itikattir. Beni kaygılandıran, biz hocaların risk almaktan kaçınmayı bu oyundan defetme hakkını kendimizde görmememiz. Futbolda risk vardır, çünkü risk almaktan kaçınmanın tek yolu futbol oynamamaktır.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse ''Hiçbir gerçek macera, yaşandığı sırada keyifli değildir.'' diyen doğru mu söylüyor, yanlış mı? Arjantin Copa America'da oynadığı ilk iki maçta ancak iki puan alabildi ve ülke futbolu, yine aynı tartışmanın kucağında. 78'de tek ülke dışı futbolcu Kempes'ti, bugün takımın neredeyse tamamı ülke dışından ve Messi üvey evlat. Rensenbrink'in son dakikada direkten dönen topu gol olsa belki bugün her şey farklı olurdu, tabii hakkıyla kazananı hor görmedikçe...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Arjantin 3-1 Hollanda (aet)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kempes - 38'&lt;br /&gt;Nanninga - 82'&lt;br /&gt;Kempes - 105'&lt;br /&gt;Bertoni - 116'&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Kaynakça: Tanrının Eli - Jimmy Burns (kitap), Jonathan Wilson, Marcela Mora y Araujo&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/02/tarihi-degistiren-maclar-serisi-2-milan.html"&gt;Tarihi Değiştiren Maçlar Serisi #2 - (1989) Milan 5 - 0 Real Madrid&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/01/tarihi-degistiren-maclar-serisi-1.html"&gt;Tarihi Değiştiren Maçlar Serisi #1 - (1996) Liverpool 4 - 3 Newcastle &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;08.07.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-2780614845509836332?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/2780614845509836332/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=2780614845509836332&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/2780614845509836332'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/2780614845509836332'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/07/tarihi-degistiren-maclar-serisi-3-1978.html' title='Tarihi Değiştiren Maçlar Serisi #3 - (1978) Arjantin 3-1 Hollanda (aet)'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-6slU2G2VyTU/Thcca6FF4sI/AAAAAAAACEE/BDGp0w5ztT4/s72-c/kempes.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-8366369177497737147</id><published>2011-07-02T15:29:00.003+03:00</published><updated>2011-07-02T16:03:43.816+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Beşiktaş'a Geçen Sezonun Mirası ya da Reddi Miras Hakkı: 10 Madde, 10 Sonuç</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-UYv0SgkUO2s/Tg8PfNv6JwI/AAAAAAAACDo/choa-RJbhbs/s1600/1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-UYv0SgkUO2s/Tg8PfNv6JwI/AAAAAAAACDo/choa-RJbhbs/s400/1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5624731488550004482" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1- Yanlış hoca seçimi, az kalsın tüm sezonu çöpe atıyordu&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık yüreklilikle itiraf etmeliyim ki, Bernd Schuster konusunda yanılanlardan biri de bendim. Sezon öncesinde kendisinin İspanya günlerine dair okuduğum notlarla, edindiğim izlenimlerle bir noktaya kadar şartların doğru gelişmesi halinde hocanın takımı yükseltebileceği kanaatini taşıyordum. Fakat bu fikir, sezonun ilk İBBSpor maçıyla esnemeye başladı. Üç maçlık yenilgi serisiyle erozyona uğradı, Kasımpaşa ve Konyaspor maçlarında kırıldı, ama Porto deplasmanında yeşeren umutlar, ikinci İBBSpor maçına dek parçaları birlikte tuttu. Olimpiyat Stadı'ndan çıkarken benim Schuster'le olan kalbi ilişkim bitmişti. O gün, aslında kulübün hocayla olan bağı da tümüyle çözülmüştü, ama geçmişte yapılan yanlışlar, bu kez yanlışı doğru gösterir oldu ve fazladan yaşanan bir buçuk ayın sonunda birbirimizi daha fazla üzere, pişmanlık duymadan ayrıldık. Kendisi işine saygı göstermedi, bu haliyle de Beşiktaş tarihinin destek/icraat oranı en yüksek ya da tanımsız hocası oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoca'nın ilk sözlerinden biri &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Türkiye’ye kazanmak, başarılı olmak için geldim.''&lt;/span&gt; şeklinde olmuştu. Serdal Adalı ise sonradan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Schuster ile ilk oturduğumuzda 'parayı sormadan nasıl bir sistem istediğimizi' sordu. Biz de hayalimizde ki futbolu söyledik.''&lt;/span&gt; dedi. Beşiktaş'ın bir daha katiyetle bu tip tezatların içerine düşmemesi gerek. Bu kulübün mevcut organizasyonu ile oynama biçimini önceden seçmesi imkan dahilinde değil. Bunun propagandasını yaparak futbol içi ve meslek etiğine ilişkin hataların örtülmesi de artık kabul görmemeli. Geçtiğimiz sezon sertlik, ülke futbolundaki varoşluk, hakemler, federasyon hakkında dönem dönem söylemler, eleştiriler oldu; zira bir önceki yıl da bir başka kulüp aynı süreci yaşatmıştı. Bugünse geriye dönüp bakıldığında elde saf bir başarısızlık süreci kalmakta. Sorumluluk, açıkça kötü organizasyonda ve kötü organizasyonun üzerine yardımcı aksam olarak eklenen tembel, uyumsuz ve takıntılı hocaların seçiminde. Yeterince iyi değilken iyi olanı değil, yanlışlarınızı örtmesi için doğru olanı seçmek, en doğrusu olmalı. Bu da bilinç ve çalışma ile mümkün olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tayfur Havutçu, bu bakış açısıyla Schuster'den daha makul biri. Radikalliğe varan sonuçsuz uygulamaların yerini kısa zamanda oyunculara, ortama ve hedeflere uygun olana yaklaşan bir yapı aldı. En azından asgari yeterlilik sağlandı. Muhakkak, bu yumuşak geçişte Tayfur Hoca'nın Schuster'ce dışlandığı günlerde aklında takıma dair oluşan fikirler ve Ümraniye'de olan-bitenin etkisi vardır. Sonuçta bir haftada on iki gol yiyen Beşiktaş'ın sezonu kupayla kapatması çok düşük ihtimal iken, Kayseri'de gelen kupa, iflasla kapatılacak sezonu bu yaza aktaran dilek taşı oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2- Beşiktaş'ın kalesi değil, üç sıra kale duvarı&lt;/span&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz sezon Beşiktaş'ta Cenk 24 maç, Hakan 17 maç, Rüştü ise 16 maç forma giydi. Hakan takımı Viktoria Plzen deplasmanında kurtarırken, Rüştü kupa finalinin kapısını açtı. Cenk ise sezon genelinde en istikrarlı kaleci oldu, fakat böylesi bir rotasyon durumu normal değil. Hakan'ın ayrılmasıyla takımın üçüncü kaleci ihtiyacı var, fakat takımın birinci kalecisinin belli olmaması nedeniyle yapılmak istenen transfer de üçüncü kalecilik müessesine hizmet etmeyecek. Şu durumda Cenk'e sezon boyunca güvenilmiyor, Rüştü ise kolay sakatlanıyor. Hal böyleyken yönetim de yine takıma 1.5'uncu kaleciyi katmanın peşinde. Yeni gelecek olan, eldeki ikisininden iyiyse, ki Sinan Bolat'a dair bu yönde bir izlenim oluşmuş olabilir, artı katar; fakat yine sezon üç kaleci arasında paylaştırılacaksa, bu takımın organizasyonuna negatif etki yapabilir. Ayrıca olası bir yüksek profilli kaleci transferi, Cenk'in ya da yeni gelecek olanın kariyerini aksatabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3- Hz. Guti, halı sahaya son dakikada çağrılan kişi&lt;/span&gt;!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Guti, geçen sezon 22 lig maçında forma giydi. Kupa ve EL'i de eklersek bu sayı 40 civarına geliyor, fakat geçen sezon Europa League'de boyunun ölçüsünü alan Beşiktaş'ın bu sezonki ana hedefi şüphesiz lig olacak, olmalı. Yan hedeflere Europa League'de geçen sezonu aşmak eklenebilir, Guti'nin takımdaki rolüne de bu açıdan bakılmalı. İlk sezonunda ligde sayısız öldürücü pasla birlikte 5 asist yaptı ve 7 gol attı, fakat bunların yalnızca 1 tanesi oyunun akışında gerçekleşti. Diğerleri ise penaltı ve duran top. Tayfur Hoca sonrası rakip kaleye daha yakın oynasa da ikinci İBBSpor yenilgisinde yaşadığı sakatlık sonrası kontağı kapattı ve sezonun geri kalanını aşırı düşük tempoda, adeta sahada yürüyerek bitirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce pasör artık 35'ine geldi, maç sayısının geçen sezonun altında kalması kesin gibi görünüyor. Beşiktaş'ın bu sezon mutlak suretle Guti'yi sezon boyunca uygulanacak olan planın dışında tutması gerekli. Onu bir yardımcı oyuncu olarak görüp, tam hazır olmadığında ve takımın kriz anları dışında zorlamamak, sezon genelindeki performansını artırabilir. Satış yapanın yerini doldurmak üzere halı sahaya son anda çağrılan kişinin her daim iyi futbolcu çıkması gibi, Guti de takıma bu şekilde daha fazla katkı verebilir. Skor alındığında sonradan, bazen de skoru almak adına en baştan; takımın, rakibin ve maçın durumuna göre tercih yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-vKIx-aTWjgs/Tg8PgYhQ6VI/AAAAAAAACD4/xMnM6_2CR30/s1600/34.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-vKIx-aTWjgs/Tg8PgYhQ6VI/AAAAAAAACD4/xMnM6_2CR30/s400/34.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5624731508621240658" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4- Bazen tuzak kurmalı ve sık sık tuzağa düşmemeli.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş'ın Schuster'le birlikte peşinde koştuğu radikal proaktif kimlik, zamanla işlevsiz takıntılara dönüştü ve lige mağlup oldu. Sezonun ilk yarısı baz alındığında Quaresma'nın yalnızca 1 golü ve 2 asisti olması, yansıyan diğer verilerin karşıtı olarak apaçık verimsizlik örneklerinden biriydi. Sözkonusu golü de hatırlarsak, rakip yarıda kazandığı topla geniş alanı dikine geçerek topu boş ağlara göndermişti. Bir başkası, hocanın maç sonunda &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''İkinci yarıda rakibi oynatıp kontra  ataklarla çıkmak istedik, bunu da  başardık. Uzaktan atılan 1–2 şut  haricinde pozisyon vermedik.''&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;dediği Gençlerbirliği maçının ikinci golü. Burada yine Quaresma'nın asisti ve geniş alanda Hilbert'in attığı gol var. Quaresma'nın ilk devredeki diğer asisti de zaten Karabük deplasmanında aldığı penaltıydı. Devamında 4-2 kazanılan Kayseri maçındaki dördüncü gol ve kupadaki Gaziantepspor rövanşında yine Almeida'ya attırdığı gol. Tamamı önde kazanılan toplarla, rakibin risk anında arkada bıraktığı büyük boşluk değerlendirilerek atılmış goller. Buna bir de kupa finalindeki Quaresma golünü ekleyebiliriz, zaten Quaresma'nın diğer doğrudan skor katkısı yaptığı anlar ya uzaktan şut ya da penaltı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Quaresma'yı genel tabloda Simao birlikteliği üzerinden okumak daha doğru, ama takımın reaksiyon gücünü merkezinde yer alan oyuncu olduğundan Beşiktaş'ın kazanma yoluna dair fikirlerin odağına Quaresma'yı koymak gerek. Geçen sezon gözükenlerin ışığında Beşiktaş'ın mevcut haliyle &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://bit.ly/jfWB1K"&gt;bu tip&lt;/a&gt; radikal ve hayalci yöntemleri bir yana bırakıp, sabırlı ve dirençli bir takım olmaya ihtiyacı var. Maç boyu duruma ve skora göre farklı planların takip edilmesi ve fantezilerin değil, muhakkak kazanma yolunun takibi gerekiyor. Takımın etkili kontra atak oyuncularına sahip olduğu gerçeği göz önünde bulundurulmalı.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Necip Uysal artık has ve as adam olacak mı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İleri üçlü bozulmaz, üçlü orta sahaya iki ya da forvet arkasına Guti ve orta ikiliye bir yabancı gelir ise, Necip ve Aurelio sezon boyunca savunma önü oyuncusu rolünü paylaşırlar. Bu sezon 24 lig maçında forma giyen Necip'in bu sayıyı daha da artırması beklenebilir. Fakat kendisine dair beklentilerin doğru ayarlanması gerekiyor. Kupa finalinin ilk bir saati sonunda Necip tam 9 kez top çalmıştı. Bunlardan 7'si tackle (ayağa kayma ya da vücut vücuda mücadele) iken, 2'si pas arası idi. Sonrasında maçın heyecanı ile ben saymayı unuttum. Sonuçta Kayseri'de Necip harika bir maç çıkardı, hatta bu performans Beşiktaş kariyerinin en iyisi olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necip'in genel top çalma performansı, %70'e yakın tackle ve %30 civarı pas arasından oluşuyor olmalı. (Elde net sayılar olmadığından ancak gözlem üzerine konuşabiliyoruz.) Diğer yanda ise Aurelio var ve onun top çalma verileri ise Necip'le tamamen zıt. Aurelio daha çok pas arası ile top çalarken, doğru yerde duruyor. Bu yönüyle üçlü orta sahanın savunma önü oyuncusu olmaya Necip'ten kat be kat daha uygun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan Necip'in ise şu haliyle fark yaratacağı iki rol var. Biri çift merkez orta sahada nispeten yerleşik oynayan oyuncu, diğeri ise üçlü orta sahada iç oyuncusu. Şu anda bunlardan ilkinde takımın as elemanı olabilirken, diğerinde ancak rotasyon oyuncusu sıfatı alabilir. Bir üst seviyeye geçebilmesi için pas isabet yüzdesinden evvel top çalma verilerinin -oranları da birbirine yaklaştırarak- yer değiştirmesi gerek. Şu anda çok iyi bir orta saha oyuncusu, rolünün gereklerini yapması kafi. Bu bile Beşiktaş'a çok büyük katkı sağlar. Gelişim, ilerleme ancak zamanla mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;6- Camdan takım yerine plastik takım...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş bu sezon oynadığı toplam 57 maçın 27'sinde kalesinde ilk golü gören taraf oldu ve bunlardan yalnızca 5'ini kazanbildi. Geri kalan 30 maçta ilk golü atan taraftı ve 27'sini kazandı. Bu şekilde alınan tek mağlubiyet, İnönü'de Trabzonspor'a karşı. Bu veriler, yukarıdaki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''takımın reaksiyon oyunundaki gücü küçümsenmemeli''&lt;/span&gt; vurgusuyla birlikte okunabilir. İlk golü bulan Beşiktaş, kolay kolay yenilmiyor. Boş alanları çok etkin biçimde kullanabilen oyuncularıyla, iyi pasörleriyle skoru kolayca artırabiliyor. Ama zayıf takım savunması, radikal high-line sezon boyunca Beşiktaş'ı zor durumlara düşürdü ve oyunu ele geçirmesine rağmen rakip kale önünde büyük aksiyonlar yaratamayan bir Beşiktaş takımı görüldü ve neticesinde, ilk golü rakiplerin attığı maçlarda elde çok düşük bir galibiyet yüzdesi kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaş ortalamasının yüksekliği ve kadroda vahşi yarışmacı ortamlarda bulunmuş oyuncuların fazlalığı, mental zayıflık fikrini çöpe atıyor. Bu tablonun oluşmasındaki ana etken, takımın sahip olduğu oyuncuların yetileri ve oyun biçimi. Daha sağlam, daha az kırılgan bir Beşiktaş mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;7- Atletlere karşı sokak futbolcuları... eh, arada o kadar da keskin fark olmayabilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş'ın en nitelikli oyuncularından üçü (Simao, Ernst ve Guti) bu sezon itibariyle 32 yaş ve üstünde sayılacaklar. Aurelio, Ekrem ve Rüştü gibi çok maç oynayacak oyuncuları da bu üçlüye ekleyebiliriz. Böylesi bir takımın sürekli yüksek tempoda, ön alan presiyle oynamasını beklemek hayalcilik. Bunu yanı sıra bir taraftan da takımdaki ağırlığı oluşturan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''tutunamayanlar kulübü''&lt;/span&gt; var. Geçen yılın sonbaharında takımda sayısız sakatlık yaşandı ki, bunların büyük bölümü adele ve bağ sorunlarından kaynaklanıyordu. Schuster'in oyununu baz alan idman metodları, kariyerlerinde bu denli yoğun maç oynamamış olan oyunculara ağır gelmiş olabilir. Zira düzenli oynayanlardan da sakatlananlar oldu. Sezon istikrarı için eldeki farklı atletik niteliklere sahip oyunculardan maksimum spor performansı verimi gerekiyor. Ronald Koch bu açıdan biri güvence mi, göreceğiz. Ama şu kesin ki, takımdaki kas sorunlarının sıklığı azalmalı. Çünkü futbol nitelikleri nispeten zayıf olan ama atlet vasıflara sahip oyuncular, sezon performanslarına bakıldığında maç içinde yenildikleri oyunculara fark atmış olabiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-2jq-w82vpeE/Tg8Pfmmu0nI/AAAAAAAACDw/K8TO5osUTbU/s1600/3.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 268px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-2jq-w82vpeE/Tg8Pfmmu0nI/AAAAAAAACDw/K8TO5osUTbU/s400/3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5624731495222399602" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;8- Quaresma - Simao Birlikteliği?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezonun ikinci yarısı her iki oyuncu da uzun süreli sakatlık yaşamadı ve hazır oldukça birlikte oynadılar. Lig ve kupada toplam 16 maç Beşiktaş'ın iki kanadı da Portekiz'li oyunculara emanetti. Yalnızca lig baz alındığında sezonun ikinci devresini Quaresma 5 asist, Simao ise 4 asistle tamamladı; fakat sözkonusu asistlerin hiçbirisi birbirlerine değildi. Her ikisi de uzak forvet koşularını sıklıkla yapmayan, top ayaklarında olduğunda güç üreten kenar adamları. Her ikisi de kaleden uzakta oynamayı seviyorlar, korakor oyuna girmiyorlar. Hazırlayıcı işleri kovalıyor ve ağırlıkla duran top ya da uzaktan şutla skor üretiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal böyleyken orta sahanın hücuma en yakın oyuncusu olan Guti'nin de sezon boyunca oyunun akışında sadece bir gol ürettiği hesaba katılırsa, &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/01/besiktas-5-1-manisaspor.html"&gt;sezonun ikinci yarısı Nobre'nin takıma girmesi&lt;/a&gt; anlaşılabilir. Her iki kenar adamı da kaleden uzakken, başında iki kişinin beklediği santraforun topla buluşması çok güçleşiyor. Bu sebeple merkezden gelecek olan ekstra bir demarke oyuncu gereği peydah oluyor. Fakat bu yeni durum, Beşiktaş'ın takım savunmasında büyük gedik açınca hücum gücü anlamsızlaştı. Takım daha kolay gol yer oldu, geri dönemeyince de mağlubiyetler birbirini izledi ve sonunda işler bir kez kötü gittiğinde takım havlu atar oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önümüzdeki sezonun en büyük muamması burada. Quaresma'nın kupa finalinde attığı goldeki koşusu, onun Beşiktaş kariyerinde yaptığı nadir ekstra hamlelerden biri olabilir. Eğer bunları sık sık yaparsa, tüm bu muamma kökten çözülür. Fakat o kariyeri boyunca böyle bir oyuncu olmadı. Bu ikili tek başlarına muhteşem olabilirler, ama geçen sezonun ışığında onlarında Beşiktaş'taki durumu 1 + 1 &amp;gt; 2 şeklindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;9- 4-3-3 ya da 4-2-3-1?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda Quaresma ve Simao birlikteliği üzerine söylenenlerin devamı, takımın A planı şablon seçimi olacak. Tayfur Hoca üçlü orta saha mı tercih edecek, yoksa takımı 6 + 4 şeklinde, son kupa finalinde olduğu gibi bölerek, daha geniş alanda mı oynatacak? Geçen sezonun ana sorunsalı, bu yıl da aynen karşımızda. Üçlü orta saha tercih edildiğinde eldeki merkez oyuncularının hiçbiri (belki biraz Necip ve Guti) içeriye dalışlar yapan, oyunu hareketlenmeler üzerine oynayan oyuncular değiller. Hal böyleyken takımın hücum gücü yine kenardan içeriye gelecek koşulara sıkışacak ve takımın bu yönde bir eksiği var. Gücü ise kenarlardaki üstün nitelikli hazırlayıcılar; &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2010/12/ikinci-yeni.html"&gt;özellikle de sezonun ilk yarısı Quaresma'lı sol kenardı.&lt;/a&gt; Dolayısıyla Beşiktaş'ın oyunun kenarlardan hazırlığa ve hızlanmaya, merkezden ise hareketlenmeye ve bitiriciliğe dayalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek kalite ikinci forvet/forvet arkası oyuncusu, Beşiktaş'ın gücünü ikiyle çarpabilir. Halihazırda takımın en güçlü yanı, kuvvetli orta saha merkezi. Takımın istikrar taşıyıcısı olabilecek olan bu güç, ancak diğer parçaların birbirini tamamlar olması halinde anlam kazanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;10- Bobo ve Nobre yok, Pektemek var. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;a href="http://noatsamisa.blogspot.com/p/sozluk.html"&gt;Poacher&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; olsa mı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hugo Almeida iyi bir modern santrafor, fakat Beşiktaş'ın bir klasik golcüsü olsa çok daha iyi olabilirdi. Kenar adamlarının forvet koşusu eksiği, şu sıralar yeniden çıkış yapan ve tek santrafor üzerinden kendini yenileyen klasik golcülerin (Falcao, Sow, Hernandez gibi) Beşiktaş'ta da ortaya çıkmasına imkan tanıyabilir. Eğer böyle bir poacher kadroda bulunsaydı, belki Forlan bu açıdan doğru isimdi, Simao - Quaresma birlikteliğinin düşük skor verimi ve ikinci forvet oyuncusunun takım savunmasında ve oyun organizasyonunda açtığı gedik, sıfır hatayla kapanabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu halde Beşiktaş'ın Bebe ve Mustafa gibi yardımcı hücumculardan, Hilbert ya da Holosko'dan ekstra skor katkısı alması gerekecek. Sonuçta geçen sezonun ana problemi olan hücum verimsizliğine ilişkin ciddi bir çözüm geliştirilmiş değil. Elde daha makul bir oyun planı ve daha gerçekçi, emek ürünü hamleler olacak. Kadro derinliğinin artmış olması da bir artı sayılabilir. Sağ bek bölgesindeki belirsizliğin, takımın ilk on probleminden biri olmadığı kanaatindeyim. Bunun yerine daha az hata, kadronun ederinin sahaya yansımasını sağlayabilir. Bu da ne getirir, hep beraber göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;02.07.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-8366369177497737147?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/8366369177497737147/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=8366369177497737147&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/8366369177497737147'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/8366369177497737147'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/07/besiktasa-gecen-sezonun-miras-ya-da.html' title='Beşiktaş&apos;a Geçen Sezonun Mirası ya da Reddi Miras Hakkı: 10 Madde, 10 Sonuç'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-UYv0SgkUO2s/Tg8PfNv6JwI/AAAAAAAACDo/choa-RJbhbs/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-4261760567640214778</id><published>2011-06-25T02:53:00.003+03:00</published><updated>2011-06-25T03:23:54.720+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ada Futbolu'/><title type='text'>Yirmi Altıncı Adam, Yirmi Yedi, 28, 29...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-Ngb1lUKAA5Y/TgUkuOGB1OI/AAAAAAAACDY/5UNv-sSLxP4/s1600/boasvillasshirt_2613188.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 212px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-Ngb1lUKAA5Y/TgUkuOGB1OI/AAAAAAAACDY/5UNv-sSLxP4/s400/boasvillasshirt_2613188.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5621940086317896930" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Andre Villas-Boas, eski patronu Jose Mourinho'nun gölgesinin artık biraz daha dışında. Eğer hit antrenörler arasında bir çeşit, WTA'vari sıralama yapacak olursak, AVB'nin Chelsea'ye attığı imzayla dünyanın zirvesine daha da yaklaştığını iddia edebiliriz. Beşinci sıra, belki. Henüz, şimdilik. &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/05/andre-villas-suphesiz-special-boas-ve.html"&gt;Fantastik hayat hikayesinde&lt;/a&gt; basamakları başlarda çok hızlı tırmanmıştı, sonra upuzun bir dönem merdiven çıkmak yerine düz ayak yol katetti. Fakat Porto'yla geçirdiği rüya sezon sonrası Chelsea'yle yaptığı senelik beş milyon avro'dan üç yıllık kontrat, onun yeniden tırmandığı anlamına geliyor. Artık bir başka düz yol yok, önünde sadece zirveye giden merdivenler var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Profesyonel futboldan gelenler, henüz 34'ünde olan AVB'nin yürüdüğü düz yolu yeşil sahada katediyor. Bobby Robson'ın komşusu olma şansı ise zirve futbolculardaki ikamesi ise doğuştan gelen yetenek olarak görülebilir. Şartların eşitlenmesi için milyonda bir şans ve on beş sene gerekti ki, bu da aşağı-yukarı bir futbolcunun iyi performans gösterebildiği ortalama periyottur. Futbolcular sahada iyi para kazanırken, AVB'nin geçen yıllarda kazanmadığı paranın yerine tarihin en yüksek tazminat bedeli olan on beş milyon avro konuldu. Yani şartlar ve şanslar neredeyse eşit, başarıya giden en kestirme yolu bilen -ister futboldan gelsin, ister gelmesin- talep görür, çok para kazanır, zirveye tırmanır. Fakat aslında kimin zirveye tırmandığı, futbolda çokça tartışmalıdır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;" class="lingo_region"&gt;''İnsanların  hakkımda bilmeleri gereken başlıca önemli şey, ben oyunu tek kişinin  şovu olarak görmüyorum. Benim oyuna bakışım, fikirlerin kolektif biçimde  bir araya gelmesi ve iyi oyuncular üzerine. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tek kişiden [futbol adına] bir şey beklenmemeli. Bizden, herkesin birlikte olduğu ve  taraftarların bu birlikteliğe katıldığı, motivasyonunu insanlarda  heyecan uyandırmaktan alan dinamik bir grup yaratmamız beklenmeli.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Andre Villas-Boas, Chelsea'ye attığı imza sonrası...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sözleri daha evvel söylediği, ''&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ben üstün yetenekli oyunculardan   yararlanan normal bir antrenörüm, yeni Special One değilim. Bir gün   gelecek bu denli yetenekli oyunculara sahip olmayacağım. Belki de o  zaman Shit One olurum!''&lt;/span&gt; sözleriyle birlikte okumak gerek. Meziyetleri gibi, bu demeçler de kesinlikle sıradışı. Bu denli net, aykırı ve vurucu cümleleri bir başka antrenörden duymak için epey beklememiz gerekebilir. Tarihin sayfalarını karıştırmak da pek işe yaramayabilir. Zira futbol, sıklıkla tek adamın şovuydu. Odağı oluşturan antrenörden önce, sahadaki üstün nitelikli futbolcuydu. Maradona, Pele, Cruyff'lar herkesçe bilinir, fakat onların oynadığı altın takımlardan fazladan iki futbolcu sayabilenlerin sayısı, ancak yüzde 10'a varabilir. Andre Villas-Boas ise açıkça bunun karşısında. Her oyuncuyu ekibin bir parçası gibi görürken, bu ekibe kendisini ve teknik ekibin geri kalanıyla birlikte yönetim ve taraftarları da ekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu demeçler birer iletişim kolaylaştırıcısı, politika olabilir; pek tabii. Fakat onun Porto'daki uygulamaları, demeçleriyle parelel seyretti. Oyuncularından onun bir protagonist olmadığını kanıtlarcasına arkadaşça övgüler aldı, sürekli karşılaştırıldığı Mourinho gibi epik destek mesajları değil. Aralarındaki farka rağmen, her ikisi de bugün başarılı durumda. Biri neredeyse her zaman kazanıyor, diğeri ise yakın zamanda pek çok şey kazandı. Nitekim aralarındaki farklara rağmen aldığı sonuçlar yakın ve sözkonusu demeçler oyunun özüne yönelik olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basitçe, eğer yanındaki ve arkasındaki oyuncular onu topla buluşturmasalar Burak Yılmaz bu sezon on dokuz gol atamazdı. Eğer Burak Yılmaz doğru yere koşmasa, yanındaki ve arkasındaki takım arkadaşlarının attığı paslar asist yazılmazdı. Daha da basitçe, ince iplerin birleşiminden elde edilen urgan, ince iplerin gücünün toplamından daha dirençli olur. Yakın savaştaki kılıç - kalkan ikilisi gibi, go oyununda olduğu gibi. Biraz karmaşık şekilde ise 1 + 1 &amp;gt; 2 eşitsizliği, futbol sahasında sıklıkla geçerlidir. Burak Yılmaz ve Selçuk İnan'ın toplamı, bu sezon Burak + Selçuk'tan fazlası etti ki, sadece bu da değil; Burak'ı itekleyen Şenol Güneş'i yazar isek, yine tam olmasa da tablo tamamlanabilir. Tablonun tamamlayıcısı olan dış faktör, AVB'nin de ''doğru beklenti'' olarak gördüğü şey olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Josep Guardiola'nın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Cruyff'la birlikte beni en çok etkileyen kişi''&lt;/span&gt; dediği İspanyol hoca Juanma Lillo, bu konuda en değerli cümleleri sarfeden kişi olabilir: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''...Futbolcularımı ne oldukları ve ne yaptıkları konusunda bilinçlendirmek istiyorum. Bu sadece oyunla değil; insanla, her şeyle alakalı. Hiçbir şey bağlamdan ayrı tutulamaz. Nasıl yaşıyorsunuz, nesiniz, ilişkilerinize ne kadar önem veriyorsunuz, tutumlar, etkileşimler... tüm bunlar takımın nasıl oynayacağını etkiler. Bizim toplumlarımızda çok sayıda öğretmen var, ama az sayıda eğitmen, az sayıda yönlendirici var. İspanyol yazar Francisco Umbral'ın dediği gibi, insanlar her gün daha kalifiye ama daha az eğitimli oluyorlar. MBA yapıyorlar, ama hayatlarında karşılaştıkları basit problemleri çözemiyorlar. Olaylara başkalarının gözünden bakamıyor, empati kuramıyorlar. Akademik öğretim, insanları robotlaştırıyor. Bizim işte ise empati hayati önem taşır. Bir insan olumlu bir çevrede olduğunda çalışma şartları ne olursa olsun, kötü çevrede olandan daha iyi performans gösterebilir. Oyuncularınızı göremedikleri şeyler hakkında bilinçlendirmeli, farkındalık yaratmalısınız. Ama bu da yetmiyor, takımca futbol oynamak günden güne zorlaşıyor. Çünkü toplum, insanı bireyselliğe itiyor. Futbolsa kolektif bir oyun ve böyle işlemek zorunda. Herkes kendine has bir oluşa sahip olsa da siz ilişkilere ve birlikteliğe destek vermelisiniz.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-ppAVUiGb-Us/TgUmkFyJD0I/AAAAAAAACDg/92792gQegDQ/s1600/lillo%2B-%2Bpep.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 322px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-ppAVUiGb-Us/TgUmkFyJD0I/AAAAAAAACDg/92792gQegDQ/s400/lillo%2B-%2Bpep.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5621942111311564610" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lillo ve Pep:&lt;/span&gt; Juanma Lillo, Guardiola'nın Meksika günlerinden hocası ve Barcelona'da göreve başladığı ilk zamanlarda akıl hocasıdır. Aradan vakit geçer, zalim kader ağlarını örmüştür. Guardiola'nın Barcelona'sı, Almeria'ya sekiz atar ve Lillo kovulur. Günümüzün en geçerli formasyonu olan 4-2-3-1'i icat eden ve ilk uygulayan kişi sayılan ''İspanya'nın Yılmaz Vural'ı'' Juanma Lillo, halen işsiz.  Fotograf da tahmin edileceği üzere bu maçtan...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Juanma Lillo, futbolun gerçek kaybedenlerinden ama şu cümleleri kazananlardan okumak mümkün değil. Orijinal şeyler söyleyebilen Cruyff, Menotti ve Mourinho gibilerden fazlası bu paragraf içerisinden seçilebilir. Bunların içerisinden Lillo'nun &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''eğitim''&lt;/span&gt; vurgusu, belki de en önemlisi ve bu da Villas-Boas'ın da alamet-i farikası. Çünkü bu sezonki Porto'ya baktığımızda bolca doğaçlama ve serbestiyet gördük, üstü Mourinho'dan tamamen zıt şekilde. Bundan dolayı AVB'nin futbol fikrine &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''daha atak''&lt;/span&gt; etiketi yapıştırılabilir, ama daha evvel vurgulanması gereken, Porto'daki özgürlük olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyuncudan kendisi için ölüme gitmesini istemiyor, fakat canayakın iletişim yoluyla özellikle hücum oyuncularının sahip oldukları tüm meziyetleri sergilemesini sağlıyor. Hatta sahip olduğu formasyon neticesinde bazen oyuncunun meziyetleri hakkında oyuncudan fazlasını bilebiliyor. Futbol fikrini anlatırken yaptığı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''iyi futbolcular''&lt;/span&gt; vurgusu da bu tespit ile birlikte okunabilir. O halde bir cevap daha alıyoruz, insan yönetimi yoluyla kazanılacaklar tek değil. Motivasyonun birden fazla yolu var. Bu, kaba şekilde ekstra çaba sağlayabilir ya da AVB'nin gösterdiği şekilde atıl kalanı dışarı çıkarabilir. Geri kalanını da eğitimin kalan kısmı ve öğretim tamamlar, zira onun &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.bragafut.com/artigos/art18.pdf"&gt;rakip takımlara ilişkin hazırladığı maç raporları&lt;/a&gt; eşsiz. Lakin yalnız oyuncu motivasyonu da değil, AVB'ye göre bu ekibin kendisinden sonrası da var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elindeki oyuncular yüksek kalitede oldukça, onların sahip olduklarının en iyisini sahaya koymalarını sağlayacağını tahahhüt eden hayatı gibi fikirleri de futbol için sıradışı sayılması gereken bir adam var karşımızda. Üstelik bunun da yetmeyeceğini, söz sahibi tüm bireylerin ortak akıl ve uzlaşı üzerine hareket etmesi gerektiğini söyleyen biri. Yeni transferin takımın yıldız oyuncusu olmadığı söylemesi gibi, ödenen yüklü tazminata karşın işaret ettiği büyük takımın yalnızca bir parçası olduğunu söylüyor. Bir takım Premier League'de 25 oyuncudan oluşur, fakat AVB kendisini 26'ya yazdıktan sonra devam ediyor. 27, 28, 29... 34... 45... belki daha da fazla. Hepsini birleştirmekten söz ediyor ve bunun yalnızca futbolla ilgili olduğunu söylemek saflık olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat kimse denizdeki fırtınalarla ilgilenmez, bu yalnızca sizin maceranızdır. Diğerleri için önemli olan, geminin limana ulaşması. Uzun süren bir sezonda kötü şans, hakem hatası, bir aksi sakatlık hedefi ıskalamaya sebep olabilir; hele ki Chelsea gibi hedefini tüm kulvarlarda en iyi olmak üzerine kurmuş bir takımda. Katiyetle hataya yer yoktur. Roman Abramovich bugüne kadar antrenörler için £57 milyon tazminat ödedi. Kimisi sözleşme feshi için kulüplere, kimisi antrenörlere. Her ne kadar on yedi yıldır mutfakta olan biri için hiçbir görev erken olmasa da bu bedel Villas-Boas için bir kez daha artabilir, ki henüz sezon bitmeden dahi mümkün. Ama onu başa getirmek, belki de en risksiz tercih. Her şey bir yana, bu sezon Chelsea'yi izlemek, daha önce hiç olmadığı kadar heyecan verici olabilir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Kaynakça: Skysports, Sid Lowe, Blizzard Dergisi, Que.es&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/05/andre-villas-suphesiz-special-boas-ve.html"&gt;Andre Villas ''Şüphesiz Special'' Boas ve Gölgenin Ardındaki Porto ya da Shit One!&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25.06.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-4261760567640214778?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/4261760567640214778/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=4261760567640214778&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/4261760567640214778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/4261760567640214778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/06/yirmi-altnc-adam-yirmi-yedi-28-29.html' title='Yirmi Altıncı Adam, Yirmi Yedi, 28, 29...'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Ngb1lUKAA5Y/TgUkuOGB1OI/AAAAAAAACDY/5UNv-sSLxP4/s72-c/boasvillasshirt_2613188.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-8389895062569062163</id><published>2011-06-21T19:54:00.002+03:00</published><updated>2011-06-21T20:07:45.682+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Bebe'ye Baba Şefkati Gerek</title><content type='html'>Aslında Beşiktaş'ın yeni forveti Bebe ve transferi üzerinde yazmayı düşünmüyor, bu ikircikli meseleyi uzatmak istemiyordum. Bu konu, yakın zamanda yazdığım &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/06/jorge-mendes-bataklg.html"&gt;menajer Jorge Mendes ve Beşiktaş ilişkisine dair yazıya&lt;/a&gt; eklemlendiğinden, aynı şeyleri tekrar etmenin anlamı olmayacaktı. Fakat son günlerde elime ulaşan iki yazı, fikrimi değiştirmeme sebep oldu. Hem bunlardan bahsedecek, hem de sözkonusu yazının içeriğinde yanlış anlaşıldığını düşündüğüm bazı noktaların üzerinden geçeceğim.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-Zjci5xtYwkc/TgDLGmvHRtI/AAAAAAAACDI/rSZSqLORMhM/s1600/bebe.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 263px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-Zjci5xtYwkc/TgDLGmvHRtI/AAAAAAAACDI/rSZSqLORMhM/s400/bebe.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5620715649296189138" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Öncelikle, sözkonusu yazıdaki Bebe bölümü ortadadır. Tekrar tekrar okunabilir, orada kastedilen kesinlikle Bebe'nin alakasız şekilde Man Utd'a çakıldığı değil, transfere sürecine ilişkin usulsüzlüklerdir. Bahsi geçen konular Bebe'yle ikinci bir kontratın yapılması meselesi, daha önce çalıştığı menajerin devre dışı bırakılması ve haklarının transferden çok kısa süre önce üçüncü şahsa geçtiği iddiasıdır. Bunlar çeşitli kanıtlarla birlikte İngiliz gazetelerinde yazıldı. Bu konu üzerine Alex Ferguson vaktiyle şöyle konuşmuştu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;SAF:&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Bu konuda ne söyleniyor tam olarak bilmiyorum. Bebe, Guimares'e geldiğinde biz çalışmalarımızı yapmıştık ve izlediğimiz maçlarda gördüklerimiz üzerine kararımızı verdik.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manchester United taraftarlarınca çıkarılan ve ücretli bir yayın olan &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.rednews.co.uk/"&gt;RedNews Fanzine&lt;/a&gt;'in Eylül ayındaki sayısında Bebe transferi üzerine çıkan yazıya bu alıntıyı iliştirmiş ve yazar söze kendisi devam etmiş: ''&lt;span style="font-style: italic;"&gt;...ama onun başka bir kulübe imza atmasını bekledik!?&lt;/span&gt;'' Şöyle ki, Man United'ın Portekiz scout'u (ayrıca Carlos Queiroz'un tavsiyesiyle) Bebe'yi geçen yazdan çok daha önce izleyip kulübe rapor etmesine karşın, oyuncu yaz başında Vitoria Guimares'e bedelsiz transfer yaptıktan iki ay sonra, büyük bir meblağ karşılığında Man Utd'a transfer oldu. Durum bu. Bunun üzerine bazı Man Utd taraftarları &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''...ama Mendes çok büyük kulüplerle çalışan ünlü bir menajer...''&lt;/span&gt; demişler midir, şahsen sanmıyorum. Sonuçta hadisenin sıradışılığı üzerine haberler büyüdü ve bu transfer hem Man Utd'ı, hem de Bebe'yi zor duruma soktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim sözkonusu fanzindeki yazının başlığı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Bebe'yi Zora Koşmak''&lt;/span&gt; şeklinde. Yazıda konunun üç muhatabı da (Man Utd, Bebe ve Mendes) değerlendirilmesine rağmen, odağa Bebe'nin içerisine sokulduğu zor koşullar konulmuş. Diğer yandan, bilindiği üzere United taraftarının yerel kanadı epeydir &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2010/02/krmz-seytanlarn-108-yl.html"&gt;''Love United, Hate Glazer''&lt;/a&gt; kampanyasını yürütüyor. Kampanyanın çıkış noktası, Glazer'ların kulüp üzerindeki hakimiyet sürecinin kulübün geleceği için endişe verici olması. Glazer'lar United'ın hisselerine kredi alarak sahip oldular ve bu krediyi kulüp üzerinden geri ödüyorlar. Futbolun hakimiyeti tümüyle profesyonellerin elinde olsa da, Alex Ferguson gibi bir deha işin başını çekmeye devam etse de, futbol harcamaları denk olsa da &lt;span style="font-style: italic;"&gt;(hatta futbolcu maaşı/yıllık gelir oranı en düşük EPL kulübü Man Utd, sadece %46)&lt;/span&gt; ve takım halen katıldığı her kulvarda zirveye oynasa da rahatsızlar. Bu gidişatın doğru olmadığının bilincindeler. Çünkü eskisi gibi olmayan şeyler var, mesela yakın zamanda Man Utd'ın transfer stratejisi radikalleşti. Tekrar satışa olanak vermeyen hiçbir transfer yapmıyorlar, asla belli bir yaşın üzerinde oyuncu almıyorlar. Çünkü kulübün finansal düzeni hassas dengelere bağlı ve aynı zamanda daima yarışmacı kalmak niyetindeler. Yaptırım gücü olan taraftar, takımın zirve iddiasının azalmasından duyacağı endişenşn neticesinde yapılan harcamalara karşı eskisinden daha hassas.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Transferin Bebe tarafı ise transfer hikayesinden dolayı zorda kaldı. Önyargı oluştu, üstelik Bebe fiziken yetersiz haldeydi ve uzun süre reserv takımla dahi maçlara çıkamadı. Kendisine özel hazırlanan dayanıklılık ve devamlılık idmanlarını yaptı. Sözkonusu yazı, hikayenin bu noktası üzerine odaklanarak sonuçlandırılmış:&lt;span style="font-style: italic;"&gt; ''Her ne olmuş olursa olsun, bu transfer hesapsızca yapılmış ve çok para ödenmiş olarak görünüyor. Bazılarımız değişen transfer stratejimizin genç oyuncuların gelişimine yönelmesinden memnun ve onların çalışarak yükselişini görmek istiyorlar, ama nihayetinde elimizde çok sayıda tecrübesiz ve zamana ihtiyacı olan oyuncu olabilir. Bebe gibi zor durumda kalabilirler. Daha alt seviyede gelişebilecekken, bu seviyede başarısız olmaları gelecekleri adına onlar için kötü olabilir. Bu durum beni, Alex Ferguson'un kariyerinin son demlerinde bu yeni transfer yolundan etkileneceği hususunda endişelendiriyor.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta Bebe kötü bir başlangıç sezonu geçirdi, sivrilemedi ve sezon sonunda kiralandı. Man Utd ise yazarın endişelerini bu sezon için haksız çıkararak ligdeki 19'uncu şampiyonluğunu kazandı ve CL'de final oynadı. Yazının son cümleleri ise üçüncü muhatap ile ilgili:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;''En azından, her zamanki gibi bir kazanan var, nihai sonuç ne olursa olsun. Bebe sözleşme imzalarken, 'Jorge Mendes bana Man Utd'ı seçmemi tavsiye etti.'' demişti. Jorge Mendes, çalan telefonunda Man Utd'dan birilerinin adını gördüğünde Macarena dansı yapmaya başlamalı.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu yazan kişi, transfer dinamiklerinden ve ticaretten anlamamakla eleştirilmiş midir, bilemiyorum. Sanırım insanların büyük çoğunluğu, kör göze parmak hükmündeki sıradışılıkların farkında. En azından yeni şeyler gördüklerinde tepki verebiliyorlar. Bu bağlamda bir yeni haber elime geçti. Haber, geçtiğimiz Nisan ayında &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.futebolfinance.com/o-novo-fundo-de-investimento-de-jorge-mendes-e-peter-kenyon"&gt;Portekiz kaynaklı bir futbol finans sitesince&lt;/a&gt; geçilmiş. Araştırınca, bu konuyu daha evvelinde &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.bbc.co.uk/blogs/davidbond/2011/03/can_football_authorities_keep.html"&gt;BBC'den David Bond'un da yazdığını&lt;/a&gt; gördüm. İki haber de &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.kap.gov.tr/yay/Bildirim/Bildirim.aspx?id=138035"&gt;Hugo Almeida'nın haklarının %45'ini elinde bulunduran&lt;/a&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Quality Sports Investments LP&lt;/span&gt; fon şirketiyle ilgili. Oluşturulan sisteme dair detaylar şöyle sıralanmış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- Jorge Mendes ve Peter Kenyon ortaklığında kurulan şirket Amerika, Avrupa ve Orta Doğu'da en az 15 katılımcı, iş adamı aranıyor. Katılımcılardan fona minimum £1 milyon yatırmaları isteniyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- Şirket bir vergi cenneti olan Jersey Adası'nda kurulu. İştirakçilere düşük vergi garantisi sunuluyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- Şirket, ilk üç ila beş yıl için katılımcılarına en az %10 kar sözü veriyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- Şirket, ana hat olarak fon iştirakinin yasal olduğu(?) üç ülkede (Portekiz, İspanya ve Türkiye) iş yapacak. Yükselen oyuncuların Avrupa'nın zirve kulüplerine transfer yapmasına çalışılacak. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Net olarak her iki haberde de Türkiye adı geçiyor. Bu haberler üzerine ortada fol yok, yumurta yokken herhangi biri &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Muhammed Demirci Fona Satılacak!''&lt;/span&gt; diye haber yapabilir, çünkü elde malzeme var. Birincisi Muhammed gerçekten çok yetenekli biri, ikincisi ise koskoca futbol dünyasından üç ülke seçilmiş durumda ve Beşiktaş, halihazırda aynı fon şirketiyle iş yapıyor. Beşiktaş kulübü sözkonusu haberi yalanlasa da şartlar her açıdan bu anlaşmaya yatkın, ileride yeni gelişmeler olacak ya da kokusu çıkacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu hikayede benim eleştirdiğim, esas odaklandığım nokta, Beşiktaş'ın yalnızca 20 oyunculuk bir portföyden sahip olabileceği 10 yabancının 6'sını seçmesidir. Tüm bu yazıların sebebi, bu durumun saçmalığı ve yanlışlığı üzerinedir. Genelde &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''...ama iyi oyuncu!''&lt;/span&gt; iddiasıyla yapılan transferlere destek çıkılıyor, lakin kimse bu futbolcuların kötü olduğunu söylemiyor. Mesele, bugün Beşiktaş'ın Arda Turan'ı transfer etmesi olasığının saçmalığıyla aynı. Arda Turan çok iyi oyuncu, ama Beşiktaş'ın kanatlarında iki çok iyi oyuncu var. Ya da Beşiktaş Ernst ile şampiyon oldu, fakat farkedilmeli ki Fernandes , Ernst'le çok az ortak yönü olan bir oyuncu... gibi, örnekler çoğaltılabilir. Tayfur Hoca'nın kapalı kutu durumu da dengesiz kadro yapılanmasının sezona yansıtacaklarına daha kuşkulu bakmaya neden oluyor.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-l5RCCIM5-aw/TgDLh32jcRI/AAAAAAAACDQ/oyorf3dPt1c/s1600/PA-Photos-t_Man-Utd-Wolves-Carling-Cup-Chicharito-Hernandez-Bebe-photos-football-2710d.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 266px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-l5RCCIM5-aw/TgDLh32jcRI/AAAAAAAACDQ/oyorf3dPt1c/s400/PA-Photos-t_Man-Utd-Wolves-Carling-Cup-Chicharito-Hernandez-Bebe-photos-football-2710d.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5620716117747265810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Diğer yandan, uygulanan politikaya ilişkin komplo'vari kuşkuları artıran olaylar var. En basitinden, bahsi geçen tüm bu fon anlaşmaları ve transferler Beşiktaş'ın yararına olacaksa, hiçbir şeyi saklamanın anlamı yokken bazı bilgilerin gizli kalması. Cengiz Zülfikaroğlu'nun ağzından yazılan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Valencia, oyuncuyu 3 yıllık opsiyonlu Beşiktaş’a kiraladı. Bizim bilmediğimiz başka birşey mi var, o konuyu da araştırıyoruz.''&lt;/span&gt; sözleri epey ilginç mesela. İki yıl sonra kontratı biten oyuncu nasıl üç yıllık kiralanıyor ya da üç yıllık kiralama nedir, pek anlaşılır değil. Valencia'nın isteği üzerine 1 Temmuz'da açıklanacak deniyor, Fernandes gazetelere konuşuyor ve &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/05/fernandes-transferi-hakknda.html"&gt;şu %50'lik hisse meselesine dair&lt;/a&gt; yeni bir gelişme yok. Diğer yandan Cristiano Ronaldo ülkeye geliyor, Demirören'le kurduğu iş ortaklığının neticesinde Demirören AVM'yi ziyaret ediyor. Akla takılıyor, acaba bahsi geçen 15 yatırımcıdan biri de Yıldırım Demirören olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nereye otel, nereye AVM yapılıyor; bunun Beşiktaş'ı ilgilendiren bir yanı yok elbette. Ama kulübün muhtemel nakit sıkıntısı neticesinde dün yeni bir %2.5'luk hisse satış kararı duyuruldu. Aynı Beşiktaş, devre arası 2 milyon avroluk bir nakiti sözkonusu fon şirketinden alarak Hugo Almeida transferini kasadan hiç para çıkmadan gerçekleştirmişti. Bu konuya ilişkin henüz yaz transfer dönemi başlamadan evvel bir tahminim olmuştu. Ya Almeida  satılacaktı, ya Beşiktaş aynı adamlarla daha çok iş yapacaktı; ya da her ikisi birden. Hangisinin gerçekleştiğini hep birlikte izliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş kulübünün Almeida transferinden kara geçmesi için iki olasılık var. İlki elbette oyuncunun satışı. İkincisi ise oyuncunun da katkısıyla sportif başarı yoluyla para kazanılması. Bu ikisi de mümkün olmadığı takdirde, fon anlaşması tümüyle fon şirketinin lehine ve benim de tüm çekincem, Beşiktaş'ın sportif başarıyı üretecek yapıdan yoksun olması ve bu yönde atılan adımların, yine beklenen sonucu vermeme ihtimalinin fazlalılığı üzerine. Her mağlubiyet sonrası ağlama duvarı seanslarının bir anlamı olması için, her gün bir fikre sahip olmak şart. Basketbol şubesi neden bu halde, sorusunu &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.burasikapali.com/2011/sponsordan-once-haysiyet-lazim/"&gt;şu olaydan sonra&lt;/a&gt; sezon içerisinde sormanın anlamsızlaşması, bir diğer önemli nokta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toparlarsak, yeni transfer Bebe, burada nispeten sağlıklı bir ortam bulabilir, en azından başlangıçta. Manchester'da işler en baştan sıkıntılı idi, burada ise sıfır baskı ile işe başlayacak. Man Utd'dan onay alan ham yeteneklerini sergilemeye başlarsa ne ala; hem Bebe kazanacak, hem de Beşiktaş. Ama işler yine kötü giderse, Bebe'nin kariyeri üzerine kalın bir çizik atan bıçak, Dolmabahçe ahalisinin elinde kalabilir. Başlangıçta biraz baba şefkati gerek, sonrası oyuncuya bağlı. Onun performansı, Beşiktaş - Jorge Mendes - Fon ilişkisinin de gelecekteki gidişatını belirleyebilir. Bebe'nin kiralık sözleşmesine konulan opsiyonun bir kısmı, iyi performansı halinde fon tarafından karşılanabilir ve oyuncunun yeniden satışı, bu yatırımı yapanların hayalini kurduğu şey olmalı. Bu halde üç taraf da kazanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21.06.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-8389895062569062163?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/8389895062569062163/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=8389895062569062163&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/8389895062569062163'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/8389895062569062163'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/06/bebeye-baba-sefkati-gerek.html' title='Bebe&apos;ye Baba Şefkati Gerek'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Zjci5xtYwkc/TgDLGmvHRtI/AAAAAAAACDI/rSZSqLORMhM/s72-c/bebe.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-2920909721687224335</id><published>2011-06-20T16:12:00.003+03:00</published><updated>2011-06-20T16:32:02.403+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya&apos;nın Futbolu'/><title type='text'>Kevin Muscat</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-K0KhqcZLrZs/Tf9Jde5etzI/AAAAAAAACDA/Q8gyTlk_obg/s1600/cat.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 395px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-K0KhqcZLrZs/Tf9Jde5etzI/AAAAAAAACDA/Q8gyTlk_obg/s400/cat.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5620291630840854322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Neyse ki, sonunda futbolu bırakmış. Bu yüzyılın başında onun İngiltere'de estirdiği terör, 11 Eylül ve sonrasındaki dalganın futbol versiyonu sayılabilir. Craig Bellamy'nin ilk ağır sakatlığına Muscat neden olmuştu, dizine kramponlarını geçirerek. Sonra uluslararası bir krize dönüştü, Dugarry'nin ayağını eline veriyordu. Ashley Young &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.dailymail.co.uk/sport/football/article-1319354/England-star-Ashley-Young-ready-wing-international-boss-Fabio-Capello.html"&gt;açıkladı&lt;/a&gt;, Watford'daki ilk maçında karşısında olan Muscat &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Eğer beni geçersen, ayağını kırarım.''&lt;/span&gt; demiş ve buna teşebbüs edip, oyundan atılmış. En kötüsü de eski Doncaster oyuncusu Matty Holmes'u sakat bırakması. Holmes, futbol sahasında Muscat'tan yediği bir tekme sonrası bir dizi ameliyat geçirdi ve sonunda bir ayağı aksak kaldı. Bunlar Muscat'ın yediği büyük haltlar, tabii Rangers günlerinden benim aklımda kalan ve her maç yaptığı irili ufaklı dayak teşebbüsleri vardı. Şahsen Türkçe'deki goygoy kelimesinin Goykoçeya, yani Andoni ''Bilbao Kasabı'' Goikoetxea'dan geldiği iddiasındayım; zira aynı maçta hem Schuster'i, hem de Maradona'yı sakatlamak ancak bir goygoy neticesinde mümkün olabilir! Roy Keane'in dört yıl sonra Haaland'dan aldığı intikam, ayak kıran kasaplar... şiddeti futbolun zirvesinde uygulayıp akıllarda yer edenler az değil. Fakat Muscat kesinlikle ayrı bir yerde, son vukuatı da kendisine dair iyi bir örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/gwHzCtRa2SE" allowfullscreen="" frameborder="0" height="314" width="500"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan, zirve futbol ortamında gördüğüm en edepli ve absürd sertlik Jose Bosingwa'ya aittir. Üstelik faulü Yossi Benayoun yapmış sayılıyor ve serbest vuruş Chelsea'nin. Cüneyt Çakır'ın elit kategoriye yükselmesi üzerine bir de bu videoyu izleyen ''Türk hakemi eyyamcı, Türk hakemi şu, Türk hakemi bu... Cemaati'' ise sanırım ağır panikte:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/QA8180zt-xQ" allowfullscreen="" frameborder="0" height="314" width="500"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Futbol bir kurgunun sınırlarını çizdiği bir oyun. Aldatma ve sertlik var oldu, şüphesiz oluyor ve olacak. Her şeye rağmen steril bir futbol ortamı uzak olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kaynakça: theage.com.au&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20.06.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-2920909721687224335?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/2920909721687224335/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=2920909721687224335&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/2920909721687224335'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/2920909721687224335'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/06/kevin-muscat.html' title='Kevin Muscat'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-K0KhqcZLrZs/Tf9Jde5etzI/AAAAAAAACDA/Q8gyTlk_obg/s72-c/cat.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-7252521313430660724</id><published>2011-06-18T17:45:00.000+03:00</published><updated>2011-06-18T17:46:07.392+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ada Futbolu'/><title type='text'>Expelliarmus Harry vs. Modric</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-cdow8-ORdp0/Tfy3ISkZLcI/AAAAAAAACC4/czQWG4s7TW8/s1600/modric.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 256px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-cdow8-ORdp0/Tfy3ISkZLcI/AAAAAAAACC4/czQWG4s7TW8/s400/modric.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5619567788102856130" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Luka Modric şu sıralara Premier League'in transfer gündeminin zirvesinde. Menajeri aracılığıyla Chelsea'nin £22 milyonluk teklifinin basında yer almasından sonra, ilk olarak hocası Harry Redknapp konuştu ve  &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''&lt;/span&gt;&lt;span class="status-body"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Modric satılık değil, £22 milyonluk teklif komik. £20 milyona transfer yapıp da Luka'nın ayakkabılarını bağlayamayacak topçular var.''&lt;/span&gt; dedi. Akabinde transfer hikayesinin birinci muhatabı Modric ise &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Chelsea'ye gitmek isterim. Her sene CL'e katılan ve CL dahil, tüm kupaları kazanmak için hevesli olan, dünyanın en büyük kulüplerinden biri onlar. (...) Tottenham'ı seviyorum, onlar da beni seviyorlar ama kariyerim için en iyisini düşünerek dostça ayrılmak istiyorum.''&lt;/span&gt; sözleriyle tavrını net olarak ortaya koydu. Bu demeç sonrası işler karışınca Tottenham başkanı Daniel Levy araya girdi ve takımın kurulu olduğu iskeletten hiçbir oyuncuyu satmayacaklarını söyledi. Chelsea'ye ya da bir başkasına, zira Man Utd ve Man City'nin de Modric ilgisi biliniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Luka Modric'in adı epeydir dünyanın en iyi futbolcuları arasında anılıyor. Bu blogda da onun adı geçeli dört yıl olmuş, o vakitler henüz Dinamo Zagreb'in oyuncusuydu. Bugün en iyi 100 oyuncu gibi listeler yapanların Modric'i atlaması mümkün değil, Orta Avrupa'dan çıkan üstün nitelikli her orta saha oyuncusu gibi, onun lakabı da Küçük Mozart. Sol kenarda, orta sahada, forvet arkasında ve tanımlanan her görevde oynayabiliyor. Top kullanma becerisinin yanı sıra topu taşıma ve yaratıcılık yetileri de olağanüstü. Zayıf görünen fiziğine rağmen kısa sürede Premier League'e adapte oldu ve geçen üç harika yılın sonunda daha yüksek bir klasmanın oyuncusu olmak için terfiye hazırlanıyor. Bu transferi iç piyasa dinamikleriyle değerlendirecek olursak, ki kısa süre önce genç oyuncular Phil Jones ve Jordan Henderson £20 milyona yakın bedellerle transfer yaptılar, Redknapp bir ölçüde haklı olabilir. Spurs'ün Modric'in yerini doldurmalsı imkansıza yakın, bu durum Modric'in bedelini üst limite çıkarıyor; fakat rakam tartışmasından ziyade işin sulh yoluyla hallolması için ilk teklifin muhakkak artması gerektiği kesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tottenham aslında bu yazın hevesli satıcılarından biri olmak niyetindeydi. Mayıs sonunda basına sızan gözden çıkarılanlar listesi, pek çok başaltı ve orta ölçekli kulübün iştahını kabartacak cinsten: &lt;span style="font-style: italic;"&gt; Heurelho Gomes, Alan Hutton, Sebastien Bassong, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Wilson Palacios, &lt;/span&gt;&lt;span class="status-body"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;David Bentley, Jermaine Jenas, Niko Kranjcar, Jamie O'Hara, Robbie Keane &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="status-body"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ve Roman Pavlyuchenko ya da Jermain Defoe.&lt;/span&gt; Bu oyuncuların her birine güzelleme yazılabilir, tamamı zirve performanslarının altında sezon geçirmiş olsalar da ehil ellerde ve uygun ortamlarda uçabilirler. Hatta kimisi Harry Redknapp'in prensiydi, ama işler iyi gitmedi. Takım CL'e katılamayınca bu oyuncuların maaş yükü eksiye geçti ve başkan Levy, bu yaz üç çok iyi oyuncu daha isteyen Redknapp'le yeniden düzenleme için anlaştı. Aslında Harry Redknapp'ten oyuncu almak zordur, nitekim &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2010/11/harry-basit-redknapp.html"&gt;futbol kafası epey farklı çalışır.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Redknapp'in metodlarına ilişkin dışarı yansıyan en ilginç olay, Tottenham'ın başına geçtiği ilk zamanlarda Liverpool'la oynadıkları maçta gerçekleşmişti. Devreye yenik giren Redknapp, ikinci devre orta sahadan bir oyuncuyu çıkarıp Pavlyuchenko'yu oyuna sokarak maçı çevirmiş, uzatmalarda gelen Pavlyuchenko golüyle üç puanı almıştı. O günlerde takımın kovulan menajeri Juande Ramos'un gitmeden evvel, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Bent ve Pavlyuchenko çift santrafor oynayarak takıma faydalı olamıyorlar.''&lt;/span&gt; sözü akıllardaydı. Bu tespit, Liverpool maçının basın toplantısında Redknapp'e soruldu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Soru:&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ex-manager Ramos'un ... şeklinde bir açıklaması olmuştu, ama siz Roman Pavlyuchenko - Darren Bent ikilisiyle maç çevirdiniz. Devre arası oyuncuya neler söylediniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Redknapp:&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Fazla bir şey değil. Zaten İngilizce bilmiyor, tercüman kullanıyor. Tercümana dedim ki, &lt;span style="color: rgb(51, 0, 0);"&gt;'Ona söyle, oraları biraz karıştırsın.'&lt;/span&gt; Roman da kafasını salladı, ama herhalde içinden ''Ne diyor bu da*ya*ak, demiştir.''&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;Redknapp aslında tercümanlardan hiç hazzetmiyor. Oyuncuyla samimi ilişki kurmayı engellediğini düşünüyor, şüphesiz haklı. Hatta Portsmouth'tayken takımın büyük çoğunluğunu oluşturan yabancı oyunculardan bazıları, bir yılı aşkın süre geçmesine rağmen hala tercüman kullanmaya devam edince dellenmiş, on altı oyuncusunu dil kursuna göndermişti. Bu oyuncular aslında İngilizce'yi belli bir seviyeye kadar öğrenmişlerdi, ama halen Redknapp'ın Cockney aksanından bir şey anlamayınca tercüman kullanmaya devam ediyorlardı. Üniversite hocası gözetiminde bu futbolculara ''Cockney aksanını anlama eğitimi'' verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Redknapp'i anlamak konusunda bir başka ipucu da bu sezondan. Bu sezonki Liverpool maçından önce de (onu da aynı şekilde geriden gelip kazanmışlardı) Rafael van der Vaart'ın açıklamaları epey ses getirmişti. Yukarıda linkini verdiğim yazıda geçen demecin uzun halini buraya yazayım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Harry çok özel bir adam, Spurs'ü evim gibi hissetmemin de sebebi. Sokaklarda futbol oynamaya geri dönmüşüm gibi hissediyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Burada Real Madrid'de olduğu gibi  taktikler hakkında uzun ve sıkıcı konuşmalar yok. Gerçi soyunma odamızda  bir taktik tahtası var, ama Harry (Redknapp) herhangi bir şey  yazmıyor. Bu beni çok rahatlatıyor. Müdür bize (Redknapp'ten 'gaffer' diye bahsediyor) ısınmaya çıkmadan yirmi dakika önce kadroyu veriyor, sonra benimle birkaç kelime konuşuyor. Sağda oynuyorsun ya da solda oynuyorsun, elinden geleni yap, keyif al, tribünlere en iyi oyununu göster... gibi şeyler. Sonra da savunmacılarımızdan biri geliyor, bana kornerlerde ve serbest vuruşlarda kimi marke etmem gerektiğini söylüyor, hepsi bu kadar.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-3_6N8IJPvzg/Tfy1XD301-I/AAAAAAAACCw/s-C1uQ5R7lw/s1600/harry-redknapp-is-harry-potter.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 264px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-3_6N8IJPvzg/Tfy1XD301-I/AAAAAAAACCw/s-C1uQ5R7lw/s400/harry-redknapp-is-harry-potter.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5619565842832611298" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Harry Redknapp, üst düzey futbolda kalan son eski kafa hoca olabilir. Avrupa'nın geri kalanına baktığımızda İngiliz'lerin tutucu yanı çok daha baskın, onun halen varlığını devam ettiriyor olması ancak bu şekilde açıklanabilir. Metodları işliyor, çünkü üst düzey oyuncuyla aynı frekansı buluyor ve onun sahada en rahat, en güvenli şekilde oynaması adına çok iyi bir iletişim ortamı kuruyor. Yeter ki elinde üst düzey oyuncu olsun, Redknapp ondan en iyi verimi alabileceğini düşünüyor. Portsmouth'ta olduğu gibi Tottenham'da da şişkin kadro kullanmasının, üstün yetenekli oyuncuların ışıldamasının nedeni bu. Bugün de herhangi bir kriter vermeden önümüzdeki sezon zirveye oynamak için üç üst düzey eleman daha istiyor. Yine de sıklıkla sahadaki oyuncuların yeri ve görevleriyle oynayarak maç çeviriyor, maç kazanıyor; ama onun futbolunun ana hattını iletişim ve rahatlık oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakında final filmi vizyona girecek olan bir neslin birlikte büyüdüğü Harry Potter da böyle yapardı. Kriz anlarında sıradışı işler olurdu, ama genelde asgari yeterliliği sağlardı. İçerisinde şiddet barındırmaması nedeniyle favori büyüsü olan expelliarmus'u (silahsızlandırma) her yerde kullanırdı. Gün geldi öldüren lanete bile expelliarmus'la karşılık verdi. Harry Rednknapp'in yaptıkları da buna benziyor. Bir yanda her maça sayfalarca döküman hazırlayan ve oyunculara hafta içi, maç öncesi sürekli bilgi akışı sağlayan Jose Mourinho'nun uç noktasını oluşturduğu Mourinho-esk hocalar grubu, diğer yanda Harry Potter'vari saf iyi niyet ve dostlukla avada kedavra'ya expelliarmus'la karşılık veren Harry Redknapp. Onun iyi dostları ve mutlu yaşayan futbolcuları var, ama hayat sıklıkla fantastik hikayelerdeki gibi ilerlemiyor; nitekim Real Madrid'le oynadıkları seride işler çok kötü gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu demeçler ve fikirler ışığında duruma Modric tarafından bakınca, o da muhakkak Tottenham'daki ortamdan mutlu olmalı. Ama Van der Vaart gibi en büyük baskı ortamını deneyip rahata ermediğinden olsa gerek, daha yukarısı için heyecan duyuyor. Redknapp ise eline gelecek yeni oyuncuları sahada ellerinden gelenin en iyisini yapmaya teşvik etmek için bekliyor. Chelsea ise performans zirvesini gören Essien ve Lampard'ın yerine muhakkak muadilini koymak zorunda. En risksiz seçim de rüştünü ispatlayan Luka Modric. Onun transferi, Scott Parker'a da Tottenham yolunu açabilir. Harry Redknapp ise Portsmouth'taki gibi Tottenham'da da para harcatmaya, daha iyi oyuncu istemeye devam ediyor. Arada da İngiltere ulusal takımı için adı geçiyor, daha doğrusu her milli maç zamanı. İngiliz'lerin tutucu kanadı hortluyor, ''Bizden biri olmalı!'' diyorlar. Zenofobikler tartışmayı radikalleştiriyor. Sular durulunca makul adamlar çıkıyor, verileri ortaya döküyorlar. Takım maç kazanıyor, homurtular kesiliyor. Tabii yalnızca bir süreliğine.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-9F525Qrz5c8/Tfy1W_WZqaI/AAAAAAAACCo/IrtcPY6BqXY/s1600/donkey%2Bspurs.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 233px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-9F525Qrz5c8/Tfy1W_WZqaI/AAAAAAAACCo/IrtcPY6BqXY/s400/donkey%2Bspurs.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5619565841618676130" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Tottenham'ın yeni transferi: Eşek Anapka&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18.06.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-7252521313430660724?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/7252521313430660724/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=7252521313430660724&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/7252521313430660724'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/7252521313430660724'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/06/expelliarmus-harry-vs-modric.html' title='Expelliarmus Harry vs. Modric'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-cdow8-ORdp0/Tfy3ISkZLcI/AAAAAAAACC4/czQWG4s7TW8/s72-c/modric.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-3945003978747648045</id><published>2011-06-02T23:45:00.005+03:00</published><updated>2011-06-03T16:39:02.433+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya&apos;nın Futbolu'/><title type='text'>Jorge Mendes Bataklığı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-rsdnHcGitz4/Tef9xOoot9I/AAAAAAAACCU/XAhOSxuVhqM/s1600/jorge%2Bmendes.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-rsdnHcGitz4/Tef9xOoot9I/AAAAAAAACCU/XAhOSxuVhqM/s400/jorge%2Bmendes.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613734482724566994" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Beşiktaş Jimnastik Kulübü, bugün bir başka Jorge Mendes oyuncusu olan Benfica'lı Sidnei için transfer görüşmelerine başladığını duyurdu. Pek çok kişi gibi oyuncuya şaşırdım, ama arka planı benim için sürpriz olmadı. Gerçek şu ki, Sidnei'in bonservisinin %50'si Jorge Mendes'in Gestifute şirketinde&lt;span style="font-style: italic;"&gt; -diğer yazılan, %70'i Benfica'da ve kalan %30 Brezilya kaynaklı bir şirkette-&lt;/span&gt; Benfica kulübünün transfer yapıldığında &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://web3.cmvm.pt/english/sdi2004/emitentes/docs/FR19610.pdf"&gt;bu yönde&lt;/a&gt; resmi açıklaması var. Diğer yandan &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/05/fernandes-transferi-hakknda.html"&gt;Manuel Fernandes için resmi açıklama yapıldığı günden bu yana&lt;/a&gt; epey zaman geçti, bu transfer hikayesinde halen tek bir yeni açıklama ve gelişme yok. Bekliyoruz. Beklerken de boş durmayalım ve neden bu transfer ilişkilerinin üzerinde neden bu kadar durduğumuzu anlatmak, paylaşmak adına Jorge Mendes Bataklığı'nı anlatalım. &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://acetobalsamico.blogspot.com/2011/03/super-menajerler-zahavi-ve-mendes.html"&gt;Hikayeye şuradan başlanabilir&lt;/a&gt;, zira ben biraz fazlaca ayrıntılara dalacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle hikayenin başlangıcını çok kısa özetleyelim. Bar işletmecisi Jorge Mendes, 1996 yılında ilk işini yaparak girdiği menajerlik piyasasında sahip olduğunu konumu ve nüfuzu zamanla büyüttü. Öyle ki, Mart 2002'de o dönem Portekiz'in en gözde menajeri Jose Veiga'ya posta koyar hale gelmişti. İkilinin iç piyasaya hakim olma savaşını, havaalanında yaptıkları kavgada olduğu gibi Jorge Mendes kazandı ve Portekiz'in altın jenerasyonunu adım adım eline geçirerek büyümeye başladı.  Fakat eti-budu belli olan Portekiz Ligi, hem futbolculara hem de Jorge Mendes'e dar geliyordu. İlk büyük işini 2002 yılı yazında yaptı ve hep birlikte bugüne geldik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2002 yazında İsviçre'de düzenlenen U-21 Turnuvası, bir dönüm noktasıdır. Tribünde oturan Jorge Mendes, yanında konuşulanlara kulak kabartarak muhabbete dalar. İki kişi Hugo Viana'dan bahsediyor ve o yıl, yılın genç oyuncusu ödülünü alacak olan bu wonderkid'i övgüyle anıyorlardır. Akşam için randevulaştığı şahıslardır bunlar, yani İngiltere merkezli Formation menajerlik şirketinin yetkilileri. Görüşmeler orada başlar. Henüz ortada Hugo Viana için resmi bir teklif yoktur, ama Formation şirketi kendi bağlantıları yoluyla oyuncuyu İngiltere'ye getirebileceklerini söyler. Fakat bir şerh koyarlar. Jorge Mendes ülkesindeki piyasayı ele geçirmiş olabilir, ama burada Formation'ın borusu öter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Formation şirketinin patronu Paul Stretford artık devrededir. Dönemin Newcastle çoğunluk hissedarı Freedy Shephard'ın oğlu Kenneth'le yakın dostluğu olan Stretford, onu kullanarak eşeğin aklına karpuz kabuğunu düşürür. Yıllardan bu yana Keegan'lı güzel günleri anıyor olan Newcastle, tavsiye üzerine şef scout'unu ve kendilerine oyuncuyu öneren Formation yetkilisi, eski futbolcu Tony Henry'i Hugo Viana'yı izletmek üzere İsviçre'ye gönderir. Onay verilir ve Hugo Viana, Jorge Mendes'in ilk büyük transfer başarısını olarak £8.5 milyona Sporting'den Newcastle'a geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu transferden kazanılan para £300K'dır. Menajerlik ücreti Formation'a ödenir, ama Stretford sözünü tutarak baştan konuşulduğu gibi parayı ikiye böler. Yarısını kendilerine alır, yarısını Mendes'in şirketi Gestifute'nin hesabına geçer. Bu transfer, bir nevi Formation ve Gestifute'nin yazılı olmayan iş akdidir. İki şirket Nuno Capucho'nun Rangers'a pazarlanmasında birlikte çalışır ve yine parayı kırışırlar. Mendes artık Ada'ya adımını atmış, yağlı müşterilerle dolu bir lige oyuncu getirmeye başlamıştır. Ufak tefek işleri Cristiano Ronaldo transferi izler. Man Utd'dan Sporting'e ödenen £12.2 milyona ek olarak, £1.1 milyon menajerlik ücreti ödenir. Sözkonusu dönemde Man Utd'ın karar alıcılarından biri Peter Kenyon'dur, bunu bir kenara not edelim. Çünkü ileride lazım olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kez para Gestifute'nin hesabına yatar, fakat Mendes artık kartlarını açık oynamaya başlamıştır. Yarıdan az bir meblağı Formation'a havale eder, fakat durum sene sonu United'ın bilanço açıklamalarında ortaya çıkar. Stretford bu durumu üstlemez, üç eksik beş fazla; neticede iyi para kazanıyorlardır. Ama bu olay üzerine ortaklıklarını resmiyete dökmeye karar verir ve iki şirket arasında bir yazılı anlaşma imzalanır. Artık ortaklıkları belgelenmiştir. Ama Jorge Mendes'ten yedikleri kazık bombardımanı, henüz yeni başlıyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey, Chelsea'nin karar alıcısı konumuna geçen Peter Kenyon'un 2004 yazında Chelsea'nin yeni menajerinin Jose Mourinho olduğunu açıklamasıyla tekrardan değişir. Jorge Mendes'in menajeri olduğu Mourinho, ilk transfer sezonunda üç Portekizli oyuncuyu Chelsea'ye transfer eder. Bunlar Carvalho, Ferreira ve Tiago'dur. Tahmin edileceği üzere bu futbolcuların tümü Jorge Mendes'e bağlıdır. Üç oyuncuya ödenen 50 milyon avro bonservisin yanı sıra Chelsea'nin cebinden 2.45 milyon avro menajerlik ücreti çıkar. Mendes, ilk kez tümüyle kendi koşullarıyla yaptığı sözleşmelerin sonrasında Formation'a zırnık koklatmaz. Parayı yeğeni Luis Correira'nın üzerine yaptığı İrlanda merkezli yeni şirkete aktarır, bu transferde Gestifute'nin çalışmadığını göstererek sözleşmeyi delip geçer. Sonradan ortaya çıktığı üzere Formation ve Gestifute'nin Portekiz mahkemelerinde süren bir davası vardır, sebebi bu üç futbolcunun transferinde eski ortak Formation'ın yediği kazıktır. Ortaklık bozulur, çünkü öküz ölmüştür.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-VfEpFT8MCJ0/Tef9xX8eM2I/AAAAAAAACCc/Np7FkKlhhCE/s1600/mendes.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 261px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-VfEpFT8MCJ0/Tef9xX8eM2I/AAAAAAAACCc/Np7FkKlhhCE/s400/mendes.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613734485223682914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sırtını Mourinho'ya dayayan Mendes, kendisini İngiltere piyasasına sokan Formation'ın bir daha yüzüne bile bakmaz. İsviçre'de Hugo Viana'yı birlikte izledikleri Formation yetkilisi Tony Henry sonradan, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Hayatımın iki buçuk yılını Mendes'e verdim, onun için çalıştım. Onu insanlarla tanıştırdım, oyuncularını o kulüplere getirebilmesi için uğraştım. Ama Mourinho gelince kendi başına çalışmaya başladı.''&lt;/span&gt; diyerek yedikleri kazığı anlatıyor. Kısa zamanda Man Utd ve Chelsea'ye birçok oyuncu (ayrıca Anderson ve Nani) pazarlayan Mendes, gitgide portföyünü genişletti. Rusya pazarına da Danny ve Bruno Alves'le el attı. Jose Mourinho'nun Inter'e gidişiyle yeni bir pazar buldu ve son olarak Real Madrid. Bugün dört adet futbolcusu orada, en büyük gelir kaynağı da Cristiano Ronaldo. Zira Mendes, sadece transfer işlemlerini yürüten biri değil. Fiyat listesinde üç hizmet var. Bunların içeriği,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- Futbolcunun kulüple olan görüşmelerini kolaylaştırma&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- Futbolcunun selameti ve kulübün refahı için oyuncunun idmana ve maçlara zamanında gelmesini sağlama, bunun yükümlülüğünü üstlenme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;- Futbolcunun imaj haklarında hak sahibi olma&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şeklinde. Bu üçüne bir de artık yasak olmayan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''X kulübü adına Z kulübüyle olan transfer görüşmelerini yürütme''&lt;/span&gt; menüsünü de ekleyebiliriz, mesela Man United'ın olası De Gea transferinde Mendes'in United adına görüşmeleri yürüteceği yazıldı, fakat bu haberi teyit eden bir yeni habere rastlamadım. Özetle, onun hizmeti diğer menajerlerden pahalı. Eğer Gestifute'yle çalışıyorsanız, daha fazla ödemeye mecbursunuz. Lakin bitmedi, dahası da var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gestifute, büyüdükçe büyüdü. Kolay para kazanma yolunu bulan Jorge Mendes, genişleyen çevresi ve sıfırları artan banka hesaplarıyla artık daha büyük oynamaya başladı ve yalnızca oyuncu transferiyle yetinmez oldu. İngiltere'de üçüncü şahısları oyuncunun değerine hissedar yapmak ya da üzerinde üçüncü şahıs yetkisi bulunan oyuncuları transfer etmek yasak, fakat Brezilya ve Portekiz'de bu durum serbest. Yıllardan bu yana varlığını sürdüren yatırım şirketleri, bu iki ülkenin futbolunda söz sahibi. Bunun yanı sıra Portekiz ve Brezilya arasındaki oyuncu sirkülasyonu, Brezilyalı'ların Portekiz'de sahip olduğu imtiyaz neticesinde çok fazla. Bunun farkına varan Mendes, sahip olduğu nakiti başta Porto olmak üzere scouting sistemi gelişmiş Portekiz kulüplerine yatırmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela, Güney Amerika'dan 10 milyon avroya getirilen bir oyuncu için Porto'ya 5 milyon avro nakit ödedi ve oyuncunun yarı hissesine sahip oldu. Sonradan Porto bu oyuncuyu 30 milyon avroya sattığında 15 milyon avro Mendes'in cebine girdi, üstelik sözkonusu oyuncunun menajeri de Mendes olduğundan bu transferden Porto'dan daha fazla kazandı. Porto'nun elde ettiği ise Mendes'ten gelen nakit 5 milyon avroyu doğrudan maaş ödemesinde kullanmak ve bu yolla denk bütçe oluşturmak. Bu sistem, bugün Porto'nun Europa League Şampiyonluğu'nun arkasındaki en büyük desteklerden biri. Diğer yandan eğer Mendes bu oyuncunun menajerliğini üstlenmese, oyuncunun böylesi yüksek bonservis bedeli görmesi de uzak ihtimal. Geçtiğimiz yaz Man Utd'ın Vitoria Guimares'ten Carlos Queiroz referansıyla transfer ettiği ve Alex Ferguson'un ''bir kez bile izlemedim'' dediği Bebe'nin transferi, Mendes'in menajer olarak yapabildikleri noktasında önemli bir referans.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebe'nin eski menajeri Gonçalo Reis, kendi halinde yerel işler kovalayan biri iken oyuncusunun Man Utd transferi ihtimalinin peşindedir. Ama heyecanı fazla sürmez ve Man Utd'ın kulüple kontak kurmasından çok kısa sonra Bebe'den bir telefon alır: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Gonçalo, artık seninle çalışmıyorum!''&lt;/span&gt; Sonuçta Jorge Mendes sözleşmeyi yırtar, Reis cüzi tazminatını alır. Bebe'nin United'a gidişi artık teminat altındadır. Man Utd, 9 milyon avro öder ve transferi bitirir. Menajerlik ücreti de ödenir, fakat sonradan ortaya çıktığı üzere bu paranın yalnız 5.5 milyon avrosu Vit. Guimares'e gider, kalanı Gestifute'nin olmuştur. Çok kısa sürede yine iş kitabına uymuş ve Mendes, orta sınıf bir Portekiz takımında kadroya giremeyen bir oyuncudan yaklaşık 4 milyon avro kazanmıştır. Bu transferden gelen pis kokular İngiltere'de epey yankı buldu, fakat ortaya yasadışı bir belge koymak kolay değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihayet, artık Beşiktaş'a gelmiş bulunuyoruz, Fakat halen hikayenin sonuna gelemedik. Bu noktada &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.nationalturk.com/besiktas-transfer-fon-sirketi-66192"&gt;NationalTurk'ün haberine&lt;/a&gt; pası atalım. Haberde detaylıca bahsedildiği üzere, Jorge Mendes'in menajerlik işlemlerinin yanı sıra fon aracılığıyla para kazanma yolları Portekiz'le sınırlı değil. İrlanda'da kurulu olan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Quality Football Ireland Limited&lt;/span&gt; şirketi, Hugo Almeida transferinde sözkonusu 2 milyon avroluk bedeli ödeyen kuruluş. Altını eşeleyince ortaya çıkıyor ki, bu şirketin %69'u Amerika merkezli CAA Sports'a ait. CAA Sports da zaten Gestifute'nin ortağı. Pekiyi, 2009 yılından bu yana CAA Sports'un Avrupa bağlantılarını kim idare ediyor? Tanıdık biri, hani Jorge Mendes'in Man Utd ve Chelsea ile olan ilişkilerinde karşımıza çıkan biri vardı ya; ta kendisi: Peter Kenyon.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.sporaktif.com/peter-kenyon-galatasaraya-drogba-hakkinda-rapor-gonderdi--son-dakika-haberi_157459.html"&gt;Şuradaki haber&lt;/a&gt; diyor ki, aynı Peter Kenyon spekülasyonu yapılan Drogba transferinde Galatasaray'ın görüş aldığı kişilerden biri. Öyle ya da değil, fakat şu gerçek ki Adnan Öztürk ve Ünal Aysal vaktiyle Peter Kenyon ismini zikrettiler, hatta kulüpteki profesyonellerden biri olacağı dahi vaat edilmişti. Tüm bu hikayeye Peter Kenyon'un eklemlenmesi, tesadüf olamaz. Yayın ihalesi 324 milyon avroyu bulan Türkiye, işbilmez yöneticileriyle epey iyi bir gelir kapısı olarak görünüyor olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbola akan para arttıkça, paraya doyan piyasa artan parayı başka yollara akıtıyor. Jorge Mendes'in hikayesini bir başarı öyküsü olarak anlatmak kabul edilir bir şey değil, ama şu konumda suçlu olduğunu da söyleyemiyorum. Çok kısa sürede yaratılan akıl almaz bir servet var ortada ve bu servet büyüyor. Kimi kulüpler bu serveti sportif kullanıyor ki, finansal fair-play sonrası bu vakalar daha sık görüleceğe benziyor. Fark, Porto ve benzeri kulüplerin oyuncuları çoklukla kendilerinin bulması ve Mendes'in ve Mendes gibilerin olaya sonradan dahil olması. Diğer yanda Ronaldo'nun telefonunun Demirören'in cep telefonunda kayıtlı olması ve Ronaldo'nun köyü Madeira'ya yapılacak olan butik otel... Beşiktaş'taki işleyiş ise bambaşka. Bunca yazılan ve olan-biten üzerine sormak lazım, Beşiktaş kulübünden herhangi bir yetkili Benfica'nın yedek stoperi Sidnei'i kaç kez izledi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Beşiktaş'taki &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Gestifute&lt;/span&gt;'ye bağlı futbolcular:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Quaresma, Simao, Fernandes, Almeida, (muhtemel) Sidnei&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://acetobalsamico.blogspot.com/2010/09/ahmet-bulut-gil-marin-mendes-arda.html"&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Bulut - Gil Marin - Jorge Mendes - Arda Turan &amp;amp; At. Madrid&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/05/fernandes-transferi-hakknda.html"&gt;Fernandes Transferi Hakkında&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kaynakça: Guardian, Times, Telegraph, community.manutd, NationalTurk, Sabah&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;02.06.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-3945003978747648045?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/3945003978747648045/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=3945003978747648045&amp;isPopup=true' title='65 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/3945003978747648045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/3945003978747648045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/06/jorge-mendes-bataklg.html' title='Jorge Mendes Bataklığı'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-rsdnHcGitz4/Tef9xOoot9I/AAAAAAAACCU/XAhOSxuVhqM/s72-c/jorge%2Bmendes.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>65</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-887828369596246687</id><published>2011-06-01T16:23:00.000+03:00</published><updated>2011-06-01T16:25:50.664+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya&apos;nın Futbolu'/><title type='text'>#2 - Futbolu Ligue 1'ın Ötesinde - Şampiyon Katalan-esk Lille!</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ligue 1'da bu sezon şampiyon, güzel takım Lille oldu. Fransa'nın kahramanı ve eski devlet başkanı Charles de Gaulle'un doğduğu şehir olan Lille, 57 sene sonra şampiyonluk kutladı. Onların zaferi, gücünü saha dışındaki başarıdan aldı ve sahaya yansıyan sıradışılıkla ayak seslerini duyurdu.&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-iRBHFMb0LPg/TeY8UM4bM2I/AAAAAAAACB0/Cz4ay8K63Eg/s1600/lille%2B1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 221px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-iRBHFMb0LPg/TeY8UM4bM2I/AAAAAAAACB0/Cz4ay8K63Eg/s400/lille%2B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613240303316841314" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Şu sıralar Türkiye sinemalarında &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''İhanet''&lt;/span&gt;  adıyla bir Fransız filmi vizyonda. Şahsen oyunculuğunu pek beğendiğim Kristin Scott Thomas referansıyla izledim; olur da denk gelirseniz siz de izleyin. Eh, pek tabii şu zamanda insanlara film tavsiye ederken ihtiyatlı olmanın gereğini biliyorum. Kolay ulaşılabilir binlerce çok kaliteli film varken, bazı filmler zaman kaybı sayılabiliyor. Bu da onlardan biri olabilir; ama olsun, siz bu filmi en azından yapımcısı için izleyin. Yapımcısı için film mi izlenir, demeyin. Ya da diyin ve Spielberg'in yapımcısı olduğu birbirinin kopyası dünya istilası saçmalıklarını takip etmediğiniz buradan anlaşılsın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözkonusu filmin yapımcılarından biri olan Michel Seydoux, 2002 yılında Lille'e başkan olmadan evvel arkasına baktığında adım adım gelen Lyon'u ve yüzyıl başında alt ligden çıkan Lille'i gördü. Tipik Ligue 1 tuhaflığı olarak, Vahid Halilhodzic'in aşağıdan yukarı çıkardığı Lille, zirve ligdeki ilk sezonunu üçüncü sırada bitirmişti. Fakat sonra ilk 10'un altına düşmüş, antrenör istikrarını korumasına karşın kulüp atlaya zıplaya ilerlediğinden, düşüşler engellenemiyordu. Bu şartlarda başa geçen Seydoux, kulübün çoğunluk hisselerine sahip olduğu 2004 yılında bir hedef koydu:&lt;span style="font-style: italic;"&gt; ''2012'de Lyon'u geçmek.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz başkan olduğu ilk aylarda kulübe Belçika sınırında bir arazi kazandırdı. Özkaynaklardan 600 bin avro ödenerek satın alınan arazi, dört yılda adım adım geliştirilerek tamamı kulübe ait olan bir tesis haline getirildi ve kısa zamanda tüm kulüp faaliyetleri buraya taşındı. Tesislerin yapım sürecine parelel olarak ikinci uzun vadeli proje de kovanlamaya başlanmıştı. Sonunda bugünlerin Fransa Sosyalist Partisi Genel Sekreteri ve aynı zamanda yıllardır Lille şehri belediye başkanı olan Martine Aubry'nin de desteğiyle yeni şehir stadyumu için ilk kazma vuruldu. Fransa'nın Euro 2016 evsahipliğini kazanmasının ardından da bu inşaat hızlandı. 50 bin kişi kapasiteli bu stad, önümüzdeki yaz Lille kulübüne teslim edilecek.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-tXpfJ7VFiMQ/TeY8UJBzJsI/AAAAAAAACB8/mrldRKxyWB4/s1600/lille%2B2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 303px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-tXpfJ7VFiMQ/TeY8UJBzJsI/AAAAAAAACB8/mrldRKxyWB4/s400/lille%2B2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613240302282417858" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tesisleşmedeki atılımları adım adım artan gelirler izledi. Geliştirilen scouting organizasyonu ile kulübe pek çok nitelikli oyuncu kazandırıldı ve kulüp, hiçbir oyuncusunu (Kader Keita, Michel Bastos, Jean Makoun vs.) satmaktan çekinmedi. Michel Seydoux başkan olduğunda kulübün bütçesi 17 milyon avro iken, bu sezon 55 milyon avroya dayandı ki, bu noktada Fransa kulüplerinin denk bütçeye oynamasını zorlayan Direction Nationale de Controle de Gestion (DNCG) kurumundan bahsetmek gerekir. Fransa'da kulüpler sezon öncesinde tüm gelirlerini ortaya koyarak bir bütçe açıklıyorlar ve sözkonusu kurumun denetimine açık olarak bunu aşamıyorlar. Dolayısıyla tamamı şimdiden UEFA Finansal Fair-Play kurallarına uygun durumda. Bu vaziyet aynı zamanda Ligue 1'ı diğer büyük liglerdeki emülsiyon'vari görünümden uzaklaştırıyor. Her takımın belli bir istikrar sahibi olmak zorunda olduğu lig, yıllardan bu yana zirve lige yeni çıkanın, aynı sezonda başa oynayabileceği bir yapıda. Lille de bütçe ve maaş liginde beşinci olmasına karşın, bugün zirvede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu doğrultuda eldeki en ilgi çekici veri, sezonu 68 gol atarak tamamlayan Lille'in gollerini 47'sini kaydeden üç oyuncunun; Sow, Gervinho ve Hazard'ın kulübe toplam maliyetinin yalnızca 6 milyon avro olması. Bu bedel de yalnızca Gervinho için ödenen bonservis, zira Moussa Sow sezon başında bedelsiz olarak Rennes'den geldi, Hazard ise kulübün altyapısının ürünü. Ayrıca kulüp, son iki yılda futbolcu satışından en çok para kazanan üç Ligue 1 kulübünden biri. Mali tablolarda hal böyleyken Lille'in başa oynayan bir takımdan ziyade orta sıralar için mücadele eden ve kendi yağıyla kavrulan bir kulüp olduğu görüntüsü var. Nitekim esas farkı yaratan, takımın sahaya koyduğu oyun ve bu, mali tabloların açıklayabileceği bir veri değil.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-TNphsJi5Bt8/TeY8UYtE-pI/AAAAAAAACCE/wFXpDtG9eh8/s1600/lille%2B3.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 211px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-TNphsJi5Bt8/TeY8UYtE-pI/AAAAAAAACCE/wFXpDtG9eh8/s400/lille%2B3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613240306490473106" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Başrolde Sow, Gervinho ve Hazard var, arkalarında yardımcı oyuncular...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;Rudi Garcia önderliğindeki Lille, Avrupa'nın beş büyük ligi dikkate alındığında gol ortalaması en düşük lig olan Ligue 1'da geçtiğimiz sezon 4'üncü olurken attığı 72 golle sezonu bu dalda birinci tamamlamıştı. Bu sezon da benzer görüntü sürdü ve ligin en golcü takımı oldular. Rudi Garcia'nın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Hep ileri gitmek istiyoruz. Topa sahip olup, kendi oyunumuzu oynamak istiyoruz.''&lt;/span&gt; olarak açıkladığı futbol fikri, atak 4-3-3 şablonu üzerinden sahaya yansıdı. Aykırı takım Lorient'dan sonra ligin en çok pas yapan takımı oldular. Bir diğer aykırı takım Sochaux'dan sonra en çok gol pozisyonuna giren ve rakip kaleye en çok şut atan takım, yine onlardı. Marseille ve Lyon'u puan tablosunda olduğu gibi oyun olarak da epey geride bıraktılar ve en büyük farkı saha içi organizasyon oluşturdu. Lille bu sayede diğer takımlardan çok daha hızlı şekilde atağa çıktı ve çok çabuk aksiyon üretebildi. Set oyununda ise arka alanda bolca pas yapıp, topu Hazard'a ulaştırmaya çalıştılar. Sezon başı Fransa'nın Galacticos'unu kuran her iki takımın (Marseille ve Lyon) saha içi düzeni oturtma çabası yeni yıla kadar sürdü, Lille ise sezon başından bu yana aynı oyuncularla ve aynı oyun fikriyle dengeli çizgisini sürdürdü. Orta sahada çalışkan oyuncular Balmont ve Mavuba'nın oluşturduğu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mavu&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Ba&lt;/span&gt;lmont&lt;/span&gt; birlikteliği, kulübün alt yapısından çıkan müthiş pasör Yohan Cabaye ile desteklendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On beş oyuncunun ana damarını oluşturduğu Lille'de kadro istikrarı sezon boyunca alınan yüksek verimin en önemli sebebi, ayrıca yardımcı oyuncular da çok önemli katkı yaptılar. Rudi Garcia takımına güveniyordu ve işler iyi gitmediğinde risk almaktan çekinmedi. Sıklıkla orta saha oyuncularından birinin yerine giren Tulio De Melo, Obraniak ve Frau kriz anlarında çok önemli gollerle takıma katkı yaptılar. Hele ki veteran golcü Frau'nun Marseille deplasmanında uzatmalarda attığı gol, sezon seyrinde çok ama çok kritikti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lille takımı hücumda ve savunmada sürekli hareket halindeydi ve yüksek  pres gücü, nitelikli oyuncularla birlikte zekayla birleşti; nesneler  arasında birliktelik kuruldu ve görünmez bağlar, bu başarıyı getirdi. Rudi Garcia, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Bu başarının ne denli büyük olduğu ancak 10-15 yıl içerisinde ortaya çıkacak. Biz çok güzel bir grubuz, inanıyorum ki bu takımın oyuncuları ömür boyu arkadaş kalacaklar.''&lt;/span&gt; diyor. O'nun 2009 yazında yaşadıklarını hatırlamak da bu noktada ilginç olabilir. Garcia, Lille'deki ilk sezonunun sonunda kulübün o dönemki sportif direktör ile fikir uyuşmazlığı yaşayınca görevi bırakıyor. Fakat başkan Seydoux araya giriyor, sportif direktörün kulüple ilişkisini keserek Rudi Garcia'yı iki hafta sonra yeniden masaya oturtuyor. Şartlar karşılıklı olarak kabul ediliyor ve Lille bu sezon duble ile şampiyon oluyor.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-u1HOreObBWM/TeY8Ufub-VI/AAAAAAAACCM/xgvamrAwe70/s1600/lille%2B4%2Bluchin.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 254px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-u1HOreObBWM/TeY8Ufub-VI/AAAAAAAACCM/xgvamrAwe70/s400/lille%2B4%2Bluchin.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5613240308375222610" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Lille'in idman tesisleri Domaine de Luchin; Kuzey'in La Masia'sı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;Bugün itibariyle &lt;span&gt;kulübün tesisleri &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Domaine de Luchin&lt;/span&gt;'e kulüp kaynaklarından aktarılan toplam para yaklaşık 25 milyon avro. Yapım maliyeti ve diğer harcamalar birleştirildiğinde ortaya böylesi yüksek bir meblağ çıkıyor, fakat Seydoux'nun içi rahat. Çünkü bu tesislerde yatıp kalkan, idman yapan biri var ki, tek kalemde tüm yatırımı geri döndürecek. Bu kişi, Ligue 1'da bu sezonun en değerli oyuncusu olan henüz 20 yaşındaki Eden Hazard. Bir başkası, bu yaz Newcastle'ın yolunu tutacak olan Yohan Cabaye. Üç kuruşa alınan Adil Rami, sezon sonuna kadar Lille'de kalması koşuluyla 10 milyon avro karşılığında devre arası valencia'ya satıldı. Savunmanın sağında oynayan Matthieu Debuchy de bir diğer altyapı mahsulü oyuncu. Takımın as kadrosunu oluşturan oyuncuların neredeyse yarısına bonservis ödenmeden kurulmuş bir takım onlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lille'in başarısının ülke futbolu için anlamı ise, üstyapıdan ziyade altyapıda yaptıkları. &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/05/1-skandaln-golgesi-uzerinde.html"&gt;Laurent Blanc'ın şikayet ettiği durum&lt;/a&gt; aklıselim bir düzleme oturtularak tartışılırsa, Fransa'da nitelikli kanat oyuncusu kıtlığına da dikkat çekilebilir. Bugün Lyon'un kenar oyuncuları Lisandro ve Briand ile Marseille'in kenar adamları Remy ve Ayew, kanat oyuncusu değiller. Kendilerine pozisyon yaratan ve yaratılan aksiyonu değerlendiren oyuncular. Biraz Valbuena bu ekipten ayrılıyor, fakat o da bu sezon sık sık forvet arkası oynatıldı. Eden Hazard'ın varlığı, bu noktada bir fark oluşturuyor. Pasör orta saha Cabaye, Lille'in Barcelona'vari (hem oyun, hem altyapı) yapısının kanıtlarından biri ve Fransa milli takımı, bu tür oyuncuların eksikliğini hissediyor. Ulusal eğitim merkezlerindeki katı müfredat, kulüplerin altyapılarını daha değerli hale getiriyor. Lille'in de hedefi, altyapının oyuncu portföyünü genişleterek tüm kuzeyin en gözde okulu olmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2012'de Lyon'u geçmek, hedefine bir yıl önce ulaşan başkan Seydoux biliyor ki, bütçelerini Lyon ve Marseille seviyesine  çıkarmadan zirvede kalıcı olmaları mümkün değil. Her iki kulüp de bu  sezon ihtiraslarının kurbanı olarak pahada ağır ama dengesiz kadrolar  kurdular ve kaybettiler. Bu durum önümüzdeki sezon muhakkak değişecektir. Yeni stadyum ve CL gelirlerine bel bağlıyorlar, şampiyon olamasalar da daimi CL  katılımcısı olmaya gayret edecekler. Eden Hazard'ın sözleşme uzatması ve  bir, belki de iki yılda daha Lille'de kalması bu hedefin en büyük  dayanağı. Önümüzdeki sezon CL gelirleriyle birlikte 70 milyon avroya  dayanacak bütçenin stadyumla birlikte 100 milyon avroya ulaşması  hedefleniyor ki, bunu yapmaları halinde yarışmacı ortamda söz sahibi olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların başarısı, şüphesiz birden fazla doğrunun bileşimi. Ne ilk, ne de son; orta sınıf kulüplerin başarı yolu bu. Fransa serisinin üçüncü bölümü, çıkış yapan oyuncular üzerine olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2010/2011 Ligue 1 Şampiyonu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:130%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lille OSC&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kaynakça: L'Equipe, Eurosport, Le Monde, Atlantico, Swiss Ramble ve FIFA.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/05/1-skandaln-golgesi-uzerinde.html"&gt;#1 - Skandalın Gölgesi Üzerinde&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;01.06.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-887828369596246687?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/887828369596246687/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=887828369596246687&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/887828369596246687'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/887828369596246687'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/06/2-futbolu-ligue-1n-otesinde-sampiyon.html' title='#2 - Futbolu Ligue 1&apos;ın Ötesinde - Şampiyon Katalan-esk Lille!'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-iRBHFMb0LPg/TeY8UM4bM2I/AAAAAAAACB0/Cz4ay8K63Eg/s72-c/lille%2B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-3014751803785397549</id><published>2011-05-29T14:51:00.003+03:00</published><updated>2011-05-29T15:26:47.403+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya&apos;nın Futbolu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ada Futbolu'/><title type='text'>CL Finali'nden Geriye Kalan 5 Şey</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-qBkU5pF7e2A/TeI0pPtEq1I/AAAAAAAACBs/VCFKO3yNYI0/s1600/mess.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 307px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-qBkU5pF7e2A/TeI0pPtEq1I/AAAAAAAACBs/VCFKO3yNYI0/s400/mess.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5612105968851921746" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Barcelona üstün, çok üstün, en üstün&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhakkak, &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/05/el-clasico-dortlusunden-ogrendigim-4.html"&gt;yeni öğrenmedik bunu&lt;/a&gt;. Otuz yıllık geçmişi olan icraatlerin sonucu, yıllar boyu kovalanan bir idealin gerçek meyvesi. Cruyff'un Rüya Takımı'ndan fazlası, Guardiola'nın takıma eklediği bitmek tükenmek bilmez topu geri kazanma iştahı ve buna yardımcı olan saha içi konumlandırmalar, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tiki-taka&lt;/span&gt; futbol, onları zamanın en iyi takımı haline getirdi. Belki de birkaç yıl sonra arkaya bakıldığında tüm zamanların en büyük, en güçlü dominasyonunu yaratmış olacaklar. Tüm zamanların şüphesiz en iyilerinden olan Alex Ferguson da maçta sonra onların hakkını teslim etti: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Menajerlik kariyerimde karşılaştığımız en iyi takım. Kimse bizi böylesine tokatlamamıştı.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;United'ın maç planı Barça'ya yaradı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barcelona'nın gücü bu denli fazlayken, karşısındaki takımların karşılık şansı sınırlı. Özellikle ikinci yarıda sahaya koydukları karşı konulamaz oyun çok etkileyiciydi. Onları böylesi bir maçta bu denli yüksek oyun seviyesine çıkardıktan sonra coşkularını dizginlemek imkansız. La Liga'daki Hercules ve benzeri maçlarla böylesi büyük maçların motivasyonu bir değil, sözkonusu kazanmak ise; hedef maçlar haricinde Barcelona'nın ligde yaşadığı puan kayıpları herhangi bir maçın başında yaşadığı kısa süreli sorun ya da sinek ısırığı hükmünde. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-tTjlQMuW37c/TeIzyezVi8I/AAAAAAAACBc/2fjwHe0zyag/s1600/xavi.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:5px 10px 10px 0px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 266px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-tTjlQMuW37c/TeIzyezVi8I/AAAAAAAACBc/2fjwHe0zyag/s400/xavi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5612105028011920322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Dün de Man United, maçın ilk 10 dakikasında Barcelona'yı ısırdı, fakat kanatamadı bile. Oyunun aynı seyirde, Barcelona yarı sahasında oynanmaya devam etmesi mümkün değildi, nitekim Barça pas ritmini bulduğunda United ikinci plana geçerek derinde kaldı, yerleşim korumaya çalıştı; ama dakikalar ilerledikçe işler kötüye gitti. Zira temel bir taktik problem nedeniyle aşırı yorgunluk ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yandaki grafik, Xavi'nin topla buluştuğu noktaları gösteriyor. Arka alanda kaydadeğer bir ağırlık var, zira açık bir sebep - sonuç ilişkisi üzerine gelişen bir grafikle karşı karşıyayız. Maç başındaki ön alanda pres kırılsa da, Hernandez stoperlere pres yapmaya devam etti ve forvet arkası oyuncusu Rooney, Busquets'e top aldırmamaya, kullandırtmamaya çalıştı. Henüz maçın başında ortaya çıkan görüntü, Giggs de Xavi'yi sürekli takip etti. Stoperler rahatsız olup, Busquets de rahat konumda olmayınca, Xavi normalde olduğundan daha sık geri gelerek top aldı ve kullandı. Bu durum istatistiklere de yansımış durumda. Bu sezon CL'deki isabetli pas ortalaması 100.73 olan Busquets, final maçında ancak 83 kez topla buluşup, 76 olumlu pas yaptı. Bu sezonki maç başı pas ortalaması 106.25 olan Xavi ise dün, 136 kez topla buluşup (163 kez topa dokunmuş), 124 isabetli top kullandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumun sonucu olarak Giggs'in öne çıkarak Xavi'yi takip ettiği anlarda Iniesta ve geri gelen Messi'nin yakınında yalnızca Carrick kaldı. Sahanın en kritik bölgesi olan orta saha hattı - savunma hattı arası bölgede Messi defalarca topla buluşup, defalarca top taşıdı ve iki hat arasında tek pasla takım arkadaşlarını pozisyona soktu. Sözkonusu bölgede United'ın sayıca azınlıkta kalmasının sonucu olarak Barcelona oyunu hızlandırma imkanına çok kez sahip oldu ve rebound patlaması yaşadı. Sürekli atak tazelediler, Vidic ve Ferdinand dirense de Barça zorladıkça rakip daha çok yoruldu ve ikinci yarının başlamasından kısa süre sonra United artık yerleşimi oturtamamaya başladı. Barcelona ceza sahası dışından çok sayıda şut imkanı buldu, hatta Messi'nin golü öncesinde Giggs'in önde kalması durumu ve Park'ın can havliyle orta sahayı kapatma çabası iyi bir örnek. 37 yaşındaki Giggs'in temposu yaştaşlarının çok üzerinde olsa da orta sahada Xavi'yi kovalamaya yetmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barcelona'nın ikinci golünde United atağa çıkarken top kaptırıyor ve Giggs'in önde kalması, Messi'ye daha geniş alan veriyor. Üçüncü golde ise yine bir rebound, ceza sahası içerisinde kazandığı topu rakibe teslim eden Nani, David Villa'nın muhteşem golünde yardımcı oyunculuğu üstleniyor. Şüphesiz, Barcelona dominasyonu ipleri yalnızca Alex Ferguson'un seçimleri eline bırakmıyordu. Fakat sınırlı da olsa bir şans varsa eğer, Man Utd'ın kadro ve şablon seçimi bunu taca çıkardı. İşler bir kez kötü gitmeye başlayıp, aşırı yorgunluk baş gösterdikten ve Barcelona oyuncuları oynadıkları oyundan tarifsiz bir zevk almaya başlamışken, gidişatı değiştirmek neredeyse imkansız. Guardiola da maç sonu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''CL Finali'nde elbet bazı sorunlar yaşarsınız, ama Roma'daki finalden daha az problem yaşadık. Daha çok pozisyon ürettik, daha fazlasını yaptık.''&lt;/span&gt; diyerek durumu özetledi.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-XwwtnXtIHUk/TeI0ozE6VhI/AAAAAAAACBk/zwmX_pJPpLI/s1600/abidal.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 284px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-XwwtnXtIHUk/TeI0ozE6VhI/AAAAAAAACBk/zwmX_pJPpLI/s400/abidal.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5612105961167279634" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Büyüleyici Messi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pep Guardiola maçtan sonra onun için &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Lionel Messi izlediğim ve muhtemelen, izleyeceğim en iyi oyuncu.''&lt;/span&gt; dedi. Onun bu mertebeye ulaşmasında pek çok kişinin payı var, ama bugün ilahlaşmasından en büyük pay sahibi, onun en etkin olacağı rolü bulan Guardiola. Rakip savunma ile orta saha arası bölgede topla buluştuğunda ve boş alan bulduğunda, onu durdurmak imkansız. Dün de United'ın oyun planı, Messi'ye istediği boş alan imkanlarını tanıdı. Yavaşlatamadılar, o da tüm yeteneklerini sergiledi. Geriye gelerek top aldıkça Man United'ı çaresiz bıraktı. Arkasında yer alan bu sezonun diğer iki yılın futbolcusu adayı Iniesta ve Xavi'nin desteğiyle muhteşem oynadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada yakın zamanda Real Madrid'e attığı slalom golü hatırlamak anlamlı olabilir. Messi tüm yakın zamandaki Real Madrid maçlarında savunma önündeki ekstra oyuncu nedeniyle United karşısında olduğu kadar oyunu domine edemedi, fakat Real Madrid 10 kişi kalıp, savunma - orta saha arasındaki ekstra oyuncu iptal olunca, boş alanı kullanıp çabucak cezayı kesti. Alex Ferguson'un sözleriyle, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Messi'yi maç boyu kontrol edemedik, diğer takımların da edemediği gibi.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Güle Güle Van der Sar ve Scholes&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kariyerinde 13 kez CL yarı finali oynayan bir kaleci, üçüncü CL Kupası için dün sahadaydı. Zirve futbol sahnesinde &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2009/02/14-ve-1302.html"&gt;1311 dakika&lt;/a&gt; ile en uzun süre kalesini gole kapatan kaleci, CL Finali'ne çıkan en yaşlı oyuncu, buz tavşanı Edwin Van der Sar. Muhteşem kariyer geride kaldı. Kendi sözleriyle, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Bir cumartesi öğleden sonrasu eşimle sahilde yürümek ve sonra ceket satın almak için mağazaya gitmek, kalecilikte yaptıklarımdan daha eğlenceli olabilir.''&lt;/span&gt; Sezon içerisinde taraftar ve Ferguson yalvarsa da, sezon sonu bırakacağını ısrarla tekrarlamıştı. Hala üst düzey bir kaleci, ama reflekslerinin ağırlaşmaya başladığının farkında. İnsanların düşüşünü görmelerini istemiyor ve sezon içerisinde rahatsızlanan eşi ve ailesiyle daha fazla vakit geçirmek adına ısrarlı tekliflere rağmen artık futbol sahnesinden çekildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başkası, Zidane'ın ve Xavi'nin ''jenerasyonunun en iyisi'' övgülerine mazhar olmuş olan Paul Scholes. Açık bir kapı bıraksa da artık onun da kariyer defteri kapandı. Muhteşem orta mesafe pasları, şutları, İngiliz'in Oyunu'na uygun şekilde sahay koyduğu sertlik ve liderlik, onu zirveye taşıdı. ''Seneye maçların son 15-20 dakikasında oyuna giren bir oyuncu olmak istemiyorum.'' diyor ve bir tercih yapıyor. Man Utd'a adanmış bir hayat, ama onun için de yol bitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Futbol Yabana Doğru Gidiyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezon ortasında &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/02/futbolun-yeni-icatlar-alan.html"&gt;Messi'nin sahte dokuz numara rolü üzerinden Barcelona'yı yazarken&lt;/a&gt;, çözüm önerisi olarak ''Barcelona'yla oynamayın!'' sunulmuştu. Durum bugün de ilk öneriyle birlikte değişmedi. Barcelona, takıntısız Guardiola'nın futbol fikrini sürekli yenilemesi neticesinde karşı konulamaz, mağlup edilemez bir takıma dönüştü. Sergio Busquets'in bu takım içerisinde ışıldaması, Messi'nin yeni pozisyonu, oyunu merkeze sıkıştırıp bu sayede daha nitelikli pres yapma ve daha çok topa sahip olma fikri, Guardiola'nın imzasını taşıyor. Onlar mükemmelliğin sınırlarını zorluyorlar, bu doğrultuda gerçekçi olarak devamlı rakiplerinden öğreniyorlar. Rakipleri de onların karşısına çıktığında mağlup olsa, bu seviyeye geldiği için kendini başarılı kabul ediyor, tıpkı United gibi. Bu gelişim beraberinde açgözlülüğü de getiriyor ve kendime soruyorum: Barcelona'nın &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2010/10/barcelonann-yeni-numaras.html"&gt;bir sonraki numarası&lt;/a&gt; ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center; font-weight: bold;"&gt;Barcelona 3-1 Manchester United&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Fotograflar: Guardian&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Görsel: Daily Mail&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Stats: Uefa.com&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29.05.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-3014751803785397549?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/3014751803785397549/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=3014751803785397549&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/3014751803785397549'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/3014751803785397549'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/05/cl-finalinden-geriye-kalan-5-sey.html' title='CL Finali&apos;nden Geriye Kalan 5 Şey'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-qBkU5pF7e2A/TeI0pPtEq1I/AAAAAAAACBs/VCFKO3yNYI0/s72-c/mess.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-1837318438359189578</id><published>2011-05-26T14:43:00.003+03:00</published><updated>2011-05-26T14:55:28.157+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Fernandes Transferi Hakkında</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-EAXjA23Gqec/Td492Ez4mkI/AAAAAAAACBU/9uwWw_rFHXU/s1600/yd%2Bmendes%2Bronaldo.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 230px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-EAXjA23Gqec/Td492Ez4mkI/AAAAAAAACBU/9uwWw_rFHXU/s400/yd%2Bmendes%2Bronaldo.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610990184963807810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Geçtiğimiz gün Sabah Gazetesi'nde &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.sabah.com.tr/SabahSpor/Spor/2011/05/24/fernandese-de-fon"&gt;bir haber&lt;/a&gt; yayınlandı. Fenerbahçe'nin şampiyonluğu ve hızlı başlayan transfer dönemi nedeniyle bu haber pek yankı bulmadı. Buna bir de Manuel Fernandes'in kısa sürede Beşiktaş taraftarı nezdinde kazandığı sempatiyi eklersek, onun transferine ilişkin detayların ilk planda ilgi çekici olmaması makul görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberin çıkış noktası, Fernandes'in ilk Everton günlerindeki iyi performansı sonrası David Moyes'in onu transfer etmek istemesi sonrasında gelişen hadiseler. &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://news.bbc.co.uk/sport2/hi/football/teams/e/everton/6965237.stm"&gt;BBC kaynaklı şu haberde&lt;/a&gt; bahsedilen olay, Everton'ın oyuncunun %50 haklarına sahip olan Global Sports Agency'yle pazarlıkta olduğu sırada Valencia'nın Benfica'ya parayı bastırıp, Fernandes'i de masaya oturtup işi bitirmesi. Everton o sıralar Fernandes konusunda çok hevesli, fakat İngiltere'de parçalı alım - satım işi yapmak yasak. Bu yüzden Everton oyuncunun tüm haklarına sahip olmak için hem Benfica'yla, hem de GSA'yla görüşme halinde. Fernandes'in de bundan dört yıl önce çok daha iyi bir piyasası olması sebebiyle istenilen bedel yüksek, GSA'yla pazarlık uzuyor. Sonuçta Valencia transferi bitiriyor, Everton'sa her iki kulübe yönelik bir kınama metni yayınlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin buradan sonrası biraz daha ilginç. Everton yeniden kiralıyor Valencia'lı Fernandes'i, fakat bu kez performansından memnun olmayınca üstelemiyor. Sonuçta bu sezon da Fernandes Beşiktaş'a kiralanıyor. Geçtiğimiz günlerde de Valencia kaynaklı Superdeporte Gazetesi, &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.superdeporte.es/valencia/2011/05/22/besiktas-quiere-50-ciento-fernandes/128732.html"&gt;Beşiktaş Manuel Fernandes'in yalnız %50'sini istiyor&lt;/a&gt; diye bir haber yapıyor. Haberde geçen iki isim var: Mariam Khadour ve Jorge Mendes. Mariam Khadour isimli kadın, Fernandes'in Benfica günlerinden bu yana menajerlik işlerini yürüten kişi. Bu haberler üzerine ve sonradan Khadour'un bağlantılarını bulmak adına bir dizi araştırma yaptım. &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.globalsportagency.com/"&gt;Global Sports Agency &lt;/a&gt;firmasına ulaşarak, Manuel Fernandes'le varolan ilişkilerini sordum. Önce bilgi veremeyeceklerini, beni tanımak istediklerini söylediler. Sonra biraz üsteleyip yalnızca taraftar olduğumu dillendirince ikna oldular ve bugün İsveç kaynaklı, şöyle bir cevap aldım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;The answer is ”no, Mr. Fenandez doesn’t have any deal with Global Sport Agency”.&lt;/span&gt;   &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sincerely,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;B.Moghadam&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözkonusu Babak Moghadam, şirketin baş menajeri. Net olarak oyuncuyla halihazırda bir sözleşmeleri olduğunu reddediyor. Anlaşıldığı kadarıyla Mariam Khadour'un da GSA'yle ilişkisi yok, adı irili ufaklı transferlerde geçen, kadın olması nedeniyle medyada nispeten ön plana çıkarılan biri. Ama son bir yılda adı sıklıkla Jorge Mendes'le yan yana yazılıyor ki, bu da muhtemelen beraber çalıştıklarını gösteriyor. Zaten Manuel Fernandes, Jorge Mendes'in şirketi Gestifute'nin oyuncusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse soru belli: Bu bahsi geçen %50 hisse kimde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılıp çizilen, Beşiktaş'ın Manuel Fernandes'i 2.3 milyon avro ya da 3.1 milyon avro karşılığında alacağı şeklinde. Birkaç gündür ha bitti, ha bitecek yazılıyor; ama resmi sitedeki görüşmeler başladı açıklamasından sonra başka herhangi bir somut gelişme olmadı. Bir yanda da Sabah Gazetesi haberinde geçen ve Beşiktaş'lı bir yöneticiye ait olan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;" id="contextual"&gt;Biz Fernandes'in transferini gerçekleştirdiğimizde bütün haklarını alacağız. Bu işin içinde fon falan yok."&lt;/span&gt; sözleri var. BBC haberi ve Valencia kaynaklı haber ortada. Ayrıca %50'sine 10 milyon avronun üzerinde (kimi kaynaklara göre toplam 18 milyon avro veren) Valencia'nın henüz 26 yaşında olan ve belli bir seviyesi olan oyuncusunu böylesi düşük meblağ karşılığında satması pek akla yatkın görünmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahmin yürütmek, kurgular oluşturmak mümkün. Oyuncunun yetileri, performansı apayrı bir konu. Burada önemli olan, Beşiktaş'ın nasıl bir ilişki ağı içine girdiği. Konuşmak için biraz daha beklemek gerek, pazarlıkların uzamasının kokusu elbet çıkacaktır. Bakalım Fernandes'in tamamı mı alınacak, yoksa olan-biten saklanmaya, sümen altı edilmeye devam mı edilecek? Fonla transfer ve Jorge Mendes'le kurulan bağ eğer Beşiktaş Futbolu'nu geliştirecekse, kulübün mali yapısını sağlamlaştıracaksa, hiçbir şeyi saklamanın anlamı yoktur. Öyle değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durum bu, gelişmeler bekleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26.05.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-1837318438359189578?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/1837318438359189578/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=1837318438359189578&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/1837318438359189578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/1837318438359189578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/05/fernandes-transferi-hakknda.html' title='Fernandes Transferi Hakkında'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-EAXjA23Gqec/Td492Ez4mkI/AAAAAAAACBU/9uwWw_rFHXU/s72-c/yd%2Bmendes%2Bronaldo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-9164882523482866170</id><published>2011-05-25T01:10:00.002+03:00</published><updated>2011-05-25T01:16:52.856+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya&apos;nın Futbolu'/><title type='text'>#1 - Skandalın Gölgesi Üzerinde</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Tıpkı Fransa Sosyalist Partisi'nin nüfuz sahibi liderlerinden Dominic Strauss-Kahn'ın otel odasında yaptıkları gibi, yakın zamanda ülke futbolunun geleceği üzerine yapılan bir toplantı da Fransa gündeminin merkezine oturmuştu. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-family:trebuchet ms;" &gt;Beur, Blanc, Noir&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-family:trebuchet ms;" &gt;France&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;'ın yalnızca &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-family:trebuchet ms;" &gt;''Blanc''&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt; olmaya niyetli göründüğü skandal şimdilik kapatıldı ve pek üstün nitelikli oyuncunun çıkış yaptığı sezonda Ligue 1 şampiyonluğunu skandalın gölgesinin uzağındaki güzel takım Lille kazandı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-EIV0fWzuIkI/Tdwr9J6DHsI/AAAAAAAACBE/I634PUCWx3k/s1600/blanc.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 247px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-EIV0fWzuIkI/Tdwr9J6DHsI/AAAAAAAACBE/I634PUCWx3k/s400/blanc.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610407565428203202" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Fransa'nın gerçek yüzünü gördük. İnsanların gerçekte ne düşündüğünü öğrendiğimiz anlar çok zordu. İnsanlar 'Ribery, Gourcuff'e vurdu' diye yazdılar, bu noktaya kadar geldiler; çünkü Gourcuff iyi bir Fransız, Ribery ise müslüman ve biz farklıyız. (...) Fransa'da böyledir, biz kazanamadığınızda hemen ten renginden ve dinlerden konuşmaya başlarız.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Bu cümleler Nicolas Anelka'nın Dünya Kupası kampında Raymond Domenech'e küfrettikten birkaç ay sonra verdiği bir röportajdan alıntı. Karşıt görüş olarak başarısız takımın omurgasını oluşturan Anelka ve çetesinin&lt;span style="font-style: italic;"&gt; ''Kuzey'den gelen yeni beyaz çocuk''&lt;/span&gt; diyerek takımdan dışladıkları iddia edilen Yoann Gourcuff de aslında Breton kökenli, fakat Fransa aşırı sağının ruhani lideri Jean-Marie Le Pen'in de Breton kökenli olması, ağırlıkla beyaz ve hıristiyan olan Breton halkının Fransa topraklarında herhangi bir kimlik sorunu olmadan yaşadığını ortaya koyuyor. Diğer bir deyişle onlar, ''Fransız'' olmanın koşullarını sağlıyorlar. Uygun olmayanlar ise &lt;span style="font-style: italic;"&gt;beurs &lt;/span&gt;(Arap kökenliler) ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;noirs&lt;/span&gt; (siyahlar). Peçe yasağı, göçmenlerle ilgili düzenlemeler derken, önümüzdeki baharda yapılacak başkanlık seçimleri öncesi Le Pen'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Front National&lt;/span&gt;'i tıpkı on yıl önce olduğu gibi ikinci tura kalacak görünüyorken, federasyon yetkilileri ve ulusal takımın teknik ekibinin buluştuğu toplantıda konuşulanlar da tüm bu tartışmalardan maalesef etkilendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce de birkaç skandalı açığa çıkaran Mediapart isimli basın kuruluşu, geçtiğimiz Nisan ayı sonunda sözkonusu toplantıda nelerin konuşulduğunu ortaya koymasa, ülke gündeminin Fransa futboluna etkilerinden kimse haberdar olmayabilirdi. Sonradan sonuç üzerine tartışmalar yapılırdı, fakat muhtemelen geç kalınmış olurdu. Özetle, geçtiğimiz yılın Kasım ayında yapılan toplantı, öncelikle Fransa ulusal takımındaki kötü gidiş üzerine öne sürülen fikirlerle başlamış. Kampta yaşananlar, yasaklı oyuncular ve süregelen kötü sonuçlar, çözülmesi gereken yanlışlar olarak görünüyorken, ülke futbolunda bir şeylerin değişmesi gerektiği kanaatine varmış. Buraya kadar çok güzel gelen teknik ağırlıklı tartışma, bir noktadan sonra yanlış yollara sapmış ve koordinatör François Blaquart ortaya &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''siyahi ve kuzey Afrika kökenli oyunculara ulusal eğitim merkezlerinde %30 kota uygulayalım''&lt;/span&gt; fikrini koymuş. Bu sözlerin kamuoyunca duyulmasının ardından Blaquart hemen açığa alındı ve hakkında soruşturma başlatıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blaquart'ın fikrinin vehametini kavrayabilmek için Fransa futbol sistemi hakkında bilgi sahibi olmak gerek. Şöyle ki, Fransa'nın çeşitli bölgelerinde federasyonun on iki adet eğitim merkezi var. Bunlardan en meşhuru, Henry ve Anelka gibi oyuncuları eğiten Clairefontaine. Ülke futbolunu bu merkezler besliyor, yüksek kalitedeki eğitim üstün yetenekleri çok iyi işleyerek -en azından eskiden böyleydi- üst düzey futbola sunuyor. Henüz 12-13 yaşında bu merkezlere gelen oyuncular, kendileri için en uygun takımı seçerek profesyonel oluyorlar. Yarışmacı bir ortamın kesinlikle olmadığı bu kurumlar, yalnızca oyuncunun gelişimine yönelik bir politika izliyor. Blaquart'ın önerisi de bu merkezlere seçilecek oyuncuları daha küçük yaşlarda ten rengi, dini ve kökeni üzerine ayırmayı içeriyor. Durumu daha da vahimleştiren, bu teklifin öncesinde ulusal takımın hocası Laurent Blanc'ın ağzından dökülen şu sözler:&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Aynı tür futbolcular çıkardığımız yönünde bir izlenim var: İri, sert ve güçlü oyuncular. Pekiyi kim bu iri, sert ve güçlü olanlar? Siyahlar. Gerçek bu. Tanrı bilir, akademilerde ve eğitim merkezlerinde bunlar çoğunluktadır. (...) Size İspanya'dan örnek vereceğim. Onların böyle bir problemi yok. Bana dediler ki, 'bizim böyle bir sorunumuz yok, çünkü bizde siyahlar yok.'''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laurent Blanc önce bahsi geçen sözleri yalanlasa da sonradan özür diledi. Hakkında spor bakanlığı tarafından açılan soruşturma sonucunda ''ayrımcılık yaptığına dair net bir kanıt yok'' gerekçesiyle göreve devamına karar verildi. Yıpratıcı geçen süreçte istifasını bekliyordum, ama bir yandan da olaya teknik tartışmaya düşen gündem gölgesi şeklinde bakmak anlamlı olabilir. Esas mesele şu ki, Fransa ulusal takımı çok başarısız bir dönem geçiriyor. Bunun üstesinden gelmek için çözüm arayışları var. Bir yandan da son Dünya Kupası'nda Afrika ülkelerinin forma giyen dokuz oyuncunun Fransa Futbol Federasyonu'nun eğitim merkezlerinden mezun olmuş olması gerçeği var. Aynı görüşmede U-21 takımı antrenörü Erik Mombaerts'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Daha ne kadar Dünya Kupası'ndaki rakiplerimizin kadrosunu oluşturmaya devam edeceğiz?''&lt;/span&gt; sorusu, önemli bir karın ağrısı. Bugün itibariyle tam 45 oyuncu, alt yaş kategorilerinde Fransa forması giymelerine rağmen (&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.lexpress.fr/actualite/sport/football/binationaux-laurent-blanc-a-t-il-raison-d-etre-choque_989125.html"&gt;tam liste burada&lt;/a&gt;) A takım seviyesinde başka ülkelerin formasıyla oynamakta.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-embn_l89LpE/Tdwr929BVWI/AAAAAAAACBM/eetYeTcpT7Y/s1600/2002%2Bfransa.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 238px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-embn_l89LpE/Tdwr929BVWI/AAAAAAAACBM/eetYeTcpT7Y/s400/2002%2Bfransa.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610407577520264546" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;2002'de Avrupa Şampiyonu olan Fransa U-21 Takımı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Üst sıra - soldan sağa:&lt;/span&gt; Hassan Yebda (Cezayir), Jacques Faty (Senegal), Anthony Le Tallec, Stephen Drouin, Julio Colombo, Florent Chaigneau, Mourad Meghni (Cezayir) &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Alt Sıra - soldan sağa:&lt;/span&gt; Florent Sinama-Pongolle, Emerse Fae (Fildişi Sahili), Jeremy Berthod, Kevin Jacmot - &lt;span style="font-size:85%;"&gt;parantez içi sonradan seçtiği ulusal takım&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blanc'ın sözlerini de Blaquart'ınkilerle birleştirdiğimizde başka, bu durumla birleştirdiğimizda farklı anlam çıkabilir. Şüphesiz başarısızlar ve başarılı olan takımlarla farklarını ortaya koyduklarında Afrika kökenli oyuncuların genel oyun karakterini bir sorun olarak görmeleri anormal değil. Üstelik, sözkonusu oyuncuların pek çoğu düzenli forma şansı bulduğu ülkeyi seçiyor. Sonradan açıkladığı üzere Blanc'ın bu tartışmada taraf olduğu konu, federasyon bünyesinde eğitilen oyuncuların uluslararası arenada kendilerine rakip olduklarında kendini aldatılmış hissetmesi. Ayrıca futbolun şartları bugün geçmişten farklı. Bu konuda Xavi bize yardımcı olabilir: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Bundan altı yıl önce benim gibi oyuncuların soyu tükenmek üzereydi. Orta saha oyuncuları iki metre uzunluğunda, sert, güçlü oyunculardan seçiliyordu. Şimdi ise durum değişti, bundan mutluyum.''&lt;/span&gt; Xavi'nin işaret ettikleriyle Blanc'ın işaret ettiği oyuncu grubu aynı. Birisi altı yıl öncesiyle karşılaştırma yaparken, futbola bir dönem hakim olan Claude Makelele ve Makelele'ler gerçeğine dikkat çekerken, diğeri bu oyuncuları üretmenin artık işe yaramadığını, çünkü artık zirve futbolda Xavi'lerin olduğunu ortaya koyuyor. Fark ise bunlara ''siyah'' demek ya da dememek, ama iki metre uzunluğunda, sert ve güçlü olup da beyaz olan bir orta saha oyuncusu bulmak zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun şu ki, bu tip orta saha oyuncuları ve onlara uygun yapıyı oluşturarak oynayan takımlar artık kazanamıyor. 98 DK ve Euro 2000 zaferleriyle milli futbol karakterini çeşitlilik üzerine temellendiren Fransa, bu fikrin bugün işlemediğini görmenin hezeyanını yaşayan birkaç adamın iyi giden toplantıda yanlış yola sapan tartışmalarıyla dinazor usulü ırkçılık tartışmalarına bulandı. Aslen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''eğitim merkezlerindeki idman metodlarının fizik ve güç ağırlıklı olması yerine, teknik beceri ve yaratıcılığa daha çok önem verilmesi'' &lt;/span&gt;şeklinde olan fikir, yanlış kelimelerle amacını aştı ve adeta uçurumdan aşağı yuvarlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teyit edildiği üzere tüm bu sözler yalnızca fikir olarak kalmış, kesinlikle uygulamaya konulmamış. Buna mutlak inanan yok tabii; ama şu mutlak bir gerçek ki, Fransa ulusal takımı ve Fransa futbolunun mutfağı zor bir dönemden geçiyor. Ulusal eğitim merkezlerinde eskisi kadar hit oyuncular çıkaramıyorlar ya da bunlar eskisi kadar rağbet görmüyor. Çok daha esnek olan kulüp akademileri, bir süredir revaçta. Anelka'nın da dediği gibi, Fransa'da başarısızlık halinde konu bir şekilde renklere geliyor. Başarı halinde ise ''farklılıkların birleştirdiği Fransa'' oluveriyorlar. Nasri, Benzema, Malouda gibilerden yararlanmaya devam ederken tüm bu fikirlerin, önerilerin sonuca ulaştıracak bir yanı görünmüyor. Tek ilaç zaman ve çalışmak, her zamanki gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkenin ve futbolun gündemi parelel gidiyorken, Kuzeydoğu'dan çıkan bir takım tüm bu olan-biten üzerine birer fikir beyan ederek, bir duruş ortaya koyarak şampiyon oldu. Bu takımın golcüsü, alt yaş kategorilerinde Fransa için oynamış, olan ama sonradan köklerine dönen Moussa Sow, en yetenekli oyuncuları kendi bünyelerinden çıkardıkları Eden Hazard ve Yohan Cabaye, kaptanları siyahi Rio Mavuba ve oynadıkları futbol Katalan-esk, İspanya'vari. Bu takım Lille, hocası Rudi Garcia ve bu sezonun peri masalı onlara ait. Onların yol göstereciliği, ulusal takımın açmazlarına da yardımcı olabilir. Fransa serisinin ikinci bölümü, onların hikayesi olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kaynakça: L'Express.fr, L'Equipe, Le Parisien, James Horncastle, FFT&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24.05.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-9164882523482866170?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/9164882523482866170/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=9164882523482866170&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/9164882523482866170'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/9164882523482866170'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/05/1-skandaln-golgesi-uzerinde.html' title='#1 - Skandalın Gölgesi Üzerinde'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-EIV0fWzuIkI/Tdwr9J6DHsI/AAAAAAAACBE/I634PUCWx3k/s72-c/blanc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-4144914678890982137</id><published>2011-05-19T09:19:00.000+03:00</published><updated>2011-05-19T09:19:00.324+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya&apos;nın Futbolu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ada Futbolu'/><title type='text'>Andre Villas ''Şüphesiz Special'' Boas ve Gölgenin Ardındaki Porto ya da Shit One!</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Sezonun en iyi takımlarından Porto, sıradışı futboluyla başından beri favorisi olduğu Europa League'i kazandı. Etkileyici takımı ve muhteşem sezon seyrini yaratanın ilgi çekici kariyer hikayesi, bu güçlü, pürüzsüz başarıyı daha da ilham verici kılıyor. Karşınızda Andra ''Şüphesiz Special'' Boas ve Porto...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-7YqhbHUANUM/TdRmIwtrTjI/AAAAAAAACA8/IqPfUpi0NNY/s1600/porto1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 268px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-7YqhbHUANUM/TdRmIwtrTjI/AAAAAAAACA8/IqPfUpi0NNY/s400/porto1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5608219736684580402" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Utangaç çocuk okuldan dönerken yaşlı adam evden çıkmak üzereydi. Kır saçlı adam, merdivendeki patırtıları duyunca meraklandı. Kapısının önüne gelmekte olan çocuğu izledi, kendisine bakmasını umarcasına başını kaldırdı. Bekledi, nefeslenen çocuk tıpkı geçen günkü gibi selam verdi. Komşu amca gülümsedi, her zamanki gibi selamı aldı. Çocuğa gününün nasıl geçtiğini sordu, bir süre lafladılar. Sonra bir sessizlik oluştu. Tam bu anda çocuk bir şeyler söyleyecek gibi oldu, ama yeni komşusunu bir kez daha selamlayarak hızla merdivenleri çıkmaya devam etti. Kapıdan girince, başını uzatarak mutfaktan dış kapıya bakmakta olan annesine gülümsedi ve odasına gitti. Hızla bilgisayarını açtı, yazmaya başladı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı adam işinden eve döndüğünde bilgisayarını açtı, mail kutusuna baktı. Gördüğü şey, bir Porto taraftarının takımın santraforu Domingos'un daha fazla süre alması ve düzenli oynaması isteğinin metne dökülmüş haliydi. Yazan kişi bu isteğini düzgün bir İngilizce'yle anlatmış ve gerekçeleriyle açıklamaya çalışmıştı. Aslında bu cümleleri muhatabının yüzüne söylemek istediğini, ama cesaret edemediğinden bu yolu tercih ettiğini de metnin altına eklemişti. Bitirirken de şunları yazmıştı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Sir Robson'a saygılarımla, üst kat komşunuz Andre...''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönemin Porto hocası Bobby Robson, birkaç gün sonra üst kattaki komşularının kapısını çaldı. Andre'yi evine davet etti ve ikili, Domingos üzerine konuştular. Sonunda Robson, Andre'ye bir teklif yaptı. İsteği, Porto maçlarında Domingos'u izlemesi, sahada yaptıklarını not alması ve sonra tekrar Domingos üzerine tartışmaktı. Çocuk denileni yaptı, yeniden buluştular. Bu görüşmeler sonucunda Robson, Andre'yi Porto altyapısındaki hocalarla tanıştırdı. Artık genç takım oyuncuları hakkında notlar alıyor, fikirlerini üstlerine sunuyordu. Bir yandan da akıcı İngilizce'si sayesinde Robson'la doğrudan iletişim kuruyor, üzerindeki etkisini sürekli artırmayı başarıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda kendini Sir Bobby Robson'ın ellerine bıraktı ve onun ayarladığı torpille İskoçya'ya antrenörlük eğitimi almaya gittiğinde henüz 17 yaşındaydı. Zira İskoçya'nın Largs Akademisi, ki Jose Mourinho da burada eğitim almıştır, 18 yaşın altında öğrenci kabul etmiyordu. Ama dönemin Ipswich Town menajeri İskoç George Burley, Robson'ın telkiniyle genç Andre'nin koruyucusu, kollayıcısı ve öğretmeni olmuştu. C Lisans ile bir süre Burley'nin yol göstericiliğinde çalıştı, sonra Porto'ya döndü. Gereken bir yıllık çalışma süresini Porto altyapısında doldurdu, yeniden İngiltere'ye dönerek üç haftalık B Lisans kursuna yazıldı. Yine Burley'den yardım aldı ve kursun sonunda tekrar ülkesine dönüp, A Lisans için gereken müddet kadar çalıştı ve üç yılın sonunda, yani henüz 20 yaşında zirve takımları çalıştırma yetkinliğine sahip bir antrenör oldu. Bir yandan da maç ve performans analizi yetkinliğini sürekli artırıyordu. Sonrası Virgin Adaları, Porto, Jose Mourinho'yla kurduğu takım ve bugün...&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-2-AEXzn0ngQ/TdRl9IgG8iI/AAAAAAAACAc/Byfsp4assfA/s1600/boas1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 305px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-2-AEXzn0ngQ/TdRl9IgG8iI/AAAAAAAACAc/Byfsp4assfA/s400/boas1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5608219536911692322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Andre Villas-Boas, dün akşam Porto'yla kazandığı Europa League Şampiyonluğu'yla Avrupa'da majör kupa kaldıran en genç antrenör oldu. Aynı zamanda Portekiz Ligi'nde sezonu yenilgisiz tamamladı, bu ligde şampiyon olan en genç üçüncü hoca oldu. O'nun Porto'su, Portekiz lig tarihinin en çok puan toplayan ve üst üste en çok maç kazanan (16) takımı. Avrupa Kupaları'nda en çok maç kazanan ve en çok gol atan Portekiz takımı yine onlar. En çarpıcı olanı ise eski ekip lideri Jose Mourinho'ya ait olan Porto'nun 33 maçlık yenilmezlik serisini 36 maça çıkarmasıydı. Tüm bu muazzam başarıya giden yolda Andre Villas-Boas'ı sürekli Jose Mourinho'nun gölgesi takip etti, ama artık güneş tepeye çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlikte uzun yıllar çalıştığı Jose Mourinho'nun Special One'ına atfen Villas-Boas'a Special Two deniyor, fakat genç teknik adam bu konuda farklı düşünüyor: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Ben Inter'den ayrıldıktan sonra, Academica'dayken sık sık konuşurduk ama artık Jose'ye konuşmuyoruz. Ayrılmamızın tek sebebi, benim hedeflerimi gerçekleştirmek istememdi.''&lt;/span&gt; Bu noktada akla gelen, ikilinin eski takım arkadaşı olması, profesyonel futbolculuk geçmişlerinin olmaması ve kariyerlerinde sıçradıkları yerin Porto olmasından doğması muhtemel rekabet. Lakin aralarında asla bir yarış olamayacağını söyleyen Villas-Boas diyor ki, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Tüm zamanların en iyisi olabilecek olan birine ben rakip olamam.''&lt;/span&gt; Ona göre Mourinho, bir antrenörün sahip olması gereken her şeye sahip. Oyuna dahil olan her etkene ayrıca önem veriyor ve her detaya özen gösteriyor. Nitekim Mourinho da hem Porto'da, hem de Chelsea'de detaylar konusunda en büyük yardımcısı olan Villas-Boas için vaktiyle&lt;span style="font-style: italic;"&gt; ''o benim gözüm ve kulağım''&lt;/span&gt; diyerek, aldığı övgüye karşılık vermişti.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-SdVwAzR6Zxo/TdRl9hBsk1I/AAAAAAAACAs/-5dw-VDVJyE/s1600/boas3.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 295px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-SdVwAzR6Zxo/TdRl9hBsk1I/AAAAAAAACAs/-5dw-VDVJyE/s400/boas3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5608219543495021394" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yine de kendisini Mourinho'ya denk görmeyen ve kıyaslanmaktan hoşlanmayan Villas-Boas'ın Mourinho'yla benzerlik oluşturan yönlerinin varlığı yadsınamaz. Her ikisi de antrenörlük becerilerinin gücünü maç hazırlığı, rakibe ve detaylara önem gibi çalışkanlık, hırs ve şevk isteyen metodlardan alırken, oyuncu grubuyla kurdukları fevkalade iyi ilişkiyle bu gücü besliyorlar. Bu konuda Porto kalecisi Helton,&lt;span style="font-style: italic;"&gt; ''Andre'nin takım arkadaşımızdan farkı yok.''&lt;/span&gt; diyerek aralarındaki ilişkiyi özetliyor. Mourinho'yla zıtlık oluşturan yanlarından biri ise mütevazi ve ketum karakterini yanı sıra, oyuna bakışı. Villas-Boas, Mourinho'ya göre saha içinde daha fazla serbestiyet yanlısı: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Oyun felsefemiz bana ait değil, daha çok oyuncuların planı uygulamaya ne kadar imkan sağladıyla alakalı. Atak oynuyoruz, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;her zaman insiyatifi ele alıyoruz;&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;çünkü biz inanıyoruz ki futbol, yaratıcılıkla eş anlamlı bir oyun olmalı.&lt;/span&gt;'' Mourinho saha içi ve dışındaki hemen hemen her şeyin kontrolünde ve  hükmü dahilinde olmasını isterken, Villas-Boas oyunu doğrudan sahip  olduğu futbolcular ve onların yetileri üzerine yıkıyor. Yaratacağı esas  farkın, oyuncuların sahip olduğu her şeyi saha içerisinde açığa çıkarmak  noktasında olacağında ısrarcı. Mourinho kendine has metodlarıyla oyuncularının, sıklıkla kendisi ne istiyorsa onu yapmalarını sağlarken Villas-Boas, oyunculara serbestiyet tanıyarak onlar için en uygun olanın peşinde koşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Villas-Boas'ın Porto'su sezon boyunca Jesualdo Ferreira'nın mirasını aynen devam ettirerek ön alanda presi ve sahayı en iyi şekilde kullanmayı amaçlayan atak bir 4-3-3 üzerinden oynadı. Geçtiğimiz sezon Emirates'te Arsenal'den beş yiyen takımın ileri üçlüsü (Hulk - Falcao - Varela) dünkü finalde aynen sahadaydılar, fakat artık bambaşka birer oyuncu olmuşlardı. Takımın kaptanı Bruno Alves, sezon başı Zenit'e gitti. Orta sahanın önemli oyuncusu Raul Meireles de Alves'ten kısa bir süre sonra Liverpool'a doğru yol aldı, ama yerlerini doldurmak Porto için zor olmadı. Finalde Rolando'nun partneri Otamendi, orta sahadan hücuma destek veren oyuncu ise Guarin idi. Sezonun ikinci yarısı Moutinho'nun rolünü çalan Kolombiya'lı Guarin, son ayları muhteşem oynadı ve finalde Falcao'ya muhteşem bir asist yaptı. Müthiş golcü Falcao sezon boyunca, tank misali kanadı kullanan Hulk dönem dönem uçtu; önlerine geleni ezip geçtiler. Yüksek tempoda oynadıkları prese dayalı atak oyunun karşısında kimse duramadı, tüm Avrupa'yı geçip sonunda bir başka Portekiz takımı olan Braga'yla finalde buluştular. Müthiş bir başarıyla buraya gelen Braga, finalde Porto'yu derinde bekledi ve önde kazanacağı toplarla gol aradı. Şablonu Porto'yla eşleyip, rakip kenar oyuncularının oyunu genişletmesine izin vermeyince oyunun büyük bölümünde Porto'yu bozdular. Atağa çıkarken yapılan bir anlık hata skoru değiştirdi; yerleşemediler ve Guarin - Falcao ikilisi cezayı kesti. Aksiyon dozu düşük geçen final yalnızca cila sayılırdı Porto için, zira onlar esas sükseyi sezon boyu oynadıkları futbol ve aldıkları skorla zaten yapmışlardı. Kupa, bu muhteşem sezonun beklenen ödülü oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Andre Villas-Boas'ın yalnızca gidenlerin yeri doldurulan takıma yaptığı katkı, açıkça geçen sezon ile bu sezon arasındaki dev kontrastın sebebini oluşturuyor. Neredeyse aynı oyuncularla bambaşka bir takım yarattı. Şablon aynı kalmış olsa da takımın oyun stiline ve oyuncuların oyun becerisine katkı yaptı, bunun yanı sıra oyuncularına rakipler hakkında sürekli bilgi akışı sağlayarak sahaya daha donanımlı çıkmalarını sağladı. Kontra atak ve duran top gollerinde teorik ve pratik idmanların izleri görüldü, fakat esas farkı yaratan, kendi sözleriyle, çok başka: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Burada (Porto) bir diktatör yok. Benim işim temsil ettiğim kulübün yapısına ve oyuncuların düzen içerisinde göstereceği kaliteye bağlıdır. Bu yıl da yetenekli oyuncular ve güçlü bir felsefeyle iyi bir harman oluşturduk. Ben futbolu tek bir adamın şovu olarak görmüyorum. Bir maç tek kişiyle değil, ancak kolektif yetkinlikle kazanılabilir.''&lt;/span&gt; Claude Makelele'nin Mourinho'ya dair söylediği &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Başarıda tüm payı kendisine alıyor, oyuncuları unutuyor.''&lt;/span&gt; sözüne sanki bir karşıt yanıt gibi, Andre Villas-Boas başarıyı kulübe ve oyunculara dağıtıyor. Bu yalnızca Mourinho'yla değil, futbol dünyasındaki tek adam algısıyla da nisbi karşıtlık oluşturacak bir söylem. Sıradışı, şaşırtıcı bir mütevazilik ya da gerçek... kim bilir?&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-ZNJ_G0s_NQA/TdRl9cGvKXI/AAAAAAAACAk/VIxHvxjA9PY/s1600/boas2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 276px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-ZNJ_G0s_NQA/TdRl9cGvKXI/AAAAAAAACAk/VIxHvxjA9PY/s400/boas2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5608219542173985138" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sanırım şuna inanmak gerekir ki, Hoca'nın da söylediği üzere bu bir kolektif başarı. Porto'nun bugün muhteşem bir sezon seyri sonrası rekorların üstünü altına getirerek Europa League Şampiyonu olması, stabil yönetim yapısından oturmuş scouting sistemine, süper menajer Jorge Mendes'in yaratımı olan ''fon'la transfer'' sayesinde kurulan güçlü mali yapıya ve Portekiz'in Brezilya ağırlıklı olarak Güney Amerika'yla kurduğu dinamik bağa kadar pek çok etmenin başarısı. Şüphesiz takım sahaya çıktıktan sonra öncesinde olanlar anlamını yitiriyor, ama kaliteli oyuncuların ve Andre Villas-Boas'ın gölgesinin ardındaki Porto, yıllardır nev-i şahsına münhasır kulüp yapısıyla aykırı kalmaya ve kazanmaya devam ediyor. Yine de tüm bunların çimentosu olan Villas-Boas'a kendisine verdiğinden biraz daha fazla pay vermek gerekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Porto bir süre dubleyi kutlayacak, ama biz uzaktan bakan olarak soracağız: Peki sonra? Oyuncularının içlerindeki gücü tümüyle dışarı çıkaran ve sahip oldukları tüm yetileri sahada sergilemelerini sağlayan Andre Villas-Boas'ın sonraki işi ne olacak? Porto'nun yolu belli, bu kolektif başarının yanına eklemlenen futbol aklıyla bir de CL tecrübesi yaşamak ister mi, yoksa Daha Büyükler'in çağrısına mı uyacak? Yine bu hususta kendisinden ipucu alalım: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''CL'de grupları geçersek, çeyrek final oynayabileceğimizi düşünüyorum. Bu benim için yeni bir tecrübe olacak. (...) Ben üstün yetenekli oyunculardan  yararlanan normal bir antrenörüm, yeni Special One değilim. Bir gün  gelecek bu denli yetenekli oyunculara sahip olmayacağım. Belki de o zaman Shit One olurum!''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine diğer etkenlerin uygun olmasına vurgu yapıyor. Kendisine bir kariyer yolu çizmiş durumda, ama belki de umduğundan hızlı, belki de yavaş gelişti bazı şeyler. Zira bu yaşında 17 yıllık antrenörlük deneyimi sonrası şimdiden biraz yorgun görünüyor: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Amacım gurur duyacağım işler yapmak. Hedeflerim var, ama bu işi uzun süre yapmak da istemiyorum. Bu iş insanı duygusal olarak tüketiyor. Belki 10-12, belki de 15 yıllık bir kariyer; daha fazlası değil. Sonra bırakacağım.''&lt;/span&gt; Bunun anlamı, 33 yaşındaki Villas-Boas 45'ine geldiğinde emekli olmak istiyor. Yani onun peşinde olanların fazla vakti yok. Mourinho sonrası daha dinamik bir oyunun ve CL Şampiyonluğu'nun hayalini kuran para babası Abramovich, bugünden sonra Andre Villas-Boas'ı ilk sıralara yazmış olabilir. Boynuz kulağı geçecek mi, yoksa Villas-Boas -kendi sözleri doğrultusunda- şartların iteklediği bir kahraman mı, yoksa bu eşsiz, ilham verici kariyer kendi yolunda akmaya devam edecek mi? Hep birlikte göreceğiz, umarım şans da yanında olur.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-JptYbzJON3A/TdRl9u_-ppI/AAAAAAAACA0/a2Ej6nB33II/s1600/boas4.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 303px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-JptYbzJON3A/TdRl9u_-ppI/AAAAAAAACA0/a2Ej6nB33II/s400/boas4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5608219547245913746" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Andre Villas-Boas'ın vaktiyle Bobby Robson'a hakkında telkinde bulunduğu, üzerinde tartıştığı ve bir bakıma ona bugünlerin yolunu açan dönemin Porto santraforu, sözkonusu Domingos kim miydi? Dün akşam Dublin'deki finalde Braga'nın antrenörü olan Domingos Paciencia'ydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center; font-weight: bold;"&gt;Porto 1-0 Braga&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kaynakça: Jason Burt, Dominic Fifield, Alex Hayes (röportajlar) ve FIFA.com&lt;/span&gt; &lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Görseller: Daylife&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19.05.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-4144914678890982137?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/4144914678890982137/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=4144914678890982137&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/4144914678890982137'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/4144914678890982137'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/05/andre-villas-suphesiz-special-boas-ve.html' title='Andre Villas &apos;&apos;Şüphesiz Special&apos;&apos; Boas ve Gölgenin Ardındaki Porto ya da Shit One!'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-7YqhbHUANUM/TdRmIwtrTjI/AAAAAAAACA8/IqPfUpi0NNY/s72-c/porto1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-3075975855699826984</id><published>2011-05-09T17:39:00.009+03:00</published><updated>2011-05-10T12:51:40.360+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye&apos;nin Futbolu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Belediye'nin Geçmişteki Büyük Rantı -  Türkiye Kupası Final: Beşiktaş - İBBSpor</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Beşiktaş'ın kötü geçen sezonda tutunduğu tek dal, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-family:arial;" &gt;-turnuvanın ilk dört yılından sonraki sezonlar dikkate alındığında-&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; tarihteki en iyi dönem performansını ortaya koyarak son 5 yılda 3 kez kazandığı Türkiye Kupası. İBBSpor ise zirve ligdeki dördüncü sezonunda, kuruluşunun yirminci yılında sakin ilerleyen projesinin ilk büyük meyvesini toplamak üzere Beşiktaş karşısında. Şansı tutmuyan ile 60'lar futbolu mu, yoksa sahada olan-biten'in bir anlamı var mı? Belki de reçete, hiç yoktan bir eleştiri ve kısa geçmişe yolculuk ya da geleceğe dönüş; buyrun...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-pGSvZC8T6-g/TcfgO25TB3I/AAAAAAAAB_g/X5WsK-lwfUM/s1600/kayseri.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 144px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-pGSvZC8T6-g/TcfgO25TB3I/AAAAAAAAB_g/X5WsK-lwfUM/s400/kayseri.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5604694807144499058" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir futbol maçını şekillendiren faktörleri sayabilir misiniz? Oynayan insan sayısı fazla, alan çok büyük, top yuvarlak ve onu yönlendirecek olan da beyinle arasındaki mesafe bir buçuk metrenin üzerinde olan ayak olunca etki kalemleri kendiliğinden çoğalıyor. Bir de buna zemin koşullarını, hava durumunu, maçın önem derecesini, hakemi, iyi şansı ve kötü şansı, maç öncesi kız arkadaştan gelen telefonu, tribünleri ve daha onca kaydadeğer ögeyi eklediğimizde ortaya kendi değerini aşan, her bilim dalının bir şekilde bulaşabildiği bir oyun çıkıyor. Fakat futbolun özü, her zaman olduğu gibi, hele ki üst düzey futbolda, oyunun başat faktörü olmayı sürdürüyor. Aynı zamanda en kolay değiştirilebilir etken olmayı da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denir ki, formasyonlar yerleşik birer kalıp, birer nötr bir değişkendir; belirleyicinin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''iyi yapmak - kötü yapmak''&lt;/span&gt; olduğuna inanmak gerekir. Ama futbolu bir alan yaratma / alan kapatma oyunu olarak görenler, bu önermeye şiddetle karşı çıkarlar. Bir oyun olan futbolda taktik, gözlemin yorumu sonrası ortaya çıkan sebep üzerine işleme konulan farklılıkları içerir. Bir oyuncunun güçlü ve zayıf yanları, o günkü ruhsal durumu, rakibin vaziyeti... hepsinden de önemlisi, oyuncunun topu sahanın neresinde kullandığı ve karşıladığı; yani akli bir değerlendirme üzerine gösterilen sahadaki yeri ve rolüdür. Yine de kabul etmek gereki ki, bir gerçektir, sezon ya da maçlar serisi doğrudan  girdi - çıktı şeklinde taktik sebepler üzerine bir sonuç göstermez. Her  zaman karşılığını alamayabilirsiniz ya da tam tersi. Sözkonusu sonuç  olduğunda yan etkenler normalde olduğundan daha fazla hak iddia  edebilir. Ama galiba Beşiktaş - İBBSpor maçları, bu hususta bir istisna. Bu iki takım arasındaki maçlar, şaşırtıcı şekilde doğrudan taktik sebeplerle şekilleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş bugüne dek İBBSpor'la &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;8 kez&lt;/span&gt; lig maçı oynadı. Bunlardan ancak &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2'sini&lt;/span&gt; kazanabildi, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3'ünde&lt;/span&gt; berabere kaldı ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3 kez&lt;/span&gt; yenildi.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;Bu süreçte Beşiktaş dört farklı hocayla çalışırken, zirve lige Abdullah Avcı'yla çıkan İBBSpor, ilk sezonunda 12'nci olduktan sonra takip eden sezonlarda sırasıyla 9'uncu ve 6'ncı oldu. Aradan geçen dört yılda, zirve ligdeki ilk günlerindeki kadrolarıyla bugünkü kadro arasında bir kalite uçurumu yok. Ancak aynı hoca, aynı oyuncu grubu ve aynı oyun sistemi (formasyon ve stil) üzerine çalışarak toplam performanslarını iyileştirdiler. Bu süreçte oyun fikri, oyuna bakışı, özverisi ve tecrübesi farklı hocalarla çalışan ve kadrosu hep daha güçlü olan Beşiktaş ise bu takımdan sürekli tokat yemeye devam etti. Aşağıda sözkonusu sekiz maçın skorları ve maça çıkan Beşiktaş kadrolarının orta saha yapısının dökümü var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2007-2008&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Beşiktaş 0 - 0 İBBSpor&lt;/span&gt; =&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Cisse - Delgado&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İBBSpor 2 - 1 Beşiktaş &lt;/span&gt;= &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tello - Delgado&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2008-2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;İBBSpor 1 - 1 Beşiktaş&lt;/span&gt; = &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Cisse - Delgado&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 153, 0);"&gt;Beşiktaş 2 - 1 İBBSpor&lt;/span&gt; = &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ernst - Tello - Delgado&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2009-2010&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;İBBSpor 1 - 1 Beşiktaş &lt;/span&gt;= &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fink - Ernst&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 153, 0);"&gt;Beşiktaş 2 - 0 İBBSpor&lt;/span&gt; = &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fink - Necip - Ekrem&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2010-2011&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Beşiktaş 0 - 2 İBBSpor&lt;/span&gt; = &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ernst - Delgado&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İBBSpor 2 - 1 Beşiktaş&lt;/span&gt; =&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Aurelio - Guti&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş'ın İBBSpor'u mağlup ettiği her iki maçta da Mustafa Denizli imzası var. Bu durum bize belki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Seneye takımı korkak oynatma!''&lt;/span&gt; tezahüratını hatırlatıyor olabilir, zaten buna aşağıda değineceğiz. Aldığı üç mağlubiyetin ikisinde ise Bernd Schuster imzası var. Ertuğrul Sağlam'ın yenilgisinde şüpheli bir kırmızı kart, sonraki galibiyetlerin birinde bir ofsayt gol; mutlaka doğrudan girdi - çıktı ilişkisi kurmak mümkün değil. Ancak böylesi belirgin bir tabloyla sık karşılaşılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;08/09 sezonun başındaki İBBSpor beraberliği, Beşiktaş tarihi açısından bir milattır. Sezona Uğur - Cisse orta saha ikilisinin önünde Delgado'yla başlayan Beşiktaş, sezona dört maçta üç galibiyet ve Trabzonspor deplasmanındaki beraberlikle başlamıştı. Ama ne olduysa Ertuğrul Sağlam'ın fikri değişti ve Olimpiyat Stadı'nda Nobre - Bobo ikilisi bir arada sahada yer aldı. Metalist Kharkiv deplasmanındaki hezimet ve Ertuğrul Hoca'nın görevi bırakması, bu maç öncesi alınan kararın sonucudur. Bir bakıma aynı sezon gelen dublenin ve ilk İBBSpor galibiyetinin de tohumları, Ertuğrul Hoca'nın Cisse - Delgado orta sahasına dönüşünün ateşlediği fitil sayesinde gerçekleşti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi sezon başında Mustafa Denizli, çift kesici nitelikli orta saha oyuncusuyla kazanmaya yakın olduğu bir maç oynadı ve berabere kaldı. Bir önceki sezonda gelen galibiyette kurulan orta saha üçgeni bu kez kurulmamış, Delgado'nun partner olduğu çift merkez orta saha yapısına göre artısı her iki oyuncunun da rakibi takibi olan bu yapı, sonucu alamasa da yine kaybetmemişti. Aynı sezonun ikinci yarısındaki erteleme maçında ise bir kez daha orta sahada üçgen kuruldu ve Beşiktaş'ın İBBSpor karşısındaki en iyi performansı ve en net galibiyeti geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sezon ise &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''atakçı''&lt;/span&gt; hoca Bernd Schuster, 60'lar futbolu oynadıklarını iddia ettiği rakibinin karşısına 2007 model Beşiktaş'ı çıkardı ve kaybetti. Üstelik bir de değil, iki kez aynı şekilde kaybetti. Delgado'nun yerine benzer fiziki niteliklere ve benzer defansif reflekslere sahip hafif sakat Guti, Cisse'nin yerine ise muadili Aurelio oynadı ve Beşiktaş, tüm sezonun umutlarını üç yıl önce olduğu gibi yine Olimpiyat Stadı'nda bıraktı. Takım yine kadrolar açıklandığında mağlup olmuştu, maç oynanırken değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz aylarda Eurosport Türkiye'ye röportaj veren Abdullah Avcı'nın şu cümlesi epey çarpıcıdır: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Bizi (kötücül olmakla) eleştirenler baksınlar, benim takımım Beşiktaş maçlarında başka maçlarda olmadığı kadar pozisyona girdi.''&lt;/span&gt; O'nun takımı yıllardır yakın hatlarla, gerektiğinde derinde ama sıklıkla top orta saha civarına geldiğinde doğrudan topa baskı yaparak, organizasyon ve reaktivite üzerine oynuyor. Bu planlarını zamanla iyileştirdiler, ön alandaki oyuncu kalitesinin artmasıyla artık daha iyi pas yapar hale geldiler. Diğer yandan Beşiktaş'a karşı ekstra bir motivasyonla oynadıklarına dair herhangi bir emare yok, aksine Beşiktaş'ın her zaman rakibinin ekmeğine yağı, balı boca etmesi durumu var. Beşiktaş'ta kadro ve hoca değişiyor, ama değişmeyen her Beşiktaş maçına aşağı-yukarı aynı planla çıkan İBBSpor'un tokatları; zira aşağıdaki görselde modellendirilen durum, sözkonusu Beşiktaş - İBBSpor maçının klasiği olmuş durumda:&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://makeagif.com/H1wY3m" title="H1wY3m on Make A Gif, Animated Gifs"&gt;&lt;img src="http://makeagif.com/media/5-09-2011/H1wY3m.gif" alt="H1wY3m on Make A Gif, Animated Gifs" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Not: Sorunun isimlerde olmadığını açıkça ortaya koymak adına görseldeki Beşiktaş kadrosu son dört yılın kolajı şeklinde oluşturulmuştur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Görsel No.1: Geriden pasla oyun başlatan Beşiktaş'ta iki stoper aralarında paslaştılar. Beklerse onlara alan açmak adına orta sahaya yaklaşmışlardı. Orta saha ikilisinden Cisse, oyunu kuracak ilk pası aldı. Rakibin baskısını görünce soluna yöneldi ve kendisini boşa çıkaran Guti'yi gördü. Guti topu aldı, kafasını kaldırdı. Sağına doğru hareketlenerek kendine alan açtı ve bir kez daha kafasını kaldırdı. Ama bu anda elinde üç pas opsiyonu vardı: Sol beke yan pas, topu stoperlere geri vermek ki, epey riskli ve rakip savunma arkasına başarı yüzdesi çok düşük olan bir uzun pas...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aksiyon, her maç defalarca tekrarlanmıştır. Maçı kazanması gereken, hatta son maçta zorunda olan Beşiktaş'ta Guti bir kez sol beke verir, bir kez stopere; ama bu işin böyle yürümeyeceğini bildiğinden risk almaya başlar. Çalım denemeleri, ileri uca merkezden top geçirme çabası hasıl olur ve mutlaka hata gelir. Kenar oyuncuları rakip bek takibinde zayıf olan Beşiktaş, orta saha yuvarlağı civarında topu kaptırdığında rakip kolayca beş ya da altı kişiyle hücuma çıkıyor olur. Bu bir geçiş (transition) periyodudur, Beşiktaş'lı tüm oyuncular bu anda hücum pozisyonlarda bulunurlar. Arka alanda oluşan geniş alanlarda topa sahip olan rakibin mükemmeli yapmasına, çok üstün niteliklere sahip olmasına gerek kalmaz. Bir doğru pas, bir iyi koşu, bir iyi şut (İskender Alın) işi bitirir. Maç boyunca ve golden sonra Beşiktaş hep topu domine ediyor görünür, ama oyununu rakibine asla dikte ettiremez. Skorda geri kalmanın etkisiyle daha fazla risk alınır ve rakibin ikinci golü ile perde kapanır. Futbolda her zaman böyle olmaz, ama gariptir, Beşiktaş - İBBSpor maçlarında hep böyle olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Guti gibi top kullanabilen, onun gibi oyuna hükmedebilen birinin varlığı her zaman iyidir, ama topu sahanın neresinde kullanacağı ve neresinde kaybedeceği bundan daha önemli. Aynısı Delgado için de geçerliydi, zira o konuda yorgan gitti kavga bitti. Guti ya da Delgado orta saha ikilisinde olduklarında, birincisi kaptırdıkları topları titizlikle kovalamıyorlar. İkincisi, kendi yarı sahalarında ve baskı altında olsalar bile ince düşünüyor, ideal pası kovalıyorlar; bu yüzden top kayıpları büyük tehlike oluşturabiliyor. Beşiktaş takımı isteyen, arzulu taraf gibi görünmesine rağmen rakibinin tuzağına düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tuzağı işlemez kılmak ve futbol sahasındaki şartları dengelemek için daha önce yapılmış olan ve sonuç gören hamleler var. Bunlardan en belirgin olanı, doğrudan yukarıda açıklanan soruna çözüm getiren yapının kurulması:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-N6cQxqp7aZc/Tcf27003RxI/AAAAAAAAB_w/TQdKIMaK-zY/s1600/5.png"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 222px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-N6cQxqp7aZc/Tcf27003RxI/AAAAAAAAB_w/TQdKIMaK-zY/s400/5.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5604719768938956562" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Not: İsimler yine önemsiz, aslolan sahada görünen yapıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Görsel No.2: Bir üstteki görsel rakibin savunma önü oyuncusu (Mahmut Tekdemir) ile eşleşen bir ikinci forvet ya da forvet arkası kullanan Beşiktaş, bu oyuncuyu değiştirip, savunma önünde oynayabilen biriyle 11'ini oluşturmuş olarak görülüyor. 4-4-2/4-2-3-1 olan şablon, 4-3-3'le değiştirilmiş durumda.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce iki kez İBBSpor'a karşı maç kazanan bu yapıda kilit, savunma önüne eklenen üçüncü orta saha oyuncusu. Daha önce topa sahip görünen ama oyununu dikte edemeyen Beşiktaş, bu şekilde geride set kurma safhasını uzatıp, topa daha fazla sahip olabilir. Bir fazla oyuncu, üç yeni pas opsiyonu açar, ilkesi uyarınca Beşiktaş'ın topla oynama oranı mutlaka artar. Daha fazla sabır imkanı oluşur ve ayrıca, ön alanda kaybedilen topların sayısı düşer. Ayrıca kaybedilen toplarda da arkada daha kalabalık olunur. Bu durum, Beşiktaş'ı kolayca öne çıkarmasa da en azından şartların eşitlenmesini mümkün kılarak, daha önce hep ana hat üzerinden şekillenen oyunun yetenek farkı ve ayrıntılar üzerine taşınmasını sağlayabilir. İspatı, orta sahada üçgen kurularak kazanılan iki maç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının başından beri hep söylediğimiz gibi, futbol sahasında gelir - gider asla eşit çıkmaz. Asla garanti yoktur, ama ben artık kadrolar açıklandığında maçı kaybetmek istemiyorum. Mustafa Denizli'nin gösterdikleri ışığında asgari gereklilik, rakibin savunma önü oyuncusu Mahmut'u atıl kılacak olan birbirine yakın (4-3-3 ya da forvet arkası oyuncusu orta ikiliye yakın oynayan 4-2-3-1) üçlü orta saha. Bu yapı kurulmadıkça, daha önceki maçlar ışığında favori her zaman İBBSpor olacaktır. Ayrıca bu bir final, yani Beşiktaş kadar İBBSpor'un da tek şansı kazanmak. Dolayısıyla sabır her şeyden önce geliyor, her iki takım da kaybederse her şeyi kaybedecek. Ama İBBSpor'un bildiği ve iyi becerdiği tek galibiyet yolu belli. Hamle yapması gereken taraf yine Beşiktaş olacak. Kazanan, her şeyi alır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duran toplar, iyi şans, kötü şans, hakem kararları... her şey bu finalin skorunu tayin edebilir. Elde kalan kısmi müdahale edilebilir alana yönelik doğru, benim beklentimdir. Sonrasında tabelada yazana diyecek sözümüz olamaz. Akıl tutulması yaşayan Bernd Schuster'in hatalarını eminim yardımcısı Tayfur Hoca görmüştür, sonuç üzerine bir yeni yorum yapacaktır. Ernst'in yokluğunu yegane büyük sıkıntı olarak görünüyor. Cezalı Toraman'ın yerine stoperde Aurelio'nun oynayacak olması da orta sahadaki opsiyonlardan birini daha azaltıyor, fakat üçgeni kuracak oyuncular halen yeter sayıda mevcut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayseri'den güzel anılar, gazete kağıdına sarılı pastırma ve kupayla dönmeyi umarak, herkesin yolu açık olsun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Beşiktaş (4-3-3):&lt;/span&gt; Rüştü; Ekrem, Sivok, Aurelio, İsmail; Fernandes, Necip, Guti; Simao, Quaresma, Bobo.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İBBSpor (4-5-1):&lt;/span&gt; Hasagic; Rızvan, Metin, Can, Ekrem; Mahmut, Holmen, Cihan; Tevfik, İbrahim Akın, Gökhan Ünal.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;09.05.2011&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-3075975855699826984?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/3075975855699826984/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=3075975855699826984&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/3075975855699826984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/3075975855699826984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/05/belediyenin-gecmisteki-buyuk-rant.html' title='Belediye&apos;nin Geçmişteki Büyük Rantı -  Türkiye Kupası Final: Beşiktaş - İBBSpor'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-pGSvZC8T6-g/TcfgO25TB3I/AAAAAAAAB_g/X5WsK-lwfUM/s72-c/kayseri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-554592554354961964</id><published>2011-05-08T00:33:00.001+03:00</published><updated>2011-05-08T01:07:13.349+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ada Futbolu'/><title type='text'>Premier League'de Sezon Finali: Manchester United - Chelsea</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-stYJbotQDrk/TcW75CMm5II/AAAAAAAAB-4/0Dvlnn6a6y0/s1600/giggsy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 261px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-stYJbotQDrk/TcW75CMm5II/AAAAAAAAB-4/0Dvlnn6a6y0/s400/giggsy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5604091899849139330" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Geçen yılın Nisan ayı başında Man Utd, evindeki Chelsea maçına 1 puan önde çıkıyordu. Kazanırsa takipçisi Chelsea'ye 4 puan fark koyup, şampiyonluk için çok büyük bir avantaj elde edecekken Ancelotti'nin maç planına ve sonradan oyuna giren Drogba'nın süper golüne çare üretemeyerek maçı ve lig şampiyonluğunu kaybettiler. Sorun şu ki, o günlerde Wayne Rooney sakattı ve bu bilek sakatlığı art arda hem ligi, hem de CL'yi kaybetmelerine sebep oldu. Chelsea ise sezonu duble ile kapattı ve yeni sezona play-station ritminde başladı. Ona beş, buna yedi ile geçen günler sonbaharda düşen yapraklarla birlikte yerini kışa bıraktı ve Chelsea, kış fikstüründe oynadığı 11 maçta ancak 10 puan toplayabildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni lider Manchster United oldu, o gün bu gündür değişmedi. Bu iki takım, ağır kış koşulları nedeniyle ertelenen maç için 1 Mart'ta Stamford Bridge'de buluştuklarında aralarındaki puan farkı 15'ti. Chelsea kazandı ve o günden sonra yalnızca Stoke City'e 1 puan verdiler. Potansiyel 27 puanın 25'ini aldılar ve Ancelotti, Nisan ayının menajeri olurken Chelsea takımı bahar aylarının form tablosunun zirvesinde yer alıyor. Man Utd ise üç kulvarda dört nala koştu, Chelsea'yi eleyerek CL yarı finaline sıçradı ve bugün finalde. Arada FA Cup Yarı Finali oynadılar, fakat ligde sözkonusu dönemde rakiplerine 11 puan verdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi hesaplayalım: Üç puan aralarındaki maçta kapandı, Chelsea sürekli kazanırken United fazladan dokuz puan kaybetti ve bugün... geçmişte ne olduysa oldu, yaşandı ve bitti. Bugün, iki takım arasındaki puan farkı yalnızca üç, averajlar eşit ve birbirleriyle oynayacakları maç, sezonun bitimine üç maç haftası kala geldi, çattı. Pazar akşamı, Premier League'de sezon finali sahne alıyor. Slogan belli: Kazanan Şampiyon!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Avantaj United'da&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç puanlık avantaj United'a beraberlik kredisi veriyor, ayrıca maç Old Trafford'da. Futbol ezberine göre böylesi kritik bir maç öncesi bunlar yeterince kaydadeğer artılar, fakat peşinden &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Chelsea erken bir gol atarsa iç saha avantajı, dezavantaja dönüşebilir'' &lt;/span&gt;saçma klişesinin gelmemesi gerekiyor. Nitekim sıklıkla gol sonuçtur, sebep değil. Esasen United'ı bu maçın favorisi haline getiren, onların iç saha formu. Geçen yılın Nisan başından bu yana Old Trafford'da 30 maç oynadılar. Bunlarda 27 galibiyet, 3 beraberlik aldılar. Lige baktığımızda ise bu sezon Old Trafford'a 17 takım konuk oldu, yalnızca West Bromwich Albion puan çıkarabildi. Muhtemel 51 puanın 49'unu aldılar. Eğer deplasman formu kötü olmasaydı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;-şampiyon olmaları halinde tarihteki ikinci en kötü deplasman karnesi sahibi şampiyon olabilirler, bu konuda bayrağı 76-77'de yalnızca 5 deplasman galibiyetiyle şampiyon olan Liverpool taşıyor-&lt;/span&gt; şimdiye çoktan kupayı kaldırmışlardı, fakat tabela iki parçaya ayrıldığında ciddi bir kontrast var. &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/04/sinir-bozucu-logosa-kars-sevimli-kaos.html"&gt;Man United, kendine has savunma prensipleri, coşku ve direnç&lt;/a&gt; ile kendi sahasında bir şekilde kazanıyor, ama akılları karıştıran, onları Old Trafford'da son mağlup eden takımın yine Chelsea olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Momentum Chelsea'de&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son dönem form durumu ve geriden gelmeleri, ayrıca geçtiğimiz haftaya kadar hiçbir şeyin belli olmaması psikolojik açıdan Ancelotti'nin ekibi için pozitif görünüyor. Hayal kırıklıklarıyla dolu sezonda bu maçı kazandıkları takdirde pek çok şeyin üzeri çizilecek, tarih baştan yazılacak. Krizin ayyuka çıktığı günlerde Ancelotti, kendisinin Ada Futbolu'na adaptasyonunu sağlayan yardımcısı Ray Wilkins'in görevden alınması üzerine&lt;span style="font-style: italic;"&gt; ''O'nsuz hiçbir şey kazanamayız.''&lt;/span&gt; demişti. Sakatlıklara eklenen iç karışıklıklar, Ancelotti'nin deyimiyle &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''olması gerekenden çok fazla süren bir düşüş dönemi''&lt;/span&gt; getirdi. Abramovich devreye girdi, çökmek üzere olan binanın duvarlarını altın suyuyla boyar gibi Fernando Torres'e £50 milyon ödedi. Ancelotti'nin masaya gelmek üzere olan kellesi, artık yolun sonuna geldiği söylenen bazı futbolcular ve Torres'in 1 gol için 10 maç beklemesi... eğer yarın kazanırlarsa, tüm bunların üzeri çizilecek. Fakat Nani, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Biz onları CL'de eledik, iki maçı da kazandık. Bu bize psikolojik bir avantaj getiriyor.''&lt;/span&gt; diyor ve bir bakıma dengeler eşitleniyor.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-4x9am_og6sU/TcW75bv8PtI/AAAAAAAAB_A/JPZqgRiR7jo/s1600/torres.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 275px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-4x9am_og6sU/TcW75bv8PtI/AAAAAAAAB_A/JPZqgRiR7jo/s400/torres.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5604091906708225746" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Torres Kulübeye?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz hafta Chelsea çok tartışmalı bir maç kazandı ve üç puanı cebine koydu. &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/05/buyuk-dinozorlar-cag-ifabaurus.html"&gt;Olmayan gol ve ofsayt gol ile maçı aldılar.&lt;/a&gt; Ertesi gün Arsenal'in Man Utd'ı mağlup etmesiyle Tottenham maçında olan-biten daha önemli hale geldi. Ancelotti, bu maçta Torres'i daha evvel kullandığından farklı bir rolde kullandı. Torres geldiğinden bu yana takımın A planı çift santrafor ve klasik dörtlü orta saha üzerine inşa ediliyordu. Gerçi takım kadrosunda safkan bir kanat adamı olmadığından şablon her daim melezleşti. Son Tottenham maçında ise şablon direkt bir 4-3-3'e evrildi ve Torres, en verimli olduğu tek santrafor rolünde kullanıldı. Drogba'ya düşen ise sağ kenar idi; Torres sahada olduğu müddetçe hiç alışık olmadığı kenar adamı rolünü oynamaya çalıştı. Sürpriz olmayacak şekilde ortaları hep karavana gitti, tamamlayıcı koşuları yapamadı ve vücut dili, rolünden memnun olmadığını maç boyu adeta haykırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Torres şu kritik zamanlarda dahi faydalı olamıyorken herkes hemfikir ki hem Drogba, hem de Anelka, tek santrafor işini bu ağır ve güçsüz Torres'ten daha iyi yapabilir. Çift santrafor kullanılacak ise Anelka, Torres'in hiç verimli olmadığı ikinci forvet rolünde geçen sezon harikalar yaratmıştı ve Drobga'nın gücü ve fizik yetisi, ona alanlar açarak yıldızlaşmasını sağlamıştı. Gerçek şu ki Torres'i bu noktaya dek sahada tutan, açıkça £50 milyon'dan fazlası değildi ve Chelsea, geçen maçlarda hep &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''ya olursa...''&lt;/span&gt; ile oynuyordu. Geçen haftaya dek şampiyonluk yakınlarda değildi, ama bu kez her koşu, her pas, her şut, her gol şansı çok önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Torres oynar da gol atarsa, £50 milyonu kurtarır mı? Gol bir sonuç ise, hayır. Oyuncuların form durumları yarın Torres'in kulübede başlama olasılığı yüksek olduğunu işaret ediyor. Nitekim üçlü orta sahayla birlikte kullanılacak olan Malouda - Drobga - Anelka ya da Kalou üçlüsü, geçtiğimiz sezon Old Trafford'da kazanan ekiple benzeşiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Anahtar: Wayne Rooney - John Obi Mikel&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alex Ferguson'un 2000'lerden önce kullandığı şablon her daim klasik 4-4-2 ve türevleri idi. Treble yaptığı sezonun ardından Real Madrid'e elendiği maçlar serisi sonrası bu fikrini revize etti ve asla, çift santraforlu düzeni takımın A planı olarak planlamadı. Hedef maçlarda sıklıkla savunma önüne ekstra bir durdurucu nitelikli orta saha oyuncusu ekleyip, 4-3-3/4-5-1'e geçiş yapar oldu; fakat bir süredir çok iyi işleyen Rooney - Hernandez birlikteliği, müthiş bir sezon geçiren Luis Nani'nin düşük form döneminde takımın asli hücum gücü haline geldi ve vazgeçilmez oldu. Son olarak Arsenal maçında Wenger'in biraz da kontroldışı olaylar sonucu gelişen Ramsey tercihi, Song'un Rooney'i taca çıkarmasıyla anlam kazandı ve Park'ın takibinde geciktiği Ramsey, Chelsea'yi umutlu kılan golü attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sezon çift merkez orta saha kullanan Arsenal, Man Utd'ın 4-4-1-1'ine çözüm olarak Song'u derinde ve Ramsey - Wilshere ikilisini aynı hat üzerinde kullanarak hem topa daha çok sahip oldu, hem orta saha üstünlüğünü ele geçirdi, hem de maçı kazandı. Yarınki maçta da forvet arkası rolünü üstlenen Wayne Rooney'nin Hernandez'e ne kadar destek verebileceği, John Obi Mikel'in kontrolünde olan bölgedeki performansıyla belirlenecek. Nijeryalı orta saha oyuncusu hem Rooney'i sürekli göz hapsine tutmalı, hem de Song'un yaptığı gibi onun birincil pas alanlarını kapatarak bolca top kazanmalı; zira fiziken zayıf ve topla münasebet becerisi yetersiz olan poacher (ceza sahası golcüsü) Hernandez'in Terry ve David Luiz karşısında tek başına pek şansı yok. Rakibinin orta saha - forvet hattı bağlantısını keserek merkeze hakim olan Chelsea'nin hücum gücü, rakibine oranla daha fazla. Bu da onlara maçı kazanacak fırsatları getirebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Saat 18:10'da&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maç öncesi bir diğer güzel haber, her iki takımın da tam kadro olması. Son iki maçta dinlendirilen Ryan Giggs ve hafta içi hafif sakatlığı nedeniyle oynatılmayan Wayne Rooney, bu maça ilk 11'de başlayacaklar. Uzun süren hastalığını atlatan Darren Fletcher hafta içi kısa süre forma giydi, bu maçta da sonradan takıma dahil olabilir. Alex Ferguson onun için, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Darren büyük maç oyuncusu, onun aramıza dönmesi çok güzel. CL Finali'ne kadar tamamen hazır olmasını umuyoruz.''&lt;/span&gt; dedi. Ayrıca yarın kazanırlarsa Man Utd tarihinin 19'uncu lig şampiyonluğunu kolaylayacaklar ve ezeli rakip Liverpool'un 18 kupasını geçmiş olacaklar. Diğer yandan Chelsea kazanırsa, artık son demlerini yaşayan Abramovich'in ilk göz ağrıları grubu ile bir kupa daha kazanarak misyonunu tamamlamış olacak. Sezon boyunca defalarca topun ağzına gelen Carlo Ancelotti'nin durumu bir kez daha gözden geçirilecek ve belki de yeni yatırım sürecinin başında kalacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık öncesi yok, yalnızca bugün var. Her şey ortada. Kazanan, her şeyi alır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Man Utd (4-4-1-1):&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Van der Sar; Fabio, Ferdinand, Vidic, Evra; Nani, Carrick, Giggs, Park; Rooney, Hernandez.&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chelsea (4-3-3):&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Cech; Ivanovic, Terry, David Luiz, ACole; Mikel, Essien, Lampard; Malouda, Drogba, Kalou.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;07.05.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-554592554354961964?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/554592554354961964/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=554592554354961964&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/554592554354961964'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/554592554354961964'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/05/premier-leaguede-sezon-finali.html' title='Premier League&apos;de Sezon Finali: Manchester United - Chelsea'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-stYJbotQDrk/TcW75CMm5II/AAAAAAAAB-4/0Dvlnn6a6y0/s72-c/giggsy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-7088315864132383419</id><published>2011-05-05T14:18:00.004+03:00</published><updated>2011-05-05T22:37:34.193+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya&apos;nın Futbolu'/><title type='text'>El Clasico 4'lüsünden Öğrendiğim 4 Şey</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Mourinho'nun ego otobüsü, takoz, demeç ligi şampiyonluğu, por que, UNICEF komplosu, aptal olmayan Einstein, tekmeler, itiş-kakış, otel odası... Guardiola'nın küfürü, koridor kavgası, zanlı Busquets, ödüllü bir tiyatral yapıt olarak Pedro Mascherano Barcelona... ve CL finalindeki Barcelona, önümüzdeki sezonu da İspanya'da geçirmeye niyetli biri ve şefin spesiyali, buyrun.&lt;/span&gt;..&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-Y-xX5-HqZYk/TcHXGFMV-nI/AAAAAAAAB-w/Qdz25GnlfNo/s1600/el%2Bclasico%2Bheyecan%2Bendeksi%2Bx.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 294px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-Y-xX5-HqZYk/TcHXGFMV-nI/AAAAAAAAB-w/Qdz25GnlfNo/s400/el%2Bclasico%2Bheyecan%2Bendeksi%2Bx.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5602995910898743922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;El Clasico serisi heyecan endeksi,  Mourinho'yla öğle bülteni...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1- Barcelona çok üstün, en üstün&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbol tarihinde pek çok köşetaşı dönem var. Bir takımın, bir hocanın, bir oyuncunun yalnızca dönemini etkilemekle kalmayıp, geleceğe de yön verdiği sıklıkla görülmüştür. Futbolun devinimi bu suretle devam etmiş ve her adım, peşinden bir karşıt adımı getirmiştir. Barcelona da kuşku götürmez şekilde bu günlerin en iyisi olmakla birlikte futbol tarihindeki başlıca yenilikçilerden biri olarak adını tarihe yazdırdı. Onları en iyi anlatan, yine başlarının belası Jose Mourinho:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Barcelona bir proje üzerine tanımlanmış bir takıma sahip. Cruyff'tan Van Gaal'e, Rijkaard'a ve şimdi Guardiola'yla yıllardır bir felsefeyi takip ediyorlar.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barcelona bir köşetaşı, çünkü tarihte daha önce hiçbir takım bu denli uzun süre bir arada ve aynı futbol fikri doğrultusunda idman yapan ve aynı kültür ortamında yetişen oyunculardan oluşturulmamıştı. Yalnızca takım arkadaşının sahanın neresinde olacağını bilen değil, o pası almazsa arkadaşının aklından ne geçeceğini de bilen bir grup onlar. Alan bulduklarında iki ceza sahası arasını muhteşem bir ahenkle; libero kaleci, kusursuz paslar, paslara yardımcı olan ve pasları tamamlayan boş koşular ile inanılmaz final pasını takip eden net son vuruşla aşabilen bir takımlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/FT328fVy5K4" allowfullscreen="" frameborder="0" height="314" width="500"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Valdes'in ayak içi mi, Iniesta'nın topu incecik araya koyuşu mu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bunun yanı sıra dünyanın en zengin kulüplerinden biri ve eksik yerlerini dünyanın en iyi, en nitelikli oyuncularıyla yamama kudretine sahipler. Aynı zamanda kulübün erk sahibi bir kurum gibi görüldüğü, sıradışı sosyo-kültürel ortama sahipler. Bundan da fazlası, takım olma standartlarını aşmış olan bu ekibe eklemlenen, sürecin kendisine kadar gelen kısmıyla kontrast oluşturacak ölçüde doğrudan problem çözücü nitelikleri olan Josep Guardiola. Onun katkılarıyla Barcelona bugün futbolun sancağını taşıyor, yenilmez gücünü ve trend belirlemeyi sürdürüyor. Jose Mourinho aradaki makası nispeten daraltsa da ezeli rakipler arasında halen bir uçurum olduğu bu seride tekrar onaylandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2- Guardiola makineyi yağlamaya devam ediyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/04/futbol-yabana-dogru-en-buyuk-kapsma.html"&gt;öğrendiklerimizin bir kısmını&lt;/a&gt; anlatmıştık. Aradan fazla zaman geçmedi, Guardiola CL serisinin ilk maçında yeni bir şeyler daha gösterdi. Her zamanki gibi rakibinden öğrenerek, kaybedilen Copa Del Rey finali sonrası kendi payına düşen dersi alçakgönüllülük ile hırs karışımı olması muhtemel duygularla çalıştı ve tekrardan bir yeni fark yarattı. Arka alanda birbirine yakın duran katı Real Madrid'in kazandığı toplarda Barcelona arka alanındaki boşlukları kullanması sorununu, takımının savunma dörtlüsünü Barcelona geleneğiyle zıtlık oluşturacak şekilde kendi yarı sahasında tutarak yanıt verdi. Bu durum takımına arka alanda yüksek direnç kazanırdı, Puyol etkisiyle birlikte rakip kontra ataklarını tümüyle pasifize etti. Ayrıca arka alanda daha kalabalık olmak, Barcelona'ya topa daha çok sahip olma imkanı sağladı; Hücum gücünden biraz feragat etseler de galibiyete bu yoldan ulaştılar. Çaresiz kalan rakibin sinirlerini bozuldu, &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.youtube.com/watch?v=t1CwU9h1OOQ&amp;amp;feature=player_embedded"&gt;Ronaldo'nun isyanında olduğu gibi&lt;/a&gt;, çok fazla yıprandılar. Copa Del Rey'de ortaya çıkan alan genişletme &lt;span style="font-style: italic;"&gt;-aşırı merkeziyetçi oyun nedeniyle son çizginin kullanılmaması kaynaklı-&lt;/span&gt; zaafının da Afellay ile doğrudan çözüme gol ile ulaşması, maç planını hedefe ulaştıran faktör oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Johan Cruyff'un Barcelona makinesi, temel düzeyde halen çalışıyor ama Guardiola sahip olduğu pragmatist anlayış ve taze fikirlerle bu makineyi yağlamasa, sözkonusu kupalar olduğunda Cruyff'un pek çok fikri bugün bir anlam ifade etmiyor. Guardiola, daimi atak ve sürekli ön alanda oynama fikrinin teori saplantılı ve mazide kalmış geçersizliğinin farkında olarak takımını sürekli kazanma yoluna uyduruyor ya da yeni kazanma yolları buluyor, uyguluyor. Xavi ve Mourinho gibilerine göre Pep, bu yetilerini dünyanın her yerinde gösterebilir. Bu belki şimdilik tartışmalı, ama şu kesin ki onun bu takımla olan birlikteliği puzzle'ın parçaları gibi. Birbirlerinin yuvasına oturuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3- Şanslı kişi, nesneler arasındaki görünmez bağların farkında olandır&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barcelona'nın sahip olduğu güç, satın alınabilir değil. Oyuncuların her birinin bir değeri olabilir. İnsanoğlu aç gözlüdür, olur ya akılları çelinebilir. Lakin bu ahenge ulaşabilmek için yalnızca bir oyuncu ya da oyunculara değil, bir oyuncu grubuna ihtiyaç var. Aynı şekilde onlar arasındaki bu görünmez bağları kesebilmek, koparabilmek için de gözün ilk bakışta gördüğünden fazlasına gerek var. İsimlerinden biri Felix (şanslı) olan Jose Mourinho, futbol ortamında bu yetiye haiz olan nadir birkaç kişiden biri. Onlardan üstün bir tez üretme şansı olmasa da (dev projeye karşı tek kişi) son iki yılda Barcelona'nın sahip olduğu arızaları herkese ve Guardiola'ya göstererek, bugün yaratılan steril dominasyon'un ortaya çıkmasına yardımcı oldu. Bir bakıma bu Barcelona canavarını Jose Mourinho yarattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Copa Del Rey Finali'nde Pepe'yi savunma önünde süpürücü olarak değil, orta üçlünün solunda Xavi'nin markajı olarak kullanması, bu seride yaptığı tek çarpıcı taktik hamle idi. Onun markaj becerisi ve sertliğinden yararlandı. Bunun dışında, Inter'de yaptığı gibi birbirine yakın hatlar ve hedefe yönelik yüksek motivasyon ile kazandı. Sezonun ilk yarısındaki 5-0'lık maçta olduğu gibi yeniden intihar etmedi ve Arsenal'in de reaktif oyunla kazandığı gerçeğinden hareketle teorinin, gerçeği geriden takip ettiğini bir kez daha tasdikledi. Barcelona'ya bu şekilde karşılık vermek, oyunu bir şekilde ayrıntılar üzerine taşıyabiliyor. Üçüncü maçta Pepe atılmasa ya da son maçta Higuain'in golü sayılsa, gibi varsayımlar Barcelona'nın yavaşlatılması sayesinde mümkün olabiliyor. Barcelona makinesinin yağı bitmedikçe, gücü azalmadıkça ve bir futbol delisi sıradışı bir şey göstermedikçe, bilinen yegane şans bu. Wembley'de Sir Alex Ferguson'da da benzer bir yaklaşım görmemiz olası. O  da kazandığı sürece korkak, sıkıcı ve olumsuzcu olmayı iltifat sayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-W7_ZyqjF4ww/TcHW0cupuiI/AAAAAAAAB-g/nLZN0qyI7mk/s1600/ref1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 279px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-W7_ZyqjF4ww/TcHW0cupuiI/AAAAAAAAB-g/nLZN0qyI7mk/s400/ref1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5602995607979014690" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4- Futbol rahat koltuklarda oynanmıyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu serinin bitmesine en çok sevinen, İspanya milli takım hocası Vicente Del Bosque olmalı. Yeniköy Kasabı, maçlar sırasında sahada olan-bitene dair endişelerini dile getirmişti. Milli takım kampında oda arkadaşı olan futbolcular, '&lt;span style="font-style: italic;"&gt;'...abi çekiyoruz diye yani kimse bizim korkacağımızı sanmasın''&lt;/span&gt; minvalinden sözlerle saha içinde dalaştılar. Yetmedi, koridorlarda kavga ettiler. Sabıkalı Pepe tekme attı, canı yanan yerde yatarken bir sonraki pozisyonda havadan nem kapan suratını tutar oldu. Pedro ve Busquets'in oyunculuk becerisi takdir topladı(!) ki, Busquets'in geçen sezonki Inter eşleşmesinden kalma sabıkası da vardı. Guardiola oyuncularına kendinizi yere atın, hakemin üzerine oynayın dedi mi, yoksa Mourinho tekme atmayı salık mı verdi? La Masia'da bunları öğretmiyorlar, MouPad'de de frp oyunu yoktur herhalde! Sıklıkla pek çok derbide görüldüğü üzere futbolcular atmosferden, baskı unsuru olan tüm etmenlerden etkinlenerek dark side'a geçtiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mourinho'nun akıl oyunları ve Guaridola'nın karşılıkları, her maç öncesi ve sonrasındaki basın toplantılarının heyecanla beklenmesini sağladı. Saha içinde en iyisini yapan hocalar, saha dışında da kendilerine bir demeç ligi kurdular ve tartışmasız galip Jose Mourinho oldu. Fakat saldırgan demeçler ters tepti ve üçüncü maçta Jose Mourinho kendi silahıyla vurularak kulübeden atıldı. UNICEF komplosu iddiası, UEFA'nın yönetim kadrosuna dek varan eleştiriler son nokta oldu; maçları kazanamadıkça onursal başkan Di Stefano ve başkan Calderon'dan tepki gördü. Taraflı basının (Marca - As ve El Mundo Deportivo) manşetleri, haberleri Guardiola'nın akl-ı selimi kaybederek zıvanadan çıkması ve en ciddi olay, Busquets'in Marcelo'ya ''mono'' yani maymun dediği iddiası... çirkinleşen, aşırı doza ulaşan El Clasico serisine bir noktada illallah dedirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Provokatörler bir yana, futbol gazete sayfalarında, basın toplantısı salonlarında ve yeşil sahada rahat koltuklara kaykılarak oynanmıyor. Televizyon ekranından bakıp eleştirmek, ahkam kesmek kolay ama bu kadarı da fazlaydı.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-5aWae-AwGaw/TcHW0rCQjKI/AAAAAAAAB-o/qEP6XgFAv7k/s1600/abidal.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 274px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-5aWae-AwGaw/TcHW0rCQjKI/AAAAAAAAB-o/qEP6XgFAv7k/s400/abidal.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5602995611819347106" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Hoşgeldin Abidal...!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Orijinal Konsept: Guardian - Five Things we learned from Premier League this weekend&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;05.05.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-7088315864132383419?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/7088315864132383419/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=7088315864132383419&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/7088315864132383419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/7088315864132383419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/05/el-clasico-dortlusunden-ogrendigim-4.html' title='El Clasico 4&apos;lüsünden Öğrendiğim 4 Şey'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Y-xX5-HqZYk/TcHXGFMV-nI/AAAAAAAAB-w/Qdz25GnlfNo/s72-c/el%2Bclasico%2Bheyecan%2Bendeksi%2Bx.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-2385870229749330347</id><published>2011-05-04T14:51:00.000+03:00</published><updated>2011-05-04T14:56:00.618+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye&apos;nin Futbolu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya&apos;nın Futbolu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ada Futbolu'/><title type='text'>Büyük Dinozorlar Çağı: IFABaurus!</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: verdana;font-family:times new roman;" &gt;Küre biçimindeki top, kale direkleri, düz ve yeşil bir arazi ve biraz beyaz toz Kraliçe Victoria Dönemi'nde de futbol oyunu için yeterliydi. Diğer gerekli unsur yalnızca insanlardı, bugün de öyle. Şükür ki büyük dinozorlar çağı halen sürüyor, şimdilik...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-vUFj6wcdTEg/TcEjjANoO9I/AAAAAAAAB-I/EuTf71Dn1xw/s1600/lampard%2B-%2Bgomes.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 222px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-vUFj6wcdTEg/TcEjjANoO9I/AAAAAAAAB-I/EuTf71Dn1xw/s400/lampard%2B-%2Bgomes.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5602798495685163986" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Gomes artık  topları ilk seferde tutsa daha iyi olur tabii...!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği üzere önümüzdeki hafta sonu Premier League'de sezon finali oynanacak. Geçtiğimiz cumartesi günü aralarındaki puan farkı 3'e düşen lider Man Utd ve takipçisi Chelsea, birbirleriyle karşılaşacaklar. United yüksek moral vaziyet ile gittiği Arsenal deplasmanından mağlubiyetle dönünce uzak ihtimal olarak görülen Chelsea'nin şampiyonluk şansı yeniden yükseldi, fakat epey tartışmalı şekilde. Zira Chelsea, Tottenham karşısında geri düştüğü maçı bir adet olmayan, bir adet de açık ofsayt olan golle çevirdi ve belki de bu yanlış kararlar ile şampiyon olacaklar. Diğer yandan CL bileti hayalleri suya düşen Tottenham üzgün ve kızgındı. Canı yanan menajer Harry Redknapp,&lt;span style="font-style: italic;"&gt; ''Teknoloji ile doğru kararı vermek beş saniye alır. İnsanlar bu hataların oyunun eğlenceli yanı olduğunu söylüyorlar. Olmayan bir gol, nasıl olur da oyunun eğlenceli bir parçası olabilir?'' &lt;/span&gt;dedi ve tartışmayı ateşledi.&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayın akşamında İngiltere'nin en çok izlenen futbol programı MOTD'nin yorumcu koltuğundaki Alan Shearer da üzerine basa basa, defalarca&lt;span style="font-style: italic;"&gt; ''Herkes gol çizgisi teknolojisinin gelmesini istiyor.'' &lt;/span&gt;dedi ve sözkonusu herkes'ler, peş peşe basında yazılarıyla yer aldılar. &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.guardian.co.uk/football/blog/2011/apr/30/chelsea-spurs-goalline-technology"&gt;Guardian'dan Paul Hayward bunlardan biri&lt;/a&gt;, konuya ilişkin en çok ses getiren yazılardan biri onunkisi. Bugün de bir haber çıktı ve FIFA'nın gol çizgisi teknolojisini bir sonraki sezon uygulamaya koyacağı yazıldı. Daha önceki haber, FIFA'nın iki sezon sonra isteyen ligin teknolojik ekipmanları denemesine izin vereceği şeklindeydi. Süreç hızlanmış ve &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/04/satacag-mal-olmayan-naylon-marka.html"&gt;Wayne Rooney'nin başına gelenler&lt;/a&gt; de eklendiğinde ''mobese futbol'' günleri başlamış görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaşırtıcı olan, sürecin eşik aşımlarını tetikleyen her iki pozisyonda da Frank Lampard'ın bulunması. Hafta sonu oynanan Chelsea - Tottenham maçında kaleci Gomes, onun şutunu yumurtladı. Geçtiğimiz Haziran'da da kaleci Neuer'i ve çizgiyi geçerek gol olan şut, yine Lampard'a aitti. Her ikisi de doğru kararlar ile sonuçlanmadı ve eminim, Lampard da yalnızca doğru olanı isterdi. Gariptir, her ikisi köşetaşı olay da İngiltere'nin, İngiliz bir oyuncunun başına geliyor ve futbolun karar alıcılar masasında oturan sekiz kişiden biri, İngiliz. Diğer üçü İskoç, Galli ve Kuzey İrlanda'lı, kalan dört delege ise FIFA'ya ait. IFAB'yi oluşturan bu komite, sekiz üyeden oluşuyor. Senede iki kez toplanıyorlar, futbol oyun kuralları üzerinde tam yetki sahibiler. Bir değişiklik yapılması için yeter sayı altı kişi, yani FIFA herhangi bir kuralı değiştirmek istiyorsa, en az iki British üyeyi de yanına almak zorunda. Bu geçmişte çok kolay olmadı, hala da kolay değil. İlginç ama, bela paratöneri İngiliz konservatizmi bazen işe yarayabiliyor!&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-paAzwmrKxrM/TcEjjAau1GI/AAAAAAAAB-Q/egH-WPmvh3o/s1600/lampard%2B-%2Bneuer.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 225px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-paAzwmrKxrM/TcEjjAau1GI/AAAAAAAAB-Q/egH-WPmvh3o/s400/lampard%2B-%2Bneuer.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5602798495740122210" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Futbol oyun kurallarına dair tutuculuğun temeli, geçtiğimiz günlerdeki şaşaalı düğün töreniyle yeniden trend olan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''İngiliz İmparatorluğu'nun Modern Dünya'yı Şekillendirmesi''&lt;/span&gt; iddiasına dayanıyor. Bu iddiayı bir durum tespiti olarak kabul etmemek mümkün değil, aynı şekilde bugünün İngiltere'sinin kraliyet düğünü propagandasında verilen imajın çok gerisinde olduğunu da. Kendilerine has kibirle en önemli yaratıları ve ihraçlarından biri olan futbolun şüpheye yer bırakmayacak bir formu olduğunu ve hikmetinden sual olunamayacağını düşünüyorlar. Bunu oyunu oynama biçimlerine ilişkin saplantılarında da görebiliyoruz, fakat o durum kazanamadıkça esnedi, esniyor. Küresel ısınma tartışmalarında herkesin sorgusuz sualsiz kabul ettiği &lt;span style="font-style: italic;"&gt;doğa dengesinin bozulması gerçeği&lt;/span&gt; gibi, oyuna yapılacak müdahalenin bu yaratılan futbol doğasını bozacağını düşünüyorlar. Haklılar, fakat bunun sebebi İngiliz üretimi oyunun ve kurallarının kusursuzluğu değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuralların ilk belirlendiği dönemdeki uygulamaların sebepleri ve değişikliklerin gerekçesine baktığımızda tetikleyici faktörün doğru/yanlış değil, oyuna ilişkin uzun süreli gözlem sonucunda oluşmuş yine oyuna dair artı/eksi olduğunu görüyoruz. Esasen oyunun büyüsünü yaratan dört ana faktör var: Ayakla oynanıyor oluşu, oyun alanının büyüklüğü, on bir kişiyle oynanması ve ofsayt kuralı. Diğer yandan kale vuruşunda ofsayt olmaması, ceza sahası içerisinden kullanılan serbest vuruşlarda ceza sahası içerisinde topa dokunamama zorunluluğu gibi başlangıçtaki ortaya çıkış sebebiyle bugünkü yararı bambaşka olan kuralların değişime uğramasının teklif dahi edilememesi bu bakışla pek mantıklı değil. Futbola ilişkin muhafazakarlığın getirisi, geçmişte oyun kuralları belirlenirken futbolun bir alt kültür olması durumuna karşın, bugünün futbolunun vahşi piyasa ekonomisinin boyunduruğuna girmesine karşı duruştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbolun insan üretimi, kerameti kendinden menkul kurallar dizisinin eksikleri olabilir. Mutlaka değişmesi gerekenler, fazlalıklar vardır. Fakat bu kurallar belirlenirkenki faktörler ile bugünküler çok başka. Esas çekince bu noktada ortaya çıkıyor ve çok izlenen, çok ilgi gösterilen maçlar için insan faktöründen öteye geçilerek topun çizgiyi geçip geçmediğini bir makinenin belirlemesi isteniyor. Aynı şekilde kamera saha içinde küfrettiğinizi yakalarsa, ceza alıyorsunuz; fakat bunların hiçbiri alt liglerde geçerli değil. Bunun anlamı, futbol maçlarının oyunun anayasası nezdinde önem sıralamasına tutulduğudur. Öyleyse gidin, hafta sonu amatör kümeden yükselme maçına çıkacak futbolculara oynayacakları maçın önemini sorun. Alacağınız cevaptan sonra kendinizden utanabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyden önce şunu kabul etmek gerekir ki, başta ofsayt kuralı olmak üzere hakemliği kusursuz bir uzmanlığı mümkün değil. (Gerçi bizim ülkede topun çizgiyi geçip geçmediğini kulübeden görebilenler var, Almeida'nın Karabük maçındaki golü sonrası...) En üstün nitelikli insan dahi, hakemlik hayatı boyunca yanlış ofsayt kararları verecek ya da açık ofsaytı atlayacaktır. Elinizde kalem çevirmek gibi, çok basit ama sonsuz bir yoğunlaşmayı gerektiriyor. Bir anlık dikkat kaybı her şeyin sonu olabilir ki, oluyor. İşi bu, yapacak; anlayışı makul değildir, zira böyle bir iş tanımı olamaz. İnsan sınırlarını aşan beklenti, oyunun artan hızıyla birleşince hakemlik müessesinin geleneksel yapısının yetersiz kaldığı söylenebilir. Bu kabul de edilebilir, fakat bunun çözümü makinede değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözüm, geçtiğimiz sezon uygulanmaya başlanan, bu sezon CL'de de denenen çizgi hakemidir. Asırlık hakem geleneğinin etkisiyle henüz geleneksel hakem triosuyla gereken birlikteliği kuramasalar da topun çizgiyi geçip geçmediğine kolayca karar verebilecek ve bu tür durumlarda doğru karar oranını %99'a çıkaracak olan beşinci ve altıncı hakemlerdir; çığırtkanlığı yapılan makine eldeki tek çözüm değil. Öte yandan basit bir iktisadi varsayım uyarınca, dünya genelinde gol çizgisi teknolojisi üreten iki adet firma var. Paranın kapitallere akışı yerine, uygulama tabana yayıldığı takdirde dünya genelinde çeyrek milyon insana hakemlik mesleği yoluyla iş kazandıracak, kendine hızlı zenginler yaratan futbol dünyasının kendi değerini aşan pastasının daha çok insanla paylaşılmasını sağlayacak olan ekstra hakem uygulaması tercih edilmesi gerekendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün elde yalnızca futbol dinozorları(!), IFAB'nin tutucu üyeleri kalmış durumda. Bunlara IFABaurus diyorum, epey sempatik görünüyorlar. Lakin bu kalenin de düşmesi yakın. Makine her kale direğine gelecek bu gidişle, ama sezonda iki kez işe yarayınca ancak varlığı bilinecek. Çünkü futbolun semirdiği Victoria Dönemi'nin karanlığı, bazen modern dünyanın sahte ışığından daha parlak olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Konuya ilişkin geçmiş yazılar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2010/08/gol-cizgisi-teknolojisi.html"&gt;Gol Çizgisi Teknolojisi&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2010/03/asistan-hakem.html"&gt;Asistan Hakem&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;04.05.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-2385870229749330347?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/2385870229749330347/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=2385870229749330347&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/2385870229749330347'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/2385870229749330347'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/05/buyuk-dinozorlar-cag-ifabaurus.html' title='Büyük Dinozorlar Çağı: IFABaurus!'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-vUFj6wcdTEg/TcEjjANoO9I/AAAAAAAAB-I/EuTf71Dn1xw/s72-c/lampard%2B-%2Bgomes.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-6834310149949043725</id><published>2011-04-26T20:19:00.006+03:00</published><updated>2011-04-27T13:28:20.683+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya&apos;nın Futbolu'/><title type='text'>Futbol Yabana Doğru Giderken En Büyük Kapışma: Real Madrid - Barcelona</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Barcelona ısrarla topa sahip olmak istiyor, Real Madrid ise bunu kendisi için avantaja dönüştürmeye çalışıyor. Zıtlıklar ve zekalar keskin ve artık favori yok. On sekiz günde dört El Clasico'nun son ikisi ve en vaatkar olanları, başlıyor...&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-aIUMSvT29Os/Tbb7NKPanrI/AAAAAAAAB9Y/PnzRqlo9kUw/s1600/jp1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 249px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-aIUMSvT29Os/Tbb7NKPanrI/AAAAAAAAB9Y/PnzRqlo9kUw/s400/jp1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5599939390187675314" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Alfredo Di Stefano'yu ben izleyemedim, bu yazıyı okuyanlardan da izleyebilen biri olduğunu sanmıyorum. Kendisi epey erken gelmiş bu dünyaya ve dönemini sallayıp, bizim gönül köşemizdeki pek hürmerperver koltuklardan birine oturuvermiş. Hocalığına ayrı saygılar; ama daha öteye geçiremiyorum kendisini ve onun gibi izleyemediklerimi, maalesef. Lakin şu maalesef, galiba biraz acabalaştı. Kendisi beş gün kadar önce Marca'daki köşesinden Jose Mourinho'nun Real Madrid'ine yönelik&lt;span style="font-style: italic;"&gt; ''kişiliksiz takım, kedinin oynadığı fare''&lt;/span&gt; yorumunu yapmışken, Copa Del Rey zaferi sonrası yine aynı köşeden &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Bu sonuç, Jose Mourinho'nun geldiğinden bu yana yaptığı çalışmaların ürünü, umarım uzun yıllar bizimle kalır.''&lt;/span&gt; cümlesini yazdı. Onursal Başkanlık makamına hürmetler, İspanya halkı unutkan mı yoksa? Sanırım yaşlılarına çok saygılılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Di Stefano, sert U dönüşü yerine yumuşak bir geçişi seçebilirdi. Mesela, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Şöför Mourinho yine kale önüne otobüsü parketti, muavin Ramos da kupayı otobüsün altına takoz olarak koydu.''&lt;/span&gt; diyebilirdi. Böylece bir taşla iki kuş vurmuş olurdu. Hem gerçek otobüsün altında ezilen 18 yıllık hasretliğin onurunu, hem de kendisini kurtarmış olurdu! Kabul, her söylediği olay olan Di Stefano'ların yeniden onaylanmaya, görüşlerinin takdir toplamasına ihtiyaçları yok; ama bu halde değerleri kendinden menkule dönüşüyor ve fikirler bir noktadan iki paralık olup, antipati topluyor. Jose Mourinho'nun maç sonrası söylediği &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''&lt;/span&gt;&lt;span class="status-body"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Geçenlerde biri benim futbolun değil, kupaların hocası olduğumu söylemişti. Teşekkürler, kupaların hocası olmayı seviyorum.''&lt;/span&gt; sözünün muhatabı olan Johan Cruyff da bir süredir bir kesimin gözünde, Simon Kuper'in dediği gibi, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''sürekli bir şeylerden şikayet eden tv figürü''&lt;/span&gt; olmuş durumda. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Ama bu isimler kimileri için yarı-tanrı, ya da Ajax başkanı Uri Coronel'in dediği gibi ''tanrının ta kendisi'' ve bu büyük rekabetin köşetaşları, hatta gerçek yaratıcıları, şüphesiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kontrast&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On sekiz günde dört El Clasico'dan öncesiyle bugün serinin ortasında bulunduğumuz noktayı karşılaştırırsak, belki biraz olsun Di Stefano'nun durumunu anlayabiliriz! Arsene Wenger'in deyimiyle &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ezeli rakibine sezonun ilk yarısında beş at&lt;span style="font-style: italic;"&gt;an &lt;/span&gt;kusursuz Barcelona dominasyonu,&lt;/span&gt; son haftalarda kendi standartlarının üzerinde olmayan bir formda seyrederek yarıştığı tüm kulvarlarda rakipleriyle arasına açık bi' mesafe koymuştu.  Bir tek Arsenal aykırı biçimde karşı çıkmaya niyetlenmişti, fakat bugün onlar ellerindeki her şeyi kaybetmiş durumdalar. Muhtemel istisna, artık belli belirsiz bir yele dönüştü. Geriye erken kaybedenler ve kafa tutup kazanamayanlar ordusu kalıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir ortamda Barcelona deplasmana gitti, maçı kazanmasa da ligi kazanarak Madrid'den ayrıldı. Tersten bakarsak Real Madrid o gün maçı kaybetmeyip, ligi kaybetti. Barcelona'nın sahada sekiz altyapı oyuncusu vardı, Real Madrid'in onbirinde ise altı oyuncu henüz kulüpte ikinci yıllarını doldurmamışlardı. Biri sürekli topa hakim oluyordu, diğeri cevap olarak topu ayağında istemiyordu. Böyle bir kontrast ortamında Copa Del Rey Finali'ne çıkıldı. Finalin atmosferinin yanında lig maçı, gazozuna gibi görünüyordu. Tek maçta kazanan her şeyi alır idi, aldı.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-9h3CLAsJ4W8/Tbb-VwncS5I/AAAAAAAAB-A/GF1oKFBAjvY/s1600/jp5.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 331px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-9h3CLAsJ4W8/Tbb-VwncS5I/AAAAAAAAB-A/GF1oKFBAjvY/s400/jp5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5599942836462832530" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Makineyi Yağlayan Guardiola vs. Mentör Mourinho Kaptan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık psikoloji, bakış ve şartlar farklı. Öncesinde, sonrasında ve sahada neler olmuş olursa olsun, bir sonraki kapışmanın en büyük faktörü, bir öncekinin skoru. Xavi de World Soccer Dergisi'ndeki röportajında, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Kazanmak omuzlarınızdaki yükü alıyor. Doğruları yaptığına kendini  inandırmanı sağlıyor ve insanlar sizi yeniden değerlendiriyor.''&lt;/span&gt; diyerek, başkalarını salt tabelacı olmakla suçlayanlarla hemfikir olmadığını ortaya koyarak, meselenin kendisi açısından çözülmüş olduğunu gösterdi. Aynı yaklaşım Guardiola'da da var ve Sid Lowe'ın sözleriyle, Cruyff'ün Barcelona makinesini Guardiola'nın pragmatizmi yağlıyor. Bu sezon başında &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://noatsamisa.blogspot.com/2011/02/futbolun-yeni-icatlar-alan.html"&gt;geçtiğimiz yıldan dersler çıkararak yeni bir düzen oluşturan&lt;/a&gt; Guardiola, bu kararları alırken en çok şuna önem verdi: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Topu geri kazanmak&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barcelona'nın pek çok pası dikine değil, alanı sürekli genişletmiyorlar ve yaptıkları her pas atağa yönelik değil; bunlardan ziyade ön alanda kazandığı her top, onların &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''hücum futbolu''&lt;/span&gt; amacı ve etiketinin ana dayanağı. Guardiola, rakiplerden öğrendikleri ışığında Messi'yi merkeze çekti, kenarlara topu kullanan değil, merkezden gelen topları değerlendiren oyuncular koydu. Böylece oyunu daha dar alanda oynamaya başladılar, oyun ağırlıkla ortadan oynanır oldu ve bu sayede kaybedilen topları geri kazanmak için daha kalabalık pres imkanı oluşturuldu. Artık onlar sadece en iyi pas yapan değil, aynı zamanda topu en çabuk geri kazanan takım. Artık eskisinden daha dirençli, daha güçlüler. Bu değişimle birlikte bugün dünyada taktik yenilik bayrağını onlar taşıyor, altındaki Guardiola imzasıyla... Lakin son iki maçın biri ezeli ve ebedi rakibe karşı kaybedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son karşılaşmalarında Pep Guardiola'yı mağlup eden Jose Mourinho'nun asla genel bir formülü olmadı, fenomeni yaratan onun bukalemun futbol fikri. Asla ve asla salt futbol üzerine bir uzman değil. Sergio Ramos'un &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Mourinho bu geminin kaptanı, onunla ölüme bile gideriz.''&lt;/span&gt; sözü ve Didier Drogba'nın, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Hayatımda üç kez ağladım. Biri çocukken, biri kız arkadaşımdan ayrıldığımda, diğeri ise Jose gittiğinde.''&lt;/span&gt; sözü, onun yarattığı farkın gözlemle edinilemeyen kanıtları. Zira son iki Barcelona maçına baktığımızda, sahada özel bir plan gördüğümüz söylenemez.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span&gt;Farkı yaratan, yüksek konsatrasyon ve hedefe yönelik motivasyondu.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Motivasyon: Daha Sert, Daha Dinamik, Daha Dirençli&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de farklara dikkat çekmek gerekirse Mourinho, sezonun ilk yarısındaki intihar maç planından sonra saha içi yerleşimini bu kez esnek tutmuştu. Ayrıca ilk maçtaki 4-2-3-1 dizilişini 4-3-3/4-5-1 olarak değiştirmiş, savunma önüne koyduğu ekstra oyuncuyla rakibe yerleşim farkından oluşan doğal alan bırakmamıştı. Maç başında ön alanda pres uygulattı, kısa süre sonra bu presi yarı saha önünde etkin top kullanan Xavi ve Iniesta'yla sınırlayıp, savunma hattını kendi kalesine yaklaştırdı. Maçı parçalara bölerek oynadı, ama Bernabeu'da bir anlık ön alan presi eksikliği, kırmızı kart ve gole mal oldu; fakat maç, sonrasında çok farklı gelişti. Biraz da Barcelona'nın coşku eksikliğiyle birlikte son yirmi dakika Real Madrid, etkileyici bir futbolla 1 puanı kurtardı. Mesut'u kazandı ve günün yıldızı Pepe'ye yeni bir rol biçildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Valencia'daki finalde Pepe artık savunma önünde değil, sol iç pozisyonundaydı. Savunma önünü Xabi Alonso kapattı ve böylelikle daha dinamik bir orta saha oluştu. Pepe'nin fizik gücü, markaj yetisi ve hırsı, orta alanda Barcelona'yı daha fazla pas hatasına zorladı. Bunu dışında tercihler üzerinden bir fark yarattığını söylemek zor, Pepe'nin maçın yıldızlarında olması ise pek oyun kuralları dahilinde değildi. İlk yarıdaki oyun, Mesut farkıyla birlikte açıkça Barcelona'ya kafa tuttu. Barcelona sürekli top sahip olmasına rağmen devre boyunca bu sezonki A planı üzerinden gole gidecek bir yol bulamadı, rakibin hatları arasına giremedi. Üstelik kendi kalesinde tehlikeler yaşadı.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-ZbAfv3dQgR4/Tbb7NdrYNWI/AAAAAAAAB9g/NjiAdPiqqJg/s1600/jp2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 237px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-ZbAfv3dQgR4/Tbb7NdrYNWI/AAAAAAAAB9g/NjiAdPiqqJg/s400/jp2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5599939395405231458" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bir Yeni Yaklaşım: Jose ''Derrida'' Mourinho&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tercih, bir hamle, bir özel oyuncu değil, Mourinho'nun yaklaşımıydı tüm bu pozisyonları üreten. Her zamanki gibi. Mourinho takımlarının en iyi yaptığı iş, hücumdan savunmaya ve savunmadan hücüma geçişlerdir, genelgeçer terimle &lt;span style="font-style: italic;"&gt;transitions&lt;/span&gt;. Onun oyunu geçişler üzerine kuruludur. Bu anlayışı daha iyi kavramak için şimdi bir an durup düşünelim: Xavi, Busquets'ten topu aldı. Iniesta'yı gördü. Pası alan Iniesta, topla birlikte sola doğru birkaç adım atıp, sağdan çapraz koşu yapan Villa'yı gördü. Topu araya doğru yuvarladı, ama Ramos bu pası sezdi ve top yolu yarılamışken, topun gittiği noktaya ulaştı. Bu anda zamanı durduralım. Şu anda kim atak yapıyor, kim savunma yapıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesin olan şu ki, Barcelona şu anda topu kaybetti. Fakat bu anda oyuncuların tamamı hücum pozisyonlarında bulunuyorlar. Real Madrid ise topu kazandı, ama oyuncuların tamamı şu anda savunma pozisyonundalar. Sahanın geneline baktığımızda an itibariyle atak ve savunma iç içe, bir bütün halinde. İşte bu tip, hücum-savunma ikili karşıtlığına girmeyen, arada kalan anlar üzerine Mourinho yıllardır kafa yoruyor. Kendi sözleriyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Bu geçiş periyotları çok kısa sürer, aksiyonu tamamlamak için en fazla üç ya da dört saniyeniz vardır. Eğer yüksek kalitede oyunculara sahipseniz, hepsi aynı anda aynı şeyi düşünürlerse oyunda ve hareketlenmelerde duraksama olmaz. Sonuca ulaşırsınız. Maçlardaki belirleyici anlar, bu anlardır.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun futbola getirdiği yenilik, ülkemizde sıklıkla Christoph Daum'a atfedilen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''futbolun geleceği kontra atak''&lt;/span&gt; sözü üzerinden de okunabilir. Kontra atak bir reaktif yoldur ve doğası gereği bir proaktife ihtiyaç duyar. Fakat geçiş periyotları yaklaşımı, oyuna hücum-savunma karşıtlığına ek olarak üçüncü bir yön kazandırıyor. Barcelona'nın Camp Nou'da Arsenal'e attığı ilk gol (Fabregas'ın pas hatası) gibi, bazen topa sahip olmamak, olmaktan tehlikeli olabilir; ya da tam tersi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uygulamada ise Real Madrid'in sıklıkla Barcelona'nın sağ bek ve sol bek bölgesini hedeflediğini görüyoruz. Topu kazandıkları anda rakibin hücum pozisyonlarındaki iken en kırılgan olduğu bölgeler, öne kalan beklerin alanları. Sözkonusu boş alanda çabucak hızlanabiliyorlar. Bilhassa bir hücum oyuncusu olarak oynayan Dani Alves'i daimi çıkışları, son maçın yıldızı Di Maria tarafından Real Madrid adına silaha dönüştürüldü. Nitekim gol de bu bölgeden yapılan ortanın, ters kenardan koşuyla desteklenmesi sayesinde geldi. Tekrar vurgulamak gerekirse, bu yaklaşım rakibin Barcelona olmasına özgü bir tercih değil. Daha geniş ifadeyle Mourinho takımlarının her zaman en iyi yaptığı iş, çabucak savunma pozisyonu almak ve kısa sürede uzun mesafeler katederek gole ulaşmak olmuştur. Reaksiyon üzerine kurulu, olumsuzcu bir hoca olarak kötü şöhretlendirilse de, bu anlayış ona bir üstü kapalı proaktif nitelik kazandırıyor.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-Rv3aO7MTr6o/Tbb-V68xy7I/AAAAAAAAB94/jk6O4ZAHnew/s1600/jp4.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 265px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-Rv3aO7MTr6o/Tbb-V68xy7I/AAAAAAAAB94/jk6O4ZAHnew/s400/jp4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5599942839236676530" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Plan A, Plan B...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hocaların zihinlerinde bunlar olurken, sahada Pepe ve Arbeloa kırmızı kart görmüş olabilirdi. Barcelona'nın yavaşlatılan oyun planı, ikinci devre pres gücü düşen rakibine karşı yirmi dakikalık uzunca bir periyotta tekrar hızlanıp çok net pozisyonlar buldu, ama Casillas direndi. Maç boyunca sayısı beşi geçmeyen bu karar pozisyonlarından birinde olan-biten Barcelona'dan yana gelişse idi, tabela mutlaka farklı olurdu. Öyleyse ilk iki maçtan çıkacak sonuç üzerine Guardiola'nın bugün için bir karar vermesi gerek: Yavaşlatılmasına rağmen çalışan A planında ısrar mı, yoksa bir yeni opsiyon mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunu merkeze sıkıştıran Barcelona'nın son finalde yaşadığı problem, oyuncuları birbirine çok yakın oynayan Real Madrid'e karşı çok dar bir alanda kalmaktı. Bunun sebebi, derinde kurulan savunmanın, takımın X-faktörü Alves'in savunma arkası koşularını engellemesi ve sahada oyunu kenarlara genişletecek, son çizgiye doğru top taşıyarak rakip savunmanın dengesini bozacak bir oyuncu bulunmayışı idi. Bu bilinçli tercih normalde bir güce dönüşüyorken, aşırı organize Real Madrid'e karşı hücumda eksiklik olarak ortaya çıktı. Guardiola, oyunun devamında Afellay ile bu sorunun üstesinden gelmek istedi ve biliniyor ki, eğer yazın Fabregas gelmez ise, Barcelona bir sol forvet alacak ve bu oyuncunun Gareth Bale olma ihtimali yüksek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En Büyük Kapışma&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın Real Madrid'de Carvalho ve Khedira yok. Bu durumda Pepe'yi klonlamak gerek! Onun stopere dönüşü, son performanslarıyla uzak ihtimal. Savunma tandemine Albiol'un geçişi ve Diarra'nın orta sahaya konulması muhtemel. Mesut yine doksan dakika sahada kalmayacaktır; oyunun başında mı, sonunda mı kullanılacağı belirsiz. Barcelona'da ise Abidal ve Adriano yok, Maxwell'in durumu şüpheli. Eğer o da olmaz ise Mascherano'nun takıma girmesi beklenebilir. Diğer yandan bu hafta gol atsa da epeydir formsuz olan Villa'nın yerine Iniesta'nın alan yaratma problemini çözmek adına sağa  çekilmesi ya da Messi'nin maçın devamında Villa'yla yer değiştirmesi  düşünülebilir. Tahmin ediyorum ki Guardiola, son maçın ikinci yarısında  iyi giden işler üzerine yine A planına güvenecektir. Oyunun devamı için  de yeni planlarını şimdiden cebinde olmalı. (Bu yazı yazıldıktan sonra Iniesta sakatlandı.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki takımın da çok önceden yaptığı seçimler var, bugün yaptığı ve yapacağı seçimler var. Nihayetinde diyorlar ki, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;oynadığım bu futbol benim seçimim!&lt;/span&gt; Onları yargılamak yerine, ortaya konulana ve sebeplerine bakalım; bu bize gerçek yargıyı verecektir. Hepsinden önemlisi, çok keyifli ve heyecan dolu bir seri bizi bekliyor. Futbol, onlarla birlikte yabana doğru gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Not: Jose Mourinho'ya Derrida adının yakıştırılmasının sebebi, görüşleri  edebiyat, güzel sanatlar ve mimari gibi pek çok alanı etkilemiş olan  Fransız filozof Jacques Derrida'nın içerisinde ''varolanı ayrıştırarak  yıkıp, yeniden yapma'' düşüncesini barındıran yapıbozum (dekonstrüktivizm) fikrinin, modern futbola Jose Mourinho tarafından uyarlanıyor olmasıdır. Gençliğinde futbol oynayan Derrida'nın futbol üzerine söylenmiş sözler seçkisinde sıklıkla karşılaşılan&lt;span style="font-style: italic;"&gt; ''Taç çizgilerinin ötesinde hiçbir şey yoktur.''&lt;/span&gt; sözü, onun fikrinin mottosu olan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Metnin ötesinde hiçbir şey yoktur.''&lt;/span&gt; sözüne kaynak olan düşünceleriyle birlikte değerlendirilirse, kastedilen anlama yaklaşılması ve yukarıda bahsedilen Mourinho yaklaşımının daha iyi anlaşılması mümkün olabilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kaynakça: Sports Illustrated, Marca, Critical Football&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;CL 2011 Yarı Final #1&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;27.04.2011 Salı - 21:45&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;Real Madrid - Barcelona&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26.04.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-6834310149949043725?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/6834310149949043725/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=6834310149949043725&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/6834310149949043725'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/6834310149949043725'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/04/futbol-yabana-dogru-en-buyuk-kapsma.html' title='Futbol Yabana Doğru Giderken En Büyük Kapışma: Real Madrid - Barcelona'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-aIUMSvT29Os/Tbb7NKPanrI/AAAAAAAAB9Y/PnzRqlo9kUw/s72-c/jp1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-4229856860097223174</id><published>2011-04-25T08:00:00.001+03:00</published><updated>2011-04-25T08:10:31.749+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dünya&apos;nın Futbolu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ada Futbolu'/><title type='text'>Sinir Bozucu Logos'a Karşı Sevimli Kaos: Schalke - Man Utd</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: courier new;font-family:verdana;" &gt;Yıllar boyunca yarışmacı olan ve öyle kalan bir takım, yıllarını büyük yarışma içerisinde geçirmiş bir oyuncunun siklet düşünce keşfettiği huzur ve sürpriz yarı final: Schalke - Man Utd... Bir yandan da eski tüfek, altı patlara karşı.&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-kVgNJXUj-tw/TbTDa007qPI/AAAAAAAAB9I/P1SEHRF0mnM/s1600/sir%2Bbaba.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 309px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-kVgNJXUj-tw/TbTDa007qPI/AAAAAAAAB9I/P1SEHRF0mnM/s400/sir%2Bbaba.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5599315102353041650" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu dünyada değişmeyen iki değil, üç şey var. Biri değişimin kendisi, diğeri Sermet Erkin ve son olarak Manchester United'ın geç gelen galibiyet golleri. Sinir bozucu, artık alışıldığından hayret verici değil... denilse de başka takımların Javier Hernandez'i bile yok. Bu hafta yine son dakikalarda attıkları galibiyet golüyle kazandılar, Arsenal kaybetti ve zirveyi bırakmaları mucizelere kaldı. Son on sekiz yıldaki on iki şampiyonlukları olacak, geçen haftaya kadar treble'a gidiyorlardı. Eğer mümkün olursa son üç sezonda ikinci kez CL Finali'ne çıkacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alex Ferguson takımın başına geldiğinde takım yirmi ikinci sıradaydı, öyle şampiyonluktan şampiyonluğa koşuyorken ''haydi, bekleyelim'' demediler; ama tabii bir dahi ile karşılaşan herkes fazla düşünmeliydi. Öyle yaptılar ve bugün Manchester'ın kırmızı yakasına gerçek bir logos (düzen) hali hakim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Schalke ise sezon başında, son beş yılda üç kez başardığı lig ikinciliği derecesini artık bir adım öteye götürmek istiyor, elli yılı aşkın süre sonra Bundesliga şampiyonu olmak istiyordu. Sezona bir kamyon adam gönderip, bir kamyon adam alarak başladılar. Yeni gelenler, mutlaka gidenlerden daha fazlasına sahip oyunculardı, fakat ilk beş hafta tek bir puan alamadılar. Bunalımdan çıkışı Şampiyonlar Ligi sağladı, ligde yavaş yavaş yukarılara tırmanırken CL'de grubu lider tamamladılar. Sonra karşılarına Valencia geldi ve Raul bu seriye dair, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''bu maça 'bakalım, iyi oynarsak ne olacak?' diye çıktık''&lt;/span&gt; diyordu. İyi oynadılar ve Felix Magath gitti. Akabinde kupanın son sahibi, ama erozyonlu Inter'e beş attılar ve Milano'nun mavi yakasında bir heyelan yarattılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya Kupası'nda finaldeler. Raul'e sahipler, ama takımın en büyük starı ve kalecisi Manuel Neuer yeni sözleşmeye imza koymadı, geçtiğimiz günlerde sezon sonunda ayrılacağını açıkladı. Ruhr Derbisi'ni sarı yakası Dortmund kısa zaman önce dibe vurduktan sonra Schalke'nin niyetlendiği şampiyonluğa koşuyor, Schalke ligde orta sıralarda ve bu haftasonu da Kaiserslautern'e evinde kaybetti ama CL'de finale yürüyor!? Nasıl oluyor? Ama yine her galibiyeti tribünleriyle bütünleşerek kutluyorlar, el ele. Bu kaos (karışıklık) ortamı, yeni model ülke Almanya'nın futbol ortamının büyüsünün de etkisiyle pek sürprizli, pek sevimli görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Football is coming home!!!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/--5k8ZJLVymM/TbTDa5xwwFI/AAAAAAAAB9A/BkoMm-0v5y0/s1600/raul%2B2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 262px;" src="http://2.bp.blogspot.com/--5k8ZJLVymM/TbTDa5xwwFI/AAAAAAAAB9A/BkoMm-0v5y0/s400/raul%2B2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5599315103681921106" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Daha iyi bir &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://v.youku.com/v_show/id_XMjA4ODY5MjA0.html"&gt;futbol şarkısı&lt;/a&gt; var mı ki? Şampiyonlar Ligi Finali sekiz yıl sonra yeniden İngiltere'ye dönüyorken Euro 96'nın resmi şarkısını bir kez daha hatırlamak iyi olabilir. Son iki yılda ana damarın Madrid - Barcelona eksenine kayması nedeniyle finalde iki İngiliz ihtimali düşüktü, ek olarak kura da buna izin vermedi. Şimdi sezonun finali, Nisan sonu - Mayıs başı periyodundayız ve sezon boyunca ortaya ne konulduysa, artık bir fazlası konulacak ve hasat toplanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;United geçen sezon bu dönemde tüm sezonu kaybetmişti. Wayne Rooney'nin on günlük yokluğu, hem CL'ye hem de lige mal olmuştu. Bu sefer de aynı tehlike kapıda ve Alex Ferguson uyarıyor: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yine Almanlar!&lt;/span&gt; İngiltere'de düzenlenen Euro 96'yı Almanlar'ın kazanması ve geçen sezon yarı finalde Bayern'in umulmadık iki maç sonunda Man United'ı saf dışı bırakması, Alex Ferguson'u ihtiyata sevk ediyor olmalı. Üstelik rakibin sağı solu hiç belli olmuyor. Yıllar boyu Güney Kore'de üç öğün yeşil soğan yemekten güdük kalan stoperlerin üzerinden bam bam kafa vuran Brezilya'lı santrafor Edu'nun Inter'e sürprizi gibi, tüm bu kaotik genel tablonun içinde hep garip ve iyi şeyler olmaya devam ediyor. Ayrıca Ralf Rangnick'i kulübede görünce, bir durmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;- ''Hocam, saygılar! Ben müridiniz olmak istiyorum!&lt;/span&gt;''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obsesif hocaları kerameti kendinden menkul şahısların elini eteğini öpenlere benzetebilir miyiz, bilmem. İnsafsızlık olur, her sebze mevsiminde güzeldir ve biraz delilik iyidir. Ralf Rangnick de futbolun şeyhleri sayabileceğimiz, ama okuyup üfledikleri takımları vaktiyle uçuran Lobanovski, Sacchi ve Zeman hayranı; tıpkı Sacchi ve Zeman gibi profesyonel futbolculuk geçmişi olmayan, aklını bu üç hocanın ortak takıntısı olan ön alanda presle bozmuş, Profesör lakaplı biri. Futbol teorisi üzerinden oyuna yeni bakış akımının mutlak idolü, ailesini tatile götürme vaadiyle Zeman'ın Foggia'sının idmanlarını izlemeye götüren kaçık bir futbol düşünürü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışmalarını rakiplerin ve maçların analizini üzerine yoğunlaştırmış olmasıyla müridi olduğu pürist'lerden ayrılıyor, böylece yeni çağa ayak uyduruyor. Bugün CL yarı finalini arefesinde, daha önce tatmadığı duyguları yaşıyor ve buraya kendi çabasından çok, bir fırsat üzerine geldi. Her ne kadar iki maç sözkonusu olduğunda çokça şans olabilir, ama bu seviye bambaşka bir seviye. Onun bugün yarı finale çıkışı, bir noktada kendi şansı; zira kimse Inter'e şansa beş atmaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alex Ferguson O'ndan Öğrendi ve Öğretti: Raul Anlatıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-J-qq-OpjpG8/TbTF8Kef49I/AAAAAAAAB9Q/5Crr6-mWZUQ/s1600/raul3.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 188px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-J-qq-OpjpG8/TbTF8Kef49I/AAAAAAAAB9Q/5Crr6-mWZUQ/s400/raul3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5599317874123465682" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kuşkusuz Schalke'nin Inter'e beş atmasında da, tüm bu kaos ortamında bir yandan iyi giden işlerde en büyük güç aldığı isim, burada da yıllardır oynadığı gibi oynayan Raul. Halihazırda CL tarihinin en çok maç oynayan ve en çok gol atan (71 gol) oyuncusu, 33 yaşında 385 gol sahibi bir efsane. Futbol tarihinde tartışılmaz bir yeri var, bunun yanı sıra vaktiyle Manchester'ın kalbinde açtığı bir yara ve gösterdiği yeni bir yol var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir öncesi sezon treble yapan Manchester United, 99/00 CL çeyrek finalinde Real Madrid'le karşılaşıyordu. Bernabeu'daki ilk maç 0-0 bitmiş ve Raul, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''United beni korkutmuyor!''&lt;/span&gt; demişti. Gerçi şimdi bunun abartılı bir söz olduğunu söylüyor, ama o gün Old Trafford'da iki gol atarak United'ı yıkmıştı. Deplasmanda 0-3 öne geçtiler. Birini Keane kendi kalesine attı, diğer ikisini Raul attı. Uzak köşeye plase ve Redondo'nun unutulmaz bacak arası çalımını tamamlayan arka direk koşusu... Alex Ferguson, bu maçın ardından bir daha asla sezonun A planı ve kupalar yolundaki ideal tertip olarak çift santraforlu takım kurmayı düşünmedi. Kırmızı'larda özgüven bakidir, değişmez. Üzerlerinde galibiyet gömleği vardır, kolay kolay çıkmaz. Ama Raul, bir bakıma o gömleğin nasıl giyileceğini değiştirdi. Ardından gollerine devam etti ve şimdi Schalke'de tavşanlara yem verip, fidan budayarak yaşıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Sene başında Man Utd'a gelebilirdim. Ferguson'la doğrudan görüşmedim, ama kulüple aramızda kontak vardı. Ama ben başka bir şey istiyordum, ve bunu Schalke'de buldum. İnsanlar sokakta yürüken beni durduruyorlar, 'teşekkür ederiz, buraya geldiğin için teşekkürler, bu kulüpte oynadığın için teşekkürler' diyorlar. (...) Real Madrid'de yükümlülüklerim vardı ve ayrıca kaptandım. Artık hiçbir ekstra sorumluluğum yok, sadece futbol var. Orada maç kazanmak bir yükümlülük idi, ama burada öyle değil. Her galibiyet bir partiye dönüşüyor, insanlar minnettar ve hep arkamızda.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Schalke taraftarı gel-git'ler nedeniyle aklını kaçırmış olabilir mi? Almanya tribünlerini genel havası bu ve Veltins Arena'nın yeri, bu güzel, hakkında hep iyi şeyler söylenen kültür ortamı içerisinde şüphesiz yüksekte. Belli ki oradakiler, ''bu maçı kazanacağız da ne olacak?'' demiyorlar; yıllardır şampiyonluğunu gözledikleri takımları alt sıralardan kurtulurmaya çalışırken de haz alabiliyorlar. Boşuna futbolun -her açıdan- yeni model ülkesi değil, olumsuzculuk oralara pek uğramıyor. Ama bundan da önemlisi, tabii Raul açısından, Raul'e hastalıklı duyguların yanaşmıyor oluşu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Buraya gelmemde CL fırsatı tabii önemli bir sebep, ama asıl fark Magath'ın bana güveniydi. Bana sürekli oynama ve yarışma içinde kalma fırsatı verdiler, Schalke'yi bunun için seçtim. Ben bu işi, futbolu seviyorum. Futbol benim hayatım. (...) Futbolu bırakan bazı dostlarımla görüşüyorum, diyorlar ki günde iki saat spor yapıyoruz, on kilometre konuşuyoruz. Ama hala top oynuyor olsalardı günde on dakika koşmaktan şikayet ederlerdi! Eğer ağır sakatlıklardan kaçmayı başarmışsanız ve vücudunuz iyi durumdaysa oynamaya devam edebilirsiniz, tabii futbolu seviyorsanız.''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son 8 yıl önce CL yarı finali oynayan Raul, aynı sezonun çeyrek finalinde toplamda 6-5 biten efsanevi Man Utd çeyrek final serisinin 3-1 biten ilk maçında da Man Utd'a iki gol atmıştı. Alex Ferguson, bu maçtan sonra Galacticos'u bir yana bırakmış ve Raul için&lt;span style="font-style: italic;"&gt; ''dünyanın en iyisi'' &lt;/span&gt;demişti. İkinci maçta sakatlığı nedeniyle oynayamadı, ama boşluğunu hat-trick yapan Ronaldo doldurmuştu. 2003'te Old Trafford'daki finale gidememişti, bu kez de Wembley'e iki maç uzakta duruyor. Fakat karşılarında tastamam bir takım var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Taktik: Man Utd'ın Aktif Savunma Yaklaşımı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Man Utd bu hafta, uzun süredir olduğu gibi yine düz dörtlü orta saha ve önünde Rooney - Hernandez ikilisinin olduğu 4-4-1-1 ile oyuna başladı. Fakat gol gelmeyince ilkin Evra girdi, O'shea çıktı. Sonra Owen girdi, Nani çıktı ve Rooney sola geçti. Bu hamle de kenarları yeterince hareketlendirmeyince, Gibson çıktı ve oyuna Giggs girdi. Rooney'nin yeni pozisyonu ise artık orta sahada Anderson'un partnerliğiydi. Sol kanat müthiş bir işlerlik kazandı, nitekim sola yığılan Everton savunma konsantrasyonu, sağı biraz savsakladı ve Valencia'nın art arda yaptığı iki gollük ortadan biri gol oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir ilk değil. Giggs'i sol beke çekmek, aynı anda dört santraforla oynamak da dahil; Alex Ferguson gerektiğinde her riski alabiliyor. Oyunun son bölümünde çok sayıda hücumcu ile oynamaktan çekinmiyor, çünkü takımın sahip olduğu soyunma odası birlikteliğinin ve özgüvenin yanı sıra çok önemli bir güvencesi daha var. United arka alanında öyle bir direnç varki, rakipler tuzak kurmalarına rağmen özellikle Old Trafford'daki maçların son bölümünde Van der Sar'ı neredeyse hiç göremiyorlar. Cumartesi günü de aynısı oldu. Aşağıdaki video bu sezon ligde oynanan ve bu pozisyonların akabindee muhteşem Rooney golü sayesinde 2-1 United galibiyetiyle biten City maçından, izleyelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;iframe src="http://player.vimeo.com/video/22818268?title=0&amp;amp;byline=0&amp;amp;portrait=0" frameborder="0" height="331" width="500"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center; font-weight: bold;"&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/22818268"&gt;http://vimeo.com/22818268&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Görüntüdeki ilk City atağında Vidic önde hamle yaparak tehlikeyi önlüyor ve atak başlatıyor. United bu dakikalarda tümüyle atak halinde. Giggs, Berbatov ve Rooney sahada, hücumlarda rakip ceza sahasında en az beş kırmızı formalı oyuncu oluyor. Atak dönüyor ve City hücumu başlıyor. Vidic topa sahip olanı karşılıyor, O'shea arkadan gelen Dzeko'yu kovalıyor ve orta saha atıl pozisyonda iken Smalling, Silva'nın pas kanalını markajla kesip, atağı tazeliyor. Yine çok adamla çıkıyorlar ve bu kez dört kişi ileride kalıyor. Sol dipte iki orta saha oyuncusu Scholes ve Fletcher'ı ekarte ettikten sonra artık rakip savunma önündeki bomboş alan tamamen Tevez'e ait. Lakin dörde dört gelişen atakta, City tehlike dahi üretemiyor. Kadife ayaklara karşı savunma dörtlüsü öyle bir pozisyon almış durumda ki, tüm pas ve dribling kanalları tıkalı. Hem topa basıyorlar, hem pas kanallarını kontrol ediyorlar, hem de markaj yapıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ve benzeri sahneleri pek çok United maçında görebilirsiniz, bu video sadece bir örnek. Bu tür durumlarda pek çok takım ya yalnızca topa basar ya da kaleye en yakın oyuncuya göre pozisyon belirleyip, onu ofsayta düşürmeyi planlar. Man Utd'da ise ofsayt, savunmacıların umrunda değil. Mutlaka onlar da kendi takımları atakta iken alan daraltıyor, öne çıkıyorlar. Ama top rakipte iken hep aktif savunma halindeler. Topa sahip olana baskı yapıyorlar, aynı zamanda pas kanallarını da tıkıyorlar, gerektiğinde geri kaçıyorlar. Aynı yaklaşımın savunucusu ve çizgi savunma destekli ofsayt taktiği karşıtı Serpil Hamdi Tüzün Hoca'nın dediği gibi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;''...Öncelik, yani tehlike topa sahip alan oyuncu ile ondan topu alabilecek olan diğerleridir. Bunlara dikkat edilmelidir, sağındaki solundaki kendi takım arkadaşlarının konumuna değil!''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçerisinde farklı savunma metodları arasında geçişi barındıran ve doğru karara dayana daimi aktif savunma yaklaşımı, Man Utd'ın başarısının anahtarlarından biri. Takım savunması arıza yapsa da arkadaki stoperler öylesine zeki, doğru yaklaşım sahibi ve üstün nitelikli ki, alan-adam geçişlerinde sıklıkla doğru kararı vererek orta sahadan katkı alamasalar bile tehlikeyi savuşturabiliyorlar. Toy stoperler Evans ve Smalling, Vidic ya da Ferdinand'ın yönetiminde parlıyor, sezon boyunca işi kotarıyorlar. El hareketleri, yönlendirmeler, liderlik ve topsuz - toplu muhteşem oyun becerisi... Vidic ve Ferdinand eşsiz, onların dünya çapında muadili sayılı. Bu ikili birlikte oynadığında United'ın galibiyet oranı %90'lara çıkıyor. Aktif savunma yapmak için de böyle oyunculara ihtiyacınız var ve Ferguson da bu oyuncuları buluyor, hazırlıyor, eğitiyor, oynatıyor.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-2ujoygHP3U4/TbTDatJ0nDI/AAAAAAAAB84/ZBk3WtARIH8/s1600/raul%2B1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 229px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-2ujoygHP3U4/TbTDatJ0nDI/AAAAAAAAB84/ZBk3WtARIH8/s400/raul%2B1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5599315100293176370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Salı akşamı sinir bozucu logos'un menajeri Alex Ferguson'un ne oynatacağı büyük ölçüde belli, sorular sevimli kaos'un hocası Rangnick'e soruluyor. Profesör'ün mutlaka bir sürprizi vardır, fakat yeter mi? Bilinmez. Raul mutlaka herkes gibi Wembley'de olmak istiyor, fakat ondan önce bu maça dair bir ekstra motivasyonu var: Ryan Giggs ile forma değişmek. Onlar belki asla en iyi olamadılar, ama Raul ve Giggs, kesinlikle bugünün BÜYÜK futbolcuları. Siz hep oynayın, e mi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;CL 2011 Yarı Final #1&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;26.04.2011 Salı - 21:45&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;Schalke - Man Utd&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Noat Samisa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25.04.2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2284909480238369992-4229856860097223174?l=noatsamisa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noatsamisa.blogspot.com/feeds/4229856860097223174/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2284909480238369992&amp;postID=4229856860097223174&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/4229856860097223174'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2284909480238369992/posts/default/4229856860097223174'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noatsamisa.blogspot.com/2011/04/sinir-bozucu-logosa-kars-sevimli-kaos.html' title='Sinir Bozucu Logos&apos;a Karşı Sevimli Kaos: Schalke - Man Utd'/><author><name>Noat Samisa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02861568704821613655</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_lqCZKuKRgpc/Sv1bMCWycpI/AAAAAAAAAAM/djFp-s_r6QM/S220/desenho01.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-kVgNJXUj-tw/TbTDa007qPI/AAAAAAAAB9I/P1SEHRF0mnM/s72-c/sir%2Bbaba.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2284909480238369992.post-6388986480022058632</id><published>2011-04-14T01:32:00.006+03:00</published><updated>2011-04-14T02:38:49.323+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye&apos;nin Futbolu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Burak Yılmaz: Beklenen, İstenmeyen, Şampiyon(luktan) Eden ve Öğrenen</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Sezonun adamının hala kendisini kabul ettiremedikleri var, ama bunu umursadığını sanmıyorum. Bu sezon onun en çok umursadığı şey, şüphesiz gol atmak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-yv4wX9c4FGA/TaYuCw2v38I/AAAAAAAAB8w/Y8bIt2xUxRA/s1600/burak.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-yv4wX9c4FGA/TaYuCw2v38I/AAAAAAAAB8w/Y8bIt2xUxRA/s400/burak.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595210212063567810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;'' - Hocam, vallahi ben o zamanlar da iyi topçuydum! ''&lt;br /&gt;'' - Futbolcu evladım, futbolcu...''&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray deplasmanında attığı golle Trabzonspor'u yeniden zirveye çıkaran genç adam, attığı golden sonra elleriyle kalp çizerek &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Anneee! Annee!''&lt;/span&gt; diye bağırdı kameranın önünde. Hafta içi kendisi için endişelenen annesine hediye etti bu maç kazandıran golü; belki de ona kesintisiz destek olan tek insana. Çünkü Burak Yılmaz yıllarca beklendi, istenmedi, şampiyonluktan etti; ama artık öğrendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Beklenen&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burak Yılmaz denilince akla ilk olarak, -belki artık geçen sezonun son haftasında attığı gol geliyordur- bundan yaklaşık beş yıl önce Dolmabahçe'de olanlar gelir. Sezonun ikinci maç haftasında muhteşem bir futbol oynayan Burak Yılmaz, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Ronaldo Burak''&lt;/span&gt; yakıştırmalarıyla yeni bir heyecanla sezona giren Beşiktaş'ın umudu olmuştu. Fakat bunu pek kimse hatırlamaz, malum pozisyonu ise üzerinden uzun zaman geçmiş olmasına rağmen kare kare hatırlayan pek çok kişi olduğundan eminim. Hatırlamayanlara yardımcı olmak gerekirse, soldan İbrahim Üzülmez ortalamış ve Burak Yılmaz topu eliyle kontrol ederek Beşiktaş'ı öne geçirmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basit bi' futbolcu fırsatçılığı ve hakemlerin gözden kaçırması, olacak iken ve henüz sezon başı olmasına rağmen ortalık karışmıştı. Bir önceki sezondan kalma &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Konya'da AnELka vak'ası&lt;/span&gt; (kabul, pozisyonda faul var), yakın zamanda bir elle kontrol ve bir yalan penaltı olayından mimli Marcio Nobre'nin Beşiktaş'a transferi ve oluşan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;EL Değmemiş Temiz Lig&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Cephesi&lt;/span&gt;, henüz Ağustos ayında ülke futbol ortamının karışmasının sebepleriydi. Tüm bunlara Beşiktaş YK'sı ve taraftarının çokça elalem ne der kaygısıyla 21 yaşındaki futbolcusunu yok etme teşebbüsü eklenince, acı son biraz ertelense de, gecikmedi. Bir gece ansızın, bizim gibi onun da TV'den öğrendiği üzere, Burak Yılmaz takas sonucu Manisa'ya doğru yol aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burak Yılmaz'ın Manisa'ya transferi sürgünden çok, gecikmiş bir seyahattir. Zira Beşiktaş'a gelmeden evvel, o dönem Manisaspor'un başında olan Ersun Yanal'ca istenmiş, üstelik bir transfer dönemi öncesinde çok cazip bir teklif yapılmıştı. Aynı günlerde Richard Bettoni önderliğindeki Beşiktaş/Tigana scout'larının takibine giren Burak, eski Beşiktaşlı futbolcu olan babası Fikret Yılmaz'ın da etkisiyle, kafasına Beşiktaş'a gitmeyi koymuştu. Dönemin Antalyaspor antrenörü, sportif direktörü ve CEO'su olan Yılmaz Vural, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;''Biz Burak'ı 2 milyon dolar + 4 oyuncu karşılığına Vestel Manisaspor'a  vermedik. Sonradan Beşiktaş'a 1 milyon 750 bin YTL’ye gönderdik. Aslında maddi  anlamda büyük bir kaybımız söz konusu. Ama biz Burak'ın önünün  açılması için bunu yaptık. Çünkü burada kalmayı ve Manisa'ya gitmeyi  istemiyordu. Biz onu 6 ay daha takımda tuttuk, milli takımlara kadar  yolladık ve sonrasında Beşiktaş'a verdik.''&lt;/span&gt; demişti.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-4gKpnVWbkt0/TaW_zd8lzFI/AAAAAAAAB8I/r3psHb_Z3EM/s1600/burak1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:5px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand
